Kardeşlik… Bu topraklarda en çok ihtiyaç duyduğumuz ama en çok geciktirdiğimiz kelime. Bugün yeniden konuşulması gereken yalnızca bir barış meselesi değil; yeniden büyük Türkiye idealinin en samimi paydasıdır. Kardeşlik süreci, ayrışmanın değil bütünleşmenin adıdır; kimliği, dili, inancı, oy rengi ne olursa olsun “aynı sofranın çocuklarıyız” diyebilme cesaretidir.
Siyasilerin ortaya koyduğu irade elbette kıymetli… Ama bu iradenin ete kemiğe bürünmesi için halkın da aynı kararlılıkla “şartsız kardeşlik” demesi gerekiyor. Bugün ders alma günüdür. Yanı başımızdaki acılara, yıllarca süren kırgınlıklara ve geleceğe devrettiğimiz yüklerimize bakıp; birliğin sesinin artık daha güçlü çıkacağına inanma zamanıdır.
Çözüm Sürecinin Sessiz Kazanımları
Önceki çözüm süreci eksikliklerine rağmen önemli bir şey öğretti bize:
Birbirini tanıyan toplumlar çatışmaz.
Doğu’da görev yapan bir polis, karşısındaki gencin gözündeki umudu gördüğünde; batıdan gelen bir öğretmen, köy okulundaki bir öğrencinin saf sevgisine dokunduğunda; şehirlerarası kaynaşmanın barut kokusunu bile boğabildiğini anladık.
Evet, süreç yönetiminde büyük hatalar yapıldı. Hem örgütün manipülatif duruşu hem de devletin zaman zaman netlikten uzak tavırları güveni sarstı. Ancak bu, o dönemde oluşan toplumsal yakınlaşmanın değersiz olduğu anlamına gelmiyor. O yakınlaşma hâlâ dipdiri bir potansiyel olarak duruyor.
Yeni Süreç İçin Somut ve Cesur Adımlar
Yeni bir kardeşlik hamlesi için yalnızca iyi niyet değil; akıl, irade ve psikolojik derinlik gerekiyor.
1. Memurların Görev Yerleri Yeniden Ele Alınmalı:
Doğuya farklı şehirlerden giden polis ve asker, orada yalnızca görev yapmadı; bir millet gerçeğini yakından görme fırsatı buldu. Bu anlayış tüm memuriyet alanlarına yayılmalı.
Aynı şehrin çocuklarının kendi içinde dönüp durduğu bir bürokrasi değil; iller arası kültürel kaynaşmayı canlı tutan bir görev dağılımı şart.
2. Halk, Süreç Yönetiminde Daha Fazla Söz Sahibi Olmalı:
Sahadaki asıl irade halktır. Yerelde daha aktif halk meclisleri, katılımcı denetim mekanizmaları ve şeffaflık, yeni dönemin sigortası olmalıdır.
3. Ahlat’taki Sarayın Psikolojik Mesajı Doğru Okunmalı:
Ahlat, tarihsel omurgamızın simge şehirlerinden biri… Oraya yapılan saray yalnızca bir mimari eser değil; devletin köklere dönüş mesajı. Bu mesaj, tüm Türkiye’yi içine alacak idari ve kültürel atılımlarla desteklenmeli; semboller günlük siyasetin değil toplumsal birliğin taşıyıcısı hale getirilmeli.
4. Ortak Değerler İçin Büyük Kültürel Projeler:
Yerel festivaller, kültürel köprüler, bilgelik temalı etkinlikler, ortak yaşama kültürünü güçlendirecek projeler…hepsi yeni sürecin ruhunu besler.
5. Ekonomik Teşvikler Yeniden Yapılandırılmalı:
Doğu ve Güneydoğu’ya verilen teşvikler zaman zaman kişisel menfaatlere teslim edildi.
Yeni model şu olmalı:
Devlet sıkı denetleyecek, verilen kaynağın geri dönüşü zorunlu olacak, teşvikler birilerini değil toplumu kalkındıracak.
Eğer doğru planlanırsa, ekonomik kalkınma toplumsal barışın en güçlü sigortası olur.
Birlik, Bir Fotoğraftan Çok Daha Fazlasıdır
Birlik dediğimiz şey, sosyal medya fotoğraflarıyla değil; yan yana durma iradesiyle, ortak acıya aynı yerden dokunmakla, geleceğin yükünü birlikte taşımakla olur.
Bugün yapılması gereken; “senin mahallenden”, “benim mahallemden” kavgasını bırakıp, Türkiye’nin ortak mahallesini yeniden inşa etmektir.
Her kriz bize şunu hatırlatıyor:
Biz birbirimizle güçlüyüz, birbirimizi tanıdıkça daha da büyük oluyoruz.
Yeni süreç, duygudan yoksun bir devlet politikası değil; bilgelikle yoğrulmuş, eleştiriden beslenen ama umuda yaslanan bir toplumsal irade olmalıdır. Çünkü biz, aynı sofranın çocuklarıyız.
Ve en güçlü hikâyeler, aynı sofrada yazılır.