Âh Basiret

Abone Ol

Sivrisineklerin işgalinde geçen sıcak bir gecenin yorgun seherinde uyanan kahramanımız… İşine gitmek için evinden çıkar. Sokak köpeklerinin oluşturduğu sürünün izin verdiği kadar caddelerden geçerek en yakın metro istasyonuna ulaşmaya çalışır. Sokak köpeklerinin hışmına uğramadığı için kendini şanslı hissederek, yürümeyen yürüyen merdivenlerden metro istasyonuna giriş yapar.

         Bankodan geçmek için kartını okutur. Perona varır. Dijital bildirim panosuna bakarak gelecek metronun kaç dakikasının olduğunu anlamaya çalışır. Yazan rakam bazen öyle kararsızdır ki her bakmada değişir. 3 gösterir, bir daha baktığında 2 olması gerekirken 4’e çıkar. Akıl ermez vesselam bekler garip… Neyse dolu dolu gelen metroya binmeyi başarır. Envaı çeşit milletten yolcularla sıkış tepiş yolculuk başlar. Her istasyonda fevç fevç eklenen yolcular son durakta diğer metroya aktarma yapmak için oluk oluk akmaya başlar.

         Kahramanımız aktarma yapacağı metronun peronuna inmeye başlayınca biraz afallar. Zira peronda ayak basacak yer görünmemektedir. Dünyada taşımacılığı kolay, rahat ve hızlı hale getirmek için kullanılan raylı sistemler… Biz de işletim başarıları (?) ile çileye dönebilir. Bu kadar kusur kadı kızında da olur zahir…

         Kalabalığın sebebi bir türlü gelmeyi başaramayan metronun eseridir. Birbirini karşılaması gereken servislerin bir kanadında geliş olmayınca… Beş metronun yolcusu ilk (ve tabi ki geç) gelen metroya çullanır. Öylesine bir hercümerç olur ki… Kapılardan taşan yolcular sebebiyle kapanamayan… Kapanmaya çalıştıkça tekrar açılan… Ve bu bildik manzaranın birkaç tekrarı sonrası kaybettiği 3-5 dakikayla zaten rötarlı olan metro hareket etmeyi başarır. Gelen ilk istasyonda da birikmiş bir kalabalık kazara kalan boşluklarda yer bulmaya çabalar. Binmek ister binemez. Kapılar açılır kapanır açılır kapanır. Son durağa kadar bu sabır sınayıcı vaziyet devam eder. Tıkış tıkış ifadesinin pabucunu dama attıracak düzeyde bir kalabalıktır ki ortaya çıkan… Çalıştırılmayan (hangi akla hizmet?) klimalar sebebiyle bayıltıcı bir boğuculuk nefes alış verişlerde eziyeti katbekat arttırır. Takribi yirmi beş dakikalık bir mesafeyi yaklaşık kırk dakikada alan metronun kapıları açıldığında bütün yolcular yıkılan baraj kapaklarından sökün eden sel suları gibi bir sonraki aktarmaya doğru akıp gider.

         ***

 Topu topu herhangi bir İstanbullunun herhangi bir sabahının ilk bir saati aşağı yukarı böyle… Her adımda bir çile… Trafik felç… Metrobüs, otobüs seyahati metrolara rahmet okutur vaziyette… Yazı kışı fark etmez halde… Hafta başı hafta sonu değişmez bir manzara…

         Üstelik sabah akşam, yedi gün, dört mevsim, on iki ay süren bir döngü…

         Halimiz kafeste beslenen hamster misali… İçine girip… Koştukça dönen… Döndükçe de koşturan çarkı felek…

         Kantarın topuzu kaçalı çok olmuş…

         Âh basiret… Sen ne kıymetlisin!

{ "vars": { "account": "PASTE_ANALYTICS_ACCOUNT_ID" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }