Alem bilgisi

“Hey’et ilmi”, batıdaki karşılığı ile “Kozmografya”, İlm-i Felek sözlüklerde şöyle tanımlanıyor: “Gökbilimin, matematik ve fiziğin yalnız ana kavramlarından yararlanarak, evrenle ilgili en belli başlı olayları konu alan bir dalı.” Daha geniş bir tanımla “Alem Bilgisi” İngilizce “Alamtologi”, “Astronomi, Mantık, Cebir, Hendese, Coğrafya, Haritacılık, Jeoloji, Fizik, Kimya ve Biyolojinin bir bütün olarak ele alındığı bir bilim dalı. Yer, gök, insan, hayvan, bitki.. Bu anlamda aslında dünyada beraber yaşadığımız Melek, Şeytan ve cinlerden burada söz edilmez. Ahiret alemine de bir göndermede bulunulmaz.

Türkiye’de Osmanlı Medreselerinde Tanzimata kadar “Hey’et ilmi” olarak okutulan daha sonra Kozmografya olarak okutulan bu ilim cumhuriyetin ilk döneminde liselerde  “kozmografya” adı ile ders oldu. Mustafa Kemal’in talimatı ile 1929 yılında İstanbul’da Devlet Matbaası’nda basılan, matematik Ord. Prof.’u Dr. Ali Yar tarafından yazılan “Kozmoğrafya” isimli ders kitabı Lise 3. Sınıflarda ders kitabı olarak okutuldu.

Batıda Kozmografya, Endülüs’ten alındı ve 1700’lere gelirken üniversitelerde ders olarak okutulmaya başlandı. Esasen Mısır, Babil hattında, daha doğrusu Akdeniz, Ege, Basra üçgenindeki kadim uygarlık coğrafyasında M.Ö 6.YY’dan itibaren bilinen bir konuydu. Zamanın ölçümü ay ve güneşe göre yapılıyordu ve yön bilmek için dünya ve gök cisimlerinin hareketleri esas alınıyordu.

Ve hem dini, hem de farklı uygarlıkların, evren hakkında benzer ve farklı kabulleri vardı. Müneccimlik bir kehanet olmadan önce “yıldız bilimi” anlamında kullanılıyordu. Esasen “Astronomi, Astronot, Asrolog, Astroloji, gök bilimci” hepsi aynı kökten geliyor.

Allah asra ve arşa yemin etti. “Ay ve Güneş Allah’ın iki şearidir” anlamına gelen bir ayet var ve bizim günlük ibadetlerimiz Güneş’in, aylık ibadetlerimiz Ay’ın hareketine göredir. Bayrağımızdaki Ay ve aynı zamanda Güneş’i temsil eden yıldız ilhamını bu ayetten alır. Malezya ve Azerbaycan bu anlamda doğrudan yıldız yerine güneşi kullanır. Evrende değişmeyen ya da yaratılıştan kaynaklanan bir kurgu var mıdır? Allah “alem”leri bir ölçü içinde yarattığını söylüyor. Alem’i çoğul olarak kullanıyoruz. 

Mesela hafta 7 gün ve 12 ay var. Bunlar değişmez. Ama ayların gün sayısı belli değil. “Onların üzerinde 19 vardır” ne demek aceba. Kur’an-ı Kerim’de “7 sayısı”na vurgu neden çok. Hz. Yusuf yedi yıl bolluk, yedi yıl kıtlıkla imtihan edildi. 7 kat cennet, yedi kat cehennem, yedi kat gök!

Mesela Kur’an-ı Kerim’de dünya kelimesi ve ahiret kelimeleri 115’er defa geçer.. Bu rakamları toplarsanız 7 eder. Melek ve Şeytan 88’er defa geçer. 8+8=16, 1+6=7’eder. 7 kat gök, yedi kat yer, Cennet de, Cehennem de 7 kattır. Hz. Yusuf 7 yıl bolluk yaşar, yedi yıl kıtlık. Hayatında hep 7 yıllık evreler vardır. Tavaf 7 kez yapılır. Şeytana 7 taş atarız. Daha birçok yerde 7’li bir sistemle karşılaşırız. Yuhanna vahyi’ndeki 7 kilise, 7 yıldız, 7 şamdan, 7 vay, 7 borazan, 7 alamet, 7 gazap ve 7 yenilik.. Yani 49 başlık var orada.

Tevrat’ta da birçok yerde 7 sayısına yer verilir. Şunu bir kenara not edelim, Süleyman mabedinin inşası 7 yıl sürdü. 831 yıl sonra İsrail 30 Temmuz 1980’de Kudüs’ü başkent ilan etti. 1995’de ABD bunu onayladı. 6 Aralık 2017’de Trump Kudüs’ü başkent olarak tanıdı. 2017’de bir yoruma göre 7 yıllık süreç başladı. 2 yılı geçti, kaldı 5 yıl. Onun için aceleleri var. Boşuna Digital devrimden söz etmiyorlar 2025 için ya da “Yüzyılın projesi” dedikleri o güne bir hazırlık değil mi! Büyük Ortadoğu, Büyük İsrail, Birleşik Kürdistan, hepsi Siyonistlerin “Megalo İdea”ı için. Yunanistan’ı, Ermenistan’ı, Çin’i, Hindistan’ı kışkırtmaları boşuna değil. Doğu Akdeniz’de, Kıbrıs’ta, Ege’de petrol bahane. “Bir damla kan, bir damla petrol” günlerine geri dönüyoruz.

Şimdilik Hz. İsa’nın mezarının olduğu söylenen lahdi açtılar ve orada olması gereken iskelet bulunmadı. Yahudiler Süleyman Mabedi ile ilgili süreci başlattıktan sonra, önce Mescid-i Aksa ve Ömer Mescidi var. Ardından sıra Doğuş ve Kıyamet Kilisesine de gelecek. Maddenin yapıcı ve hücre, Kainatla ilgili elde edilen yeni bilgiler insanlık için yepyeni bir ufuk doğmasına sebeb oldu.

Bilişim, genom, enerji, maddenin yapısı, maddenin dönüştürülmesi ile insanlığın yeni bir evreye geldi. Bunu birbirimizi yok etmek için kullanabileceğimiz gibi, hayatı kolaylaştırmak içinde kullanabiliriz. Bu durumda da, bu kadar fazla insan sorun çıkarmaktan başka bir işe yaramayacak birilerine göre. Bu insanlar rahat durmayacaklar. Aşırı rahat, psiko sosyal davranış bozukluklarına yol açacak. Ya da insanlar bu imkanları başkalarını kontrol etmek, kendi heva, heves ve zevkleri için kullanmak isteyecekler, o zaman da işler karışacak.

Ne olursa olsun, insanlık yeni bir evre’nin eşiğinde. Hiçbir şey eskisine benzemeyecek. Dünyayı cennete çevirmek iddiası ile dünyayı cehenneme çevirmek de mümkün. Kimine göre “Tarihin sonu”na geldik. “Medeniyetlerarası çatışma” da kaçınılmaz. Ve bugün devam eden tartışmalar da bundan sonrasının yol haritası, üretim, tüketim, paylaşım ve yönetimle ilgili.

İnsanoğlu uzaya çıktı. Maddeyi atomlara ayırdı, genetiğini ve hücresel yapısını çözdü, maddedeki enerjiyi soğurmayı başardı. Bilişimle dünyadaki tüm insan ve kurumları birbiri ile ilişkilendirdi. Bundan sonraki süreç her anlamda çok farklı gerçekleşecek.

Teknoloji, dini toplulukların, filozofların, hukuk adamlarının, politikacıların, bürokratların önünde koşuyor. Dahası, terör toplulukları, savaş sanayii, modacılar, eğlence sektörü bu imkandan en hızlı şekilde yararlanan yapıların başında geliyor. Bize yeni bir ilim ve aynı şekilde hayatı yaratılış gayesine uygun şekilde yorumlayacak din bilginleri ve hikmet ve himmet sahibi, münevver ve arif insanlara ihtiyaç var. Bu işin hukukunu, ahlakını, estetiğini oluşturmada yetersiz kalıyoruz.

Çok yakın bir gelecekte emek ve enerji ucuz, basit ve sıradan bir “meta”ya dönüşecek. Bilgi ve bilgiye ulaşmak çok çok kolaylaşacak. Ulaşım da öyle. Ama işin kötü yanı insanların çok büyük bir kısmı bunun farkında değil ve bu süreçte “üretici” konumda da değiller. Güç, bilgi aristokrasisinin eline geçiyor. Yakın gelecekte üretim teknolojileri, piyasa/pazar ilişkileri hızlı bir şekilde değişecek. Para değişecek. Bankacılık sistemi değişecek. Eğitim, sağlık, savunma, beslenme alışkanlıkları her şey değişecek. Aile yapısı değişecek. Ulus devlet döneminin sonuna geldik.

19.YY sonunda oluşan kavram ve kurumlarla 21.YY’ı açıklamak mümkün değil. Kavramları ile kurumları ile yeni bir dünya kuruluyor. Ve bizler, bu anlamda tarihin yaşayan tanıklarıyız.

Hiç kimse, dünyada olup-bitenleri görmezden, duymazdan, bilmezden gelme hakkına sahip değildir.

Selâm ve dua ile.. 

YORUM EKLE

banner5