Arayış, ulusculuk ve had bilmek

Arayış, ulusculuk ve had bilmek

İlkokul, ortaokul ve lise eğitimimi tümüyle KKTC’deki okullarda aldım.

Tek tornadan çıkmış gibi hepimiz “Atatürkçü” veya “Kemalist” olarak liseden mezun olduk.

Anadolu’dan çok da farkımız yoktu.

Türkiye’deki “andımız” tartışmasını bu açıdan anlamlı buluyorum.

Ulus devlet, tek tip insan modelini oluşturmak ve bu üretimi kökleştirmek adına bir asra yakındır büyük bir çaba harcamakta.

Bu uğurda medeniyetimizin yüzlerce yıllık birikimleriyle birlikte kültür ve inanç hafızamızı kısmen tahripten dahi geri durmadılar.

İnsanı öncelemeyen, elitler tarafından yönetilen bir rejimde, rejime adapte olabilecek profili yakalamak ve seri üretime geçmek istediler.

“İnsanı öncelemekten” benim anladığım, insanın yaradılışını bilmektir, insan fıtratını anlamaktır, dünyadaki varlık sebebimiz üzerine düşünmeyi sürdürmektir.

Birşeyi hakiki manada tanımadan ve anlamadan; anlamlandırmadan, ona değer verdiğini iddia etmek pek inandırıcı gelmiyor bana.

“Tek tip insan” modelini dünyada var etmek pek tabi yüce Allah’ın irade edebileceği birşeydi.

 İstese hepimizi aynı renkte, ırkta, dilde ve inançta yaratırdı. Fakat O, öyle irade buyurmadı.  

Kuran-ı Kerim’in Hucurat Suresi’nin 13. ayetinde buyrulduğu gibi: “Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır”.

***

Hz. Adem’den bu yana bir arayış içerisindeyiz: “Hakikat”

Bütün inançlar, disiplinler, öğretiler, akımlar bu arayışa bir yoldur.

Bu yol üzerinde iken dil, kültür, sanat, düşünce tarzı ve feni şekillendirmiştir insanoğlu.

İnsan ile hayvanın, yardımlaşma, paylaşma, savaşma, üreme, birlikte yaşama vb. birçok ortak yönleri olsa da, bizi “yaratılmışların en şereflisi” kılan şey “tefekkür edebilmektir”.

Bir kuşa şiir ezberletebilirsin ama şiir yazmasını bekleyemezsin.

Halbuki hayvanların dünyasında herşey o kadar yerli yerindedir ki.

Ekolojik dengede ve sistemde, kimse kendi rolünün dışına çıkmaz, çıkamaz. “Haddini” ve “hududunu” bilir herkes.

İnsanı ayıran bir diğer özelliği ise “haddini aşan” olmasıdır.

O yüzden ilk insan bir peygamberdir ve zincirin son halkası Hz. Muhammed’e kadar da 124.000 peygamber gelip geçmiştir yeryüzünden.

Hepsinin tebliğindeki ortak replik ise: “Haddinizi bilin, insan olduğunuzu hatırlayın”.

İnsanın haddini nasıl bileceğinin özeti yukarıda paylaştığım ayette saklı değil mi?

“..Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır..”

O’na karşı gelmek için büyüklük taslamak, ayrışma ve tefrika çıkarmak, güç ve iktidarı tek elde toplamak, farklılıklara ve aykırı seslere meşru dairede tahammül gösterememek yeterlidir.

Dün bir programda sarfedilen bir söz beni korkuttu. Türkiye’deki yerel seçimlere yönelik adaylar üzerinde bir tartışma yapılıyordu.

Konuşmacılardan birisi TC Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için “hakim-i mutlak” yakıştırmasında bulundu.

Kastettiği, Erdoğan’ın Ak Parti üzerindeki kontrolünün, diğer parti başkanlarının kendi partileri üzerindekinden daha etkili olduğuydu.

Fakat seçtiği kelime ve yüklediği anlam sadece Yüce Yaradan’ın sahip olacağı türdendir.

Hiçbir beşer bu güce erişemedi, erişemeyecektir.

Bu, kendi yoluna ve o yolun liderine haksızlıktır. Haddi aşmaktır.

Tabiki, bu tüm grupların, birtakım güçleri ve kabiliyetleri olan bireylerin veya toplulukların düştüğü yanılgıdır.

Güç ve iktidar Ak Parti’ye, din Saadet Partisi’ne, akıl CHP’ye, vatan ve bayrak sevgisi de MHP’ye indirilmiş gibi davranıldığı; fikirde ve eylemde tekelleşildiği sürece kardeşlik hukuku ve birlik olma kültürümüz yıpranmaya devam edecektir.

“Fikrin ve eylemin” tekelleştirilmesi, ulus devletin inşaası yolunda tek tip insan modeli için çalışmaktan çok da farklı değildir.

“Sizi tanışasınız diye farklı farklı yarattık” diyen Allah’a kafa tutmaktır.

***

“Biz bir mozaik” değiliz. Mozaik çok kırılgandır. Biz başka birşeyiz.

Mesela bir “hamur”.

Tuna’dan Kızıldeniz’e kadar yüzyıllardır yoğrulan bir hamur.

Bizi bir arada tutan ise tek bir mayadır.

O mayayı tekrar bulup yoğrulmaya devam etmemiz gerekiyor.

Gerisi lafı güzaf.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Meral çakmak
Meral çakmak - 1 ay Önce

Yüreğin sağlık
Çağatay bey