Eğitimde “eğitimli” olabilmek | Eğitim Üzerine – 1

Eğitim çalışmalarında şunu unutmayalım; yeni çalışmalarda “yoğurdu üfleyerek yemeliyiz”, “milli ve sürekliliği olacak bir model” konusunda mutmain olmadan yola çıkmamalıyız. Asıl problem, asıl atlanılan nokta burası..!

Eğitim üzerine-1

Bizlere ilk buyruğu “oku..!” olanın adıyla.

Habervakti’nin yenilenen halinin hayırlı, başarılı ve hak üzre etkili olması dua ve temennisiyle.

Eğitim şart” repliğiyle sohbetlerimize girmiş olan eğitim sistemimiz üzerine laf etmeyenimiz yoktur. Kahve köşelerinden tutun da akraba buluşmalarına kadar hemen her yerdeki sohbetin konusuna rahatlıkla girer “eğitim şart”…

Çünkü durumumuzdan memnun değiliz, ekonomik durumumuzdan memnun değiliz, idarecilerimizden memnun değiliz, çalışanlarımızdan memnun değiliz, etrafımızdan memnun değiliz, yeni nesilden hiç memnun değiliz, okullardan memnun değiliz, öğretmenden memnun değiliz… Bu liste uzar gider. Ve en sonunda da bütün bu olumsuzlukların sorumlusu olarak “eğitim sistemimiz”i gösteririz.

Eğitim sistemimiz için de çözümlerimiz vardır, biz her konudan anlarız, her durumda söyleyecek bir sözümüz vardır ya.

Ancak unutmamak gerekir ki eğitimi konuşmak için “eğitimli” olmak gerekir.

Eğitimde tecrübeli olmalıyız, eğitimde birikim sahibi olmalıyız, eğitimde bilimsel verilere sahip olmalıyız, eğitimin içinden gelmeliyiz ve kendi kültürümüzü, insanımızı bilebilmeliyiz “eğitim” adına konuşabilmek için.

Eğitimin içinden gelenlere söz verildiğini Milli Eğitim Şuralarından biliyoruz. Tecrübeli, birikim sahibi eğitimcilerimizin varlığından da şüphemiz yok. Bilimsel verilerimizin de üniversitelerimizde mevcut olduğu kanaatindeyim. Çok şükür başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere kendi kültürünü, insanını tanıyan kadromuz da var.

Peki, neden hala şikâyet ediyoruz? Serzenişler neden?

Ciddiye mi almalıyız yoksa kahve muhabbeti tadında mı değer vermeliyiz bu konuşmalara..?

Elbette ciddiye almalıyız. Önemsemeliyiz. Hatta hemen ne yapabilirizi konuşmalıyız.

Ancak şunu unutmayalım; yeni çalışmalarda “yoğurdu üfleyerek yemeliyiz”, “milli ve sürekliliği olacak bir model” konusunda mutmain olmadan yola çıkmamalıyız. Asıl problem, asıl atlanılan nokta burası..!

Eğitim politikası “deneme tahtası” değildir..!

Türkiye genelinin kopyası olabilecek illerde (az nüfuslu proje illerini kastetmiyorum), -tabiri caiz ise- “laboratuvar ortamı” gerçekleştirilmelidir.

Bu iller Ankara, İzmir, Kocaeli ve İstanbul’un Türkiye geneline uygun farklı semt ve ilçeleri olmalıdır. Tıpkı bir anketör firması gibi etkili örneklem seçebilmeliyiz bu önemli işte de.

Bu çalışmalara vakit yok demek, yerli ve milli bir sisteme ulaşamamada en büyük başarısızlığımız olur. Yeter ki samimiyetle ve kararlılıkla yola çıkıp, sonucu izah edebilelim. Sabırsızlıkla beklenir ve desteklenirsiniz. Zaten öyle ya da böyle yürüyen bir sistemimiz var.

Değişimi “köklü” ve “ihtiyaca yönelik” yapmanın vaktidir.

Laboratuvar” çalışmalarına yeterli vakit ayırarak, buradan gelecek sonuçları “geniş ve özel, ehil istişare grupları”nda tartışmalı, akabinde nihai halini gerekirse yeniden “labarotuvar” çalışmasıyla teyit almalı ve ulaşılabilen en mükemmel hali Türkiye için model teşkil etmelidir. Bu çalışmaya çocuklarımızın başında Demokles’in kılıcı gibi sallanan sınavlarımız da dahil olmalıdır.

Model oluştuktan sonra da, son sınıfları ve diğer etkilenecek sınıfları mağdur etmeyecek bir yol haritası çıkartarak bu soruna kalıcı ve köklü bir çözüm üretebilmeliyiz.

Kabul edilen “ özgün milli eğitim sistemimiz” gerekirse kanunla gereksiz müdahalelere karşı korunmalı, sürekliliği sağlanmalıdır.

Çünkü eğitim süreklilik ister.

 

sarif@habervakti.com