Az sayıda insanın bulunduğu bir yerde yapılan herhangi bir toplantıda bir karar alırken yarıdan fazla oy çokluğu ile karar alınması bir nebze de olsa mantıklı olabilir. Ancak toplumsal konularda "çoğunluğun dediği olur" demek bazen hakkaniyetli olmuyor. Hatta bu kuralı seçimlerde uygulamak da her zaman olumlu sonuçlar meydana getirmiyor. Oy çokluğu ile seçilen yöneticilerin göreve geldikten sonraki davranış biçimlerini, yaşam tarzlarını ve yönetim becerilerini öncesi-sonrası diye kıyaslarsanız ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız.
Makamlarla ve rakamlarla fazla oyalanırsanız hayati derecede önemli olan hakikatleri göremezsiniz, duyamazsınız, anlayamazsınız. Sırf bir makama gelmek için geçmişinizi unutursanız geleceğinizi de kaybedersiniz. Her şeyi rakamlarla ölçerseniz siz de rakamlara göre değerlendirilirsiniz. 2014 yılından bu yana siyasi bir formül haline gelen "% 50 + 1" sisteminin sonuçlarına hepimiz şahit oluyoruz. Hâlbuki 2014 yılından önceki seçimlerde muhafazakâr bildiğimiz siyasetçiler % 34 ve % 46 oy oranı ile seçimleri kazanmıştı.
Sistem değişince her şey tersine döndü. Önceden samimiyet vardı, hasbîlik vardı, vefa vardı. Şimdi rehavet var, riyakârlık var, kibir var, haset var. % 50'den daha fazla oy almak için dini, milli ve ailevi değerler dibine kadar istismar edildi. Değerler aşındıkça toplumun da aşındığını farkedemediler. A partisi işi gücü bırakıp C partisi ile uğraştı. B partisi de D partisi ile uğraştı. Sabahtan akşama kadar birbirlerini eleştirdiler. Böyle halktan kopuk bir siyaset tarzı ile kar yumağı gibi büyüyen toplumsal sorunlara da radikal çözümler üretilemedi.
% 50'yi cepte gören zihniyet +1 için büyük tavizler verdi. Sadece +1'e odaklandılar. "Aman, muhalifler yanlış anlamasın" diye her şeyden korkar hale geldiler. Aileler paramparça oldu, boşanmalar arttı, umursamadılar. Faiz oranları ve enflasyon yükseldi, umursamadılar. İsraf ve savurganlık arttı, umursamadılar. İçki, kumar ve fuhuş bağımlılığı arttı, umursamadılar. Televizyon ekranları resmen kirletildi, onu da umursamadılar. Çünkü haneye +1 olarak yazılacak "oy" uğruna "en iyi" olmayı değil, "kötünün iyisi" olmayı yeterli zannettiler.
+1 oy için bu kadar taviz vermeye değmezdi. İnandığımız değerlerimize ve gönül verdiğimiz davamıza sahip çıkılsaydı bugün çok farklı konulardan bahsederdik. Demek ki "oy" ile, "ün" ile, "kâr" ile ihya olunmuyormuş. Soruyorum size... İtibar, zenginlikle mi kazanılır, saygınlıkla mı kazanılır? Savaşlar güdümlü füzelerle mi kazanılır, korkusuz yüreklerle mi kazanılır? Seçimler oy çokluğu ile mi kazanılır, yürekleri fethetmekle mi kazanılır? Bir insan Allah katında şekva ile mi yükselir, takva ile mi yükselir?
Biz ne anlatırsak anlatalım, günün sonunda maalesef ihalelerle, seçimlerle, anketlerle kafayı bozan tipler mantar gibi türedi ve her yere yayıldı. "Millet size küfrediyor" deseniz "millet bize neden küfrediyor?" diye anket yaptırırlar. Bir zamanlar evde zor tutulan "% 50" artık bunları sorgulamaya başladı. % 50'nin içinde olan dürüst, vefalı, çalışkan ve Allah'tan başka kimseye eyvallahı olmayan insanları umursamıyorlar. Ayetleri, hadisleri, özdeyişleri ve dostane uyarıları bile ciddiye almıyorlar. +1 ne yazık ki % 50'den daha kıymetli oldu.
Bunu bir örnekle anlatabilirim. Yüksek bir makama gelmiş bir dostunuzu ziyaret edin. Haklı olduğunuz bir derdinizi paylaşın ve size yardımcı olmasını kibarca rica edin. Size muhtemelen "sevgili dostum, şimdi sana yardımcı olursam karşı taraf bana bir "iftira" atar, görevimden olurum" der. Siz de dostunuz zarar görmesin diye yanından ayrılırsınız. Sizden sonra "muhalif" biri gelse ve haksız da olsa ona hemen yardımcı olur. Bunu da "sevgili dostum, şimdi ona yardımcı olmazsam beni yukarıya "şikâyet" eder, görevimden olurum" der.
Allah'a iman etmiş bir mümin bu kadar korkak olabilir mi? İşte bu kadar ezik, sümsük ve korkak tiplerle büyük hedeflere ulaşamazsınız. Bu tipler yola çıksa yolda kalır, denize düşse boğulur, gökyüzüne yükselse buluttan nem kapar, rızkına kefil olan Allah'tan korkmaz, her daim dini, milli ve ailevi değerlerimize küfreden muhaliflerin bir şikâyetinden korkar. Çoğunluğun haklılığından değil de, azınlığın azgınlığından korkanlar iktidara gelse de muktedir olamazlar.
Haklıya köstek olup haksıza destek olmayı marifet sanıyorlar. Bu yüzden ülkesini ve milletini sevenlere destek olmuyorlar, köstek oluyorlar. Asil sanatçılara değil, ünlülere destek oluyorlar. Tarihimizi, medeniyetimizi, kültürümüzü anlatan dizi ve filmlere değil, ahlaksız dizilere destek oluyorlar. Ailenin ve toplumun ihya olması için mücadele edenlere değil, aileyi ifsat etmek isteyen dernek ve vakıflara destek oluyorlar. Haramdan korkan esnaflara değil, kâr hırsıyla milleti kazıklamaktan utanmayan tüccar(!) görünümlü tiplere destek oluyorlar.
Eğer hakikatleri dile getiriyorsanız sizi duymazlar. Eğer 15 Temmuz'da vatanımıza sahip çıkmak için sokağa çıktıysanız, namlusunu millete çeviren tanklara ve silahlara karşı dimdik durduysanız sizi görmezler. Eğer Gazze'deki zulme karşı İsrail'i eleştiriyorsanız sizi anlamazlar. Uzun lafın kısası, % 50'nin içindeyseniz vay halinize, +1'in içindeyseniz ne mutlu size...