67 yıllık bir hayalin sonu mu?

Derin Gerçekler

Abone Ol

Yıl 1453. Orta Çağ kapanmış, Yeni Çağ başlamıştı. “Beyaz Ev”deki “karanlık adam” Kıyamet Çağı’nın başladığını ilan etti. Oysa “Ahir Zaman” peygamberi “tarihin sonunu” ilan edeli yaklaşık 1500 yıl olmuştu. Hz. Muhammed (sav) peygamber olduğunda 40 yaşındaydı. Tarih şemsi olarak 610 yılı Ramazan ayı (bazı rivayetlere göre Ramazan'ın son 10 gününde, pazartesi gecesi) idi. Mekân, Mekke yakınlarındaki Nur Dağı'ndaki Hira Mağarası idi. Cebrail (a.s.) ona “oku” diye başlayan ilk vahyi getirmişti. Birlikte Alak Suresi'nin ilk 5 ayetini okudular: “Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı bir kan pıhtısından yarattı. Oku! Rabbin sonsuz kerem sahibidir. O, kalemle yazmayı öğretendir. (O) İnsana bilmediğini öğretti.” (Alak, 1-5). Bize tarihin sonu hakkında bir zaman bildirilmedi ama “tarihin sonuna” giden yolun başında olduğumuz bize söylendi.

Trump denen “Mesih’in müjdecisi” kılığına bürünmüş o adam, gerçekte bir Moloch’un “alacakaranlık prensinden” başkası değil. Promete’nin, tanrıların yaşadığı ulu dağ olan Olimpos Dağı’ndan, Tanrı’dan çaldığı meşalenin kararmakta olduğunu aslında o da görüyor.

Aydın denen adam, arif yani irfan sahibi, hakikatin bilgisine ve hikmete erişmiş bir “münevver” değildir. O, Promete’nin meşalesindeki Şeytani bir ateşin aydınlığında görür dünyayı. Pandora’nın kutusunu açtığından beri yeryüzünden kötülük eksik olmamıştır. Illuminati ve Aydınlanmacı felsefenin “eğitimli çocuklarının” bugün dünyayı getirdikleri yer işte tam da burasıdır.

Evet, onlar için tarihin sonu. Dünyayı terk ederken her şeyi yakıp yıkarak arkalarında bir daha onulmayacak ve kimsenin ayakta kalmadığı tarihin sonunu getirecek bir kıyamet savaşını başlatmaya çalışıyorlar. Bunun için Tanrı edindikleri Moloch’u “kıyamet savaşına” zorluyorlar.

Ankara’da toplanacak olan NATO Zirvesi'ndeki liderlerin çoğu bu Şeytani tarikatın üyesi. Önemli bir kısmı Epstein cemaatinden olabilir. İnsin şeytanlarının ahir zaman zirvesi bu anlamda Ankara’da yapılacak. İns şeytanlarının peşinden cin şeytanları da Ankara’ya doluşacaklar. Bir de Atlantis gemisiyle LGBT’liler İstanbul’a geliyorlar. Şeytan taşlamak isteyenlerin şeytanı ayağına geliyor. Hacda şeytan taşlama konusunda tecrübe sahibi olanlar bakalım bu durumda ne yapacaklar? Bu “fahişeler ve türevleri” gelirken, torba yasadaki LGBT’lilerle ilgili düzenleme de torbadan çıkartılıyor. Mor sermaye bundan memnundur da bizim “yeşil sermaye” bu durumda ne yapacak bakalım! Bir de AK Parti içindeki AKP’liler bakalım ne yapacaklar?

Şeytaniler daha sonra “iklim zirvesi” için daha kalabalık bir şekilde Antalya’ya üşüşecekler. BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı (COP31), Türkiye'nin ev sahipliğinde ve başkanlığında 9-20 Kasım 2026 tarihleri arasında Antalya'da düzenlenecek. Bu zirve NATO zirvesinden ya da Atlantis’in İstanbul ziyaretinden daha masum bir zirve değil. Aslında hepsi aynı Şeytani merkezin planlarının birer parçası. Korkarım COP31 vesilesi ile Antalya'ya gelenlerle birlikte Epsteinciler ve işbirlikçisi, zihniyet ikizi fahişeler de Antalya’ya akın edecekler.

İsrail’in Erdoğan ve Türkiye’yi tehdit eden söylemleri boşuna değil. Siyonist Trump da öte yandan gaz alıyor. İsrail bu “büyük buluşma” şerefine, bu zirvenin ardından gelecek haberin ardından Mescid-i Aksa’nın yıkımı için düğmeye basmak üzere, yeni buldukları kırmızı düveyi kurban etmeye hazırlanıyor. Ankara’dakiler ise kaçması gerekenler için ülkenin kapılarını açıyor. Son bir yılda NATO; İstanbul ve Adana’da 2 kolordu kurdu. Daha doğrusu İstanbul'da Boğaz'dakini kurdu, Adana’daki kolordumuz da NATO’ya devredildi!? İtalya’daki erken uyarı üssünü Konya’ya, Almanya’dakini Malatya Kürecik’e (Pirinfliç'e) taşıdılar. BlackRock YKB, İş Bankası ve Aselsan’a sulanıyormuş. Bu arada Baykar, İtalya’daki iki İsrail şirketi ile ortak projeler hazırlıyor. Yerli ve milli savunma sanayimizin hassas elektronik sistemlerini, motorlarının parçalarını ve bazılarını da bir bütün olarak dışarıdan temin zorunluluğumuz var, kendimiz de bir şeyler yapmamıza rağmen.

İslam, zamanı ve mekânı savaştan arındırmanın reçetesini verir bize. Önce insanın aklı ve vicdanı barışsın ki insan insanla barışsın. Zamanı savaştan arındıran dindir İslam. Yılın 4 ayı, haksız-hukuksuz şiddetten arındırılır. Mekânı savaştan arındırır İslam; yaşlılar, çocuklar, engelliler, mabetler, hastaneler, okullar, pazar yerleri savaştan arındırılmıştır. İslam, “s-l-m” kökünden barışa giden yolun adıdır. Selam, barış demektir ve Allah’ın (cc) bir adı da “Barış”tır. Ezanlar esenliğe, barışa, kurtuluşa çağırır İslam’ı. 700 yıldır, Mudurnu’da her cuma, herkes kapısının önüne çıkar, minarelerden ve şehir hoparlörlerinden yayınlanan “Ahilik (Ahi Evran)” duasına “amin” der. Ama bunlar kimin umurunda ki?

Şeytan, yapay zekâ / Palantir üzerinden herkesi izliyor. Biz ondan bir şeyler öğrenirken o da bizi tanıyor ve bizden öğreniyor. Beyaz Saray kuantum çağını başlattıklarını ilan etti. Artık yapay zekâların üzerinde yapay bir bilinç de var. Yani yapay zekâ artık olgunlaştı. Bizim de artık modern siber-güvenlik mimarisi üzerinde daha çok okuyup, yazmamız ve bu konuda ciddi bir dönüşüme ihtiyacımız olduğu açık..

Bu yeni sistem, artık nanoçiple çalışıyor, farklı bir yazılım kullanıyor. Ona o geleneksel donanımlar (HW) ve yazılımlar (SW) üzerinden kimse ulaşamaz; ama o her yere doğrudan, hiçbir engele takılmadan, “ateş duvarını” (firewall) aşıp hedefine ulaşabilir. 5G, Starlink’ler, Wi-Fi üzerinden Palantir tüm verilere ulaşabildiği gibi kendi yeni verilerini de oluşturabilir. Radar bileşeni kullanılan cihazlarla, kamerasız görüntülü izleme yapma kabiliyetine de sahipler. Onların donanım, yazılım ve gömülü yazılımlarını kullanan her cihaz artık doğrudan onların erişimine açıktır. Ne kamu dataları ne savunma sistemleri... Artık bunların hiçbir bütünü güvende değil. Şifrelerinizi çözmeye gerek yok; ama kırmak istiyorsanız, onların sistemleri üzerinden tüm şifrelerin kırılması uzun sürmez. Ve tabii onlar sizin datalarınıza şifresiz girerken siz kendi datalarınıza erişemezsiniz. Bu arada zaten bizim datalarımızın çoğu onların sahip oldukları hosting merkezlerinde değil mi? Ne merkez bankanız ne nükleer kapasiteniz ne gizli Ar-Ge’leriniz güvende!? Bunun farkına vardığınızda tek devlet, tek para, tek ordu fikri sizin için daha ürkütücü olmayacak. Zira oltayı yutan balık yem istemez! Bizim, sadece konvansiyonel olarak değil, siber bir altyapı ve IK ile sağlık, gıda gibi alanların da artık daha öncelikli bir koruma ve karşı istibrat alanı olarak not edilmesi gerekmez mi?

Onlar için Tanrı da yok, insan da Tanrı olabilir. Din de yok, ölüm de! Genetik kopyanız üzerinden yeniden canlandırılabilirsiniz. Sadece siz değil, artık ölmüşlerinizi bile geri çağırabilirsiniz.

Hani bizimkiler tartışıp duruyor ya, "Mezardaki şeyhin dünyada tasarrufu olabilir mi?" diye; yarın şeyhin kemiklerini alıp/çalıp ondan yeni bir canlı/klonoid üretebilirler.

Vatikan’da Kardinal Carlo Maria Viganò geçtiğimiz günlerde “Küresel Sistem” ile ilgili ilginç bir çıkış yaptı ve dedi ki: "Özgürlüğünüz tehlikede (...) Yeni Dünya Düzeni’nin kurucu babaları küresel yönetim mekanizmaları ve uluslararası kuruluşlar üzerinden dünya genelinde yaşanan siyasi ve ekonomik gelişmeleri manipüle ediyorlar." İnsanları bu tehdit karşısında uyanmaya ve birlik olmaya çağırdı. Bu durumu bir "küresel darbe" olarak tanımlayan Maria Viganò, “insanlığın sessiz kalması halinde temel hak ve özgürlüklerini kaybedebileceğini” vurguladı.

Şeytani bir darbe tehdidine karşı insanlığın devrimci bir ruhla bu darbeye karşı çıkmaları, direnmeleri ve yeni bir insani düzenin inşası için herkesin birlik olması gerektiği yönündeki tek çağrı bu değil; ama Vatikan’dan yükselen bu sesi de buraya not ederken, İslam dünyasındaki dini rehberler ve kanaat önderlerine ne yaptıklarını soralım.

Vatikan’da bir başka isim, antik İbranice metinleri tercüme eden Mauro Biglino ilginç şeyler söylüyor ve diyor ki: "Kutsal kitap, her yerde hazır ve nazır bir Tanrı hakkında manevi bir metin değil; insanlık ile etkileşime giren ve sonunda erken insanlığı mühendislik yoluyla şekillendiren insan dışı zekâların tarihî bir kaydıdır." İncil, Hz. İsa’dan 50 yıl sonra tahrif edilmeye başlandı ve 300 yıl sonra İznik Konsili’nde yeniden yazıldı.

Bob Lazar’ın iddiasına göre son derece gizli bir belgede insanlar “konteyner” olarak tanımlanıyor. Daha da ilginci; Hz. İsa’nın ve iki başka varlığın genetik olarak tasarlanıp Dünya’ya gönderildiği öne sürülüyor.

Sapla saman karıştı. Kafirler başımıza bir çorap örüyor ama bilmiyorum yöneticilerimiz ne yapıyor?

Biden kim, Obama kim, bunlar da tartışılıyor bugün. Hitler öldürülmemiş, Merkel Hitler'in kızıymış. Sahi FBI, CIA bunları nasıl bilememiş, Epstein'i nasıl görememişler!? Neyse zülfüyâre dokunmayalım. Çünkü bunlar hassas konular.

Selam ve dua ile.

{ "vars": { "account": "PASTE_ANALYTICS_ACCOUNT_ID" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }