Asya savaşı ve Keşmir

Dünyada meseleler azmış gibi geçen hafta Hindistan’ın Keşmir’in özel statüsünü kaldırdığına ve bir kez daha Pakistan ile boğaz boğaza gelmek üzere olduğuna şahit olduk. Hâdiselerin bir silsile hâlinde takip edilmesinin dünya olaylarını anlama konusunda çok yardımcı olacağını düşünürüz. Bu bağlamda patlak veren Keşmir meselesinin ne olduğunu tanımlayabilmek için Şubat ve Mart aylarında ardı ardına yazdığımız üç yazımıza atıfta bulunacağız.

Şubat ayında kaleme aldığımız “Ejderhanın kuyruğunu Türkistan’ın doğusunda kıstırmak” başlıklı yazımızda Amerika’nın Çin’i askeri, politik ve ticari olarak ablukaya almaya çalıştığını Myanmar, Doğu Türkistan ve Hong Kong olayları ve Avustralya’nın askeri tahkimatı üzerinden anlatmaya çalışmıştık:

“Uygur Türkleri, maalesef dünyanın tüm Müslümanları gibi, büyük satranç tahtasında cepheye ilk sürülecek “piyonlar”dır ve bu konuda Türkiye’ye istemese bile büyük görevler düşmektedir. 2009 yılında dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 14 yıl aradan sonra Çin’e gidip geniş çaplı anlaşmalara imza attıktan sadece bir hafta sonra Urumçi’de Uygurlar ile Han Çinlileri arasında kanlı hadiseler çıkmıştır. Çatışmada çoğunluğu Han milliyetinden olmak üzere 197 kişinin öldüğü bin 700’e yakın kişinin de yaralandığı Çin tarafından bildirilmişti. Bu hadiseyle Türk Devletinin Çin Devleti ile sıkılaşan ilişkilerine darbe vurulmaya çalışıldığı çok açıktır. Amerika, tıpkı II. Dünya savaşıyla Japonya’ya yaptığı gibi, ejderhanın kuyruğunu daha da büyüyemeden Doğu Türkistan’da da kıstırmaya çalışacaktır.”

Şimdi bu yazdıklarımıza Hong Kong’da iyiden iyiye şiddetlenen gösterileri, Trump’ın Çin mallarına ardı ardına koyduğu gümrük vergilerini ve Çin’i döviz manipülatörü olma suçlamalarını da ekleyip devam edelim.

Bundan bir hafta sonra kaleme aldığımız yazımızın başlığı “Suud’un Asya seyahati ve 5. nesil diktatörlerimiz” idi:

“Suudi Prens, Pakistan’ın Gwadar Port bölgesine bir petrol rafinerisi kurmak için 10 milyar dolarlık ve enerji altyapı ve tarım alanlarında kullanılmak için ise bir başka 10 milyar dolarlık iki mutabakat anlaşması imzaladı.” (18 Şubat 2019)

Gwadar limanı önemli olduğu için şu olayı da hatırlamakta fayda var. “43 yıllığına Çin’e kiralanan Pakistan’ın Gwadar limanına yatırımlar hız kesmeden devam ediyor. Çin’in Pakistan Ekonomik Koridoru’na davet ettiği Suudi Arabistan; liman şehri Gwadar’a 16 milyar dolarlık petrol rafinerisi inşa edecek. “ (4 Ekim 2018)

Gwadar limanından bahsedip İran’da bulunan Çabahar limanından bahsetmemek olmaz. “Hindistan Ekonomi Bakanı Piyuş Goyal, Hindistan devletinin 2019 yılında Çabahar limanının kalkınması için 21 milyon 127 bin dolar tahsis ettiğini bildirdi. “ (3 Şubat 2019)

Haritadan da anlaşıldığı üzere elimizde Suud ve Çin’in başını çektiği Pakistan, Hindistan ve İran’ın ikinci derecede aktörler olduğu bir senaryo var. Suudi prens MbS’nin Asya turuna çıktığında ziyaret ettiği/edeceği ülkeler, petrol ve ticaret yolları denklemi çıktı karşımıza değil mi?”

ÇARŞAMBANIN GELİŞİ

Gelelim biraz uzun iktibas yapacağımız Mart ayında kaleme aldığımız “Dünya yetmez” başlıklı yazımıza:

“Aslında çarşambanın gelişi bir gün öncesinden belliydi. Her şey, Suudi Prens MbS’ın Pakistan ziyaretinin hemen öncesinde Keşmir’in Hindistan idaresindeki kısmında 14 Şubat’ta polis teşkilatına bağlı milis gücüne yapılan ve 44 kişinin öldüğü bombalı saldırıyla başladı.

Ardından MbS’ın Pakistan, Hindistan ve Çin gezileri geldi. Bu gezinin bitiminde ise Hindistan’ın askerlerine karşı yapılan saldırıya cevabı geldi. ‘Mirage 2000 savaş uçaklarının kullanıldığı saldırıda İsrail yapımı Spice 2000 füzelerinin kullanıldığını belirten yetkili asıl planın Pakistan hava sahasına girmeden 100 km menzile sahip füzelerin kullanılması olduğunu açıkladı.

Ancak bölgedeki sert rüzgârların füzelerin kullanımına müsade etmediğini belirten yetkili Pakistan hava sahasına girmek zorunda kaldıklarını belirtti.’ Tabii ardından bu uçakların düşürüldüğünü biliyoruz. Sizi bilemeyiz ama bu hâdise bize 2015 yılı Kasım ayında Rus savaş uçağının Türkiye sınırını ihlal ettiği için düşürülmesini hatırlattı. Sonrasında gelişen hadiseler, Rusya ile kopan ilişkiler vs. zaten hepimizin mâlumu.”

Aynı yazımızdan bir diğer alıntımız:

“Suudi Arabistan’ın en büyük gazetesi Okaz’ın Genel Yayın Yönetmeni Camil el-Tiabi, Sputnik’e açıklamasında, Çin’in Suudi Arabistan ve İran arasındaki sorunun çözümünde arabulucu rolünü üzerine almaya hazır olduğunu belirterek, ‘Eğer Pekin, her iki tarafın krizden çıkmaya hazır olduğunu görürse buna destek verecek.

Çin bu sorunu, Suudi Arabistan Kralı Selman’ın 2017 Mart ayındaki Pekin ziyareti sırasında çözmeye çalışmıştı. Şimdi Veliaht Prens ile ikinci deneme olacak’ yorumunda bulundu.” Çin İran ile Suud’un arasını bulacak derken, Suud’un nükleer garantörü olan Pakistan, Hindistan ile bir uçak krizi yaşıyor. Bir hafta önce barıştan, ekonomik işbirliğinden bahseden Asya’nın kalbinde bir hafta sonra nükleer çatışma sözleri havalarda uçuşuyor.”

Asya’nın kalbi demişken Afganistan’ı atlamak olmaz. Taliban sözcüsü herkes anlasın diye olayı güzelce özetlemiş: “Çatışmanın devam etmesi, Afganistan’daki barış sürecini etkileyecektir.” Zebihullah Mücahid ayrıca Hindistan’a, komşusu Pakistan’la gerilimin daha da tırmandırılmasından kaçınması çağrısında bulunmuş.

Burada kısa bir ara verip 2 hafta kadar önce Pakistan’ın yeni Başbakanı İmrah Han’ı Beyaz Saray’da kabülünde Amerika Başkanı Trump’ın Afganistan konusunda söylediklerini hatırlayalım:

“Eğer Afganistan ile savaşa girmek isteseydik 1 hafta içinde kazanırdık. Ancak 10 milyon kişiyi öldürmek istemiyorum. Eğer savaşa girersek Afganistan’ı yeryüzünden sileriz. Ve bu sadece 10 günümüzü alır.”

Trump, sert bir hamle yapmaktansa Pakistan ile işbirliğine giderek savaşı kazanmanın daha doğru bir seçenek olduğunu ifade ederek Asya’nın kalbinde oynanan kirli savaşın adını koyuyordu. Malumunuz Pakistan’ın yeni Başbakanı ilk yurtdışı seyahatini Suud’a yapmış, oradan da Türkiye’ye gelmişti.

TÜRKİYE’DEN YENİDEN ASYA AÇILIMI

Gelelim geçen haftaya. Türkiye Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun 11. Büyükelçiler Konferansı’nın açılış konuşmasında şunları söylüyordu:

“Asya dünyanın ekonomi merkezi haline gelmektedir. Uluslararası toplum Asya’da daha fazla yer almak için bir rekabet halindedir. Asya’da ve Asyalı olmak bizim için değerlidir. ‘Yeniden Asya’ açılımını bugün buradan ilan ediyoruz.”

Kaderin garip bir “cilvesi” olsa gerek, Türkiye’nin “Yeniden Asya” dediği gün Hindistan Keşmir’in özerkliğini kaldırıyor ve Asya’nın iki nükleer gücü yeniden savaş tamtamlarını çalmaya başlıyordu.

Görüldüğü üzere Keşmir sorunu artık Asya’nın kalbinde yaşanan/yaşanacak hakimiyet savaşlarında kullanılacak bir aparat haline gelecektir. Tıpkı Doğu Türkistan ve Myanmar meseleleri gibi. Sorunun tarihi perspektifi, geçmişi, kim haklı, kim haksız vb. konular sadece bir nüans olarak kalacaktır.

KEŞMİR’E ÇİN DE MÜDAHİL

Keşmir meselesi Çin’in de içinde olduğu bir meseledir ve Hindistan’ın attığı tek taraflı adıma Çin devleti de “Hindistan tarafı, iç hukuk yasalarını tek taraflı olarak değiştirerek Çin’in toprak egemenlğinin altını oymaya devam ediyor” diyerek çok sert bir tepki göstermiştir.

Asya’nın ve dünyanın insan nüfusu anlamında iki süper gücü ve olağan rakipleri Çin ve Hindistan’dır ve yapılan gelecek projeksiyonlarında Hindistan nüfusunun 2050 yılında Çin nüfusunu geçeceği öngörülmektedir.

3 MİLYAR İNSANI YOK ETME SAVAŞI

Bu bağlamda Mart ayında kaleme aldığımız “Dünya Yetmez” yazımızdan son bir iktibası yapalım:

“2018 yılı ortasında vizyona giren “Görevimiz Tehlike 6, Yansımalar” filminin sonunda Asya’nın kalbi olan Hindistan, Pakistan ve Çin’in arasında su rezervuarı olan bölgeye 2 atom bombası yerleştiriliyor. Yani diğer iki ülkeyle kıyaslayınca çok önemli bir nüfusu olmayan Müslüman Pakistan’ı saymazsak, neredeyse toplamda 3 milyar insanın yok edilmesinden bahsediyoruz burada. Yani dünya nüfus katliamı ve Asya’nın küresel güç olarak doğmadan bitirilişi. Nükleer bombaların yerleştirildiği o bölge neresiydi merak ediyorsanız geçen hafta Hindistan – Pakistan arasında çatışma yaşanan bölgeye bakmanızı tavsiye ederiz.”

Bu yazımızda bahsettiğimiz filmde geçen bölgenin Keşmir olduğunu söylememize gerek yoktur sanırız. Dilimize muhtemelen sanatsal bir tercihle “yansımalar” olarak tercüme edilen filmin orijinal ismi olan “Fallout”un yaygın kullanımı “radyoaktif serpinti” ya da “nükleer patlamada yayılan” mânâsını taşımaktadır.

ŞEYTANİLERİN YÖNETMENİ SULARI HEDEF GÖSTERİ

Filmin yönetmeninin ise şeytanilerin dahi yönetmeni J.J. Abrams olması filme farklı bir boyut katmaktadır.

Keşmir bölgesi tıpkı Golan tepeleri gibi doğal bir su rezervuarıdır ve Hindistan’ın birçok bölgesinde su sıkıntısı yaşanmaktadır. Bu yılın şubat ayında Hindistan, Pakistan’a İndus nehri üzerinden giden suyun kesileceğini bildirmişti.

Kısaca, Asya’nın kalbinde çok büyük bir savaş yaşanmaktadır ve taraflar akıllarını başlarına toplamazlarsa şimdilik daha çok politik olarak yaşanan savaşın bölgesel bir savaşa ve hatta kitlesel bir soykırıma dönme ihtimali de her daim mevcuttur.

Ve en büyük gayeleri dünyada nüfus katliamı yapmak olan şeytanların bunun için fırsat kolladıklarından şüpheniz olmasın…

Not: Yukarıda bahsettiğimiz filmde, bir aldatmaca olarak yapılmış olsa da, Kudüs, Mekke ve Vatikan’da atom bombası patlatılmıştır. Bu sene Hac mevsimi şeytanilerin önemli günleri olduğunu düşündüğümüz 13-14 Ağustos günlerine denk gelmektedir. Biliyoruz Kâbe’nin sahibi var ama bu sene hac zamanı uyanık olmanın faydalı olacağını düşünüyoruz…

YORUM EKLE

banner5