Adalet mahalle tanımaz: Hırsızlığın "Bizdeni", "Sizdeni" olmaz!

Abone Ol

Bugünlerde yine o bildik, o tanıdık ve bir o kadar da yorucu koro yaygaraya başladı. Bir yerlerde yolsuzluk damarı patlamış, birileri adaletin pençesine düşmüş, usulsüzlükler ortaya çarşaf çarşaf dökülmüş. Ardı ardına birçok belediyeye operasyonlar yapılıp tutuklamalar geliyor. Ve hemen ardından aynı bayat nakarat devreye giriyor. "Neden sadece biz? Neden filanca partiye dokunulmuyor? Bu bir operasyondur!"

​Bakın beyler, hanımlar... Bu mantık neresinden tutsanız elinizde kalacak kadar çürüktür. Bu zihniyet bir toplumun adalet duygusunu kemiren en tehlikeli virüstür. Meseleyi siyasi bir çekişmenin ötesine taşıyıp asıl zeminine, yani ahlak ve mantık zeminine oturtma vaktimiz geldi de geçiyor.

​"Neden Sadece Biz?" Söylemi Beyhude Bir Kaçıştır!

​"Karşı cenaha operasyon yapılmıyor" söylemi, hakikatin duvarına çarptığında paramparça olan içi boş bir iddiadan ibarettir. Devletin çarkları sessiz döner ama her şeyi öğütür. Şahsen benim çok yakın tanıdığım, dostum diyebileceğim eski bir milletvekili bile vaktiyle birtakım yanlış işlere bulaştığı için tutuklanıp adalet önünde hesap veriyor. Yani bu işin "senin partin, benim partim" ayrımı yok. Devlet kendine emanet edilen yetkiyi suistimal eden, yanlışa sapan kim olursa olsun günü geldiğinde mutlaka yakasından tutuyor.

​Belki eski Türkiye'de bu işler bir şekilde örtbas ediliyor, suçlunun yanına kâr kalıyordu ama artık kimsenin imtiyazlı olmadığı, hesap verebilirliğin esas olduğu yeni bir Türkiye var.

​Hatta daha taze ve hepimizin yüreğini sızlatan o hadiseye bakalım. Yıllardır karanlıkta kalan Gülistan Doku olayında, o dönem makamının ve nüfuzunun gücünü kullanarak delilleri karartmaya, suçu örtbas etmeye yeltenen eski ve üst düzey isimler bugün tek tek adaletin önüne çıkarılıyor. Hani her şey "örtbas ediliyordu"? Hani bu dosya "kapatılmıştı"? Demek ki mesele birilerini koruyup kollama değil, er ya da geç tecelli eden o ilahi ve hukuki adalet meselesidir. Eğer devletin mantığı "bizimkiler ne yaparsa yapsın görmeyelim" üzerine kurulu olsaydı, bugün bu karanlık dosyalar yeniden açılmazdı.

Enkazın Altındaki Bahaneler!

​Yaşadığımız bu hadiseleri şu örnekle somutlaştıralım. Büyük bir deprem olmuş, şehir sarsılmış, senin evin yerle yeksan olmuş. Taş üstünde taş kalmamış, çatın çökmüş, kolonların un ufak olmuş. Sen o toz dumanın arasından başını kaldırıp yan sokakta sapasağlam duran komşunun evine bakıp hayıflanıyorsun. "Onunki niye yıkılmadı?" diye feryat ediyorsun.

​Yahu efendi! "Onunki niye yıkılmadı?" diyeceğine, "Benim evim neden çöktü?" diye sormak aklına gelmiyor mu? Komşunun evi ayakta kaldıysa bunun mutlaka rasyonel bir nedeni vardır. Belki o adam zemin etüdüne güvendi, belki demirden çalmadı, belki betonun hakkını verdi. Onun evinin ayakta durması senin enkazının altında yatan ihmali, hırsızlığı ya da iş bilmezliği asla meşru kılmaz! Senin binan çürükse başkasının binasının sağlamlığı senin suçuna ortak bulma çabandan başka bir şey değildir.

Kumaşı Sağlam Olan Hukuktan Korkmaz!

​Siyaset arenasındaki bu "mağduriyet" edebiyatı artık gerçekten bayatladı. Bir belediye başkanı yolsuzluktan, kamu malına el uzatmaktan içeri alınıyorsa ona sahip çıkanların kurduğu ilk barikat "Bize operasyon yapılıyor" oluyor. Hayır, biraz dürüst olalım. Operasyon sana değil, senin içindeki o çürümüş yapıya yapılıyor.

​Eğer elin kirliyse "Yandakinin eli de kirli" demek seni temizlemez. Bu savunma mekanizması sadece seni kirli bir düzenin ortağı yapar. Hukuk dediğimiz o terazi "başkası suç işliyor mu?" diye değil, "sen suç işledin mi?" diye tartar. Eğer sen yetimin hakkını sofrana katık ettiysen bunun hesabı sorulduğunda aynaya bakman gerekir, karşı mahalleye değil. Başkasının günahı senin sevabın olamaz.

​Netice-i kelam dostlar, adalet sadece suçluyu cezalandırmak için değil, toplumun geri kalanını diri tutmak için vardır. Bizim mahalle, öteki mahalle, falanca parti, filanca grup... Bunların hepsi fanidir. Baki olan ise liyakat, sadakat ve helal lokmadır. "Onlara neden dokunulmuyor?" diye sormak aslında kendi gemimizdeki delikleri görmezden gelmektir.

​Unutmayalım ki başkasının karanlığı bizi aydınlatmaz. Başkasının günahı bizi masum kılmaz. Ve en önemlisi, komşunun evi yıkılmadı diye kendi enkazımızı kader sanmak aklımıza ve vicdanımıza hakarettir. Şimdi ya bu çürük kolonları tek tek tespit edip yerle bir edeceğiz ya da o kolonların altında kalıp tarihin çöplüğüne karışacağız. Tercih bizim, hesap hepimizindir. Çünkü hakiki bir vatanseverlik yanlışa "bizden" diye sahip çıkmak değil, "bizden" olan yanlışı ilk önce kapının önüne koyabilmektir.

​Selam ve dualarımla..

{ "vars": { "account": "PASTE_ANALYTICS_ACCOUNT_ID" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }