banner5

23.06.2020, 12:26

Baba’sız babaların babalar günü kutlu olmasın

Terapist: Baba’nla; çocukken senin açından duygusal olarak doyurucu ruhsal hatıraların neden yaşanmadı? 

Danışan Harun: Babamla biz baba oğul olmamalıydık, bunu savunmuşumdur hep.

Belki komşunun çocuğu olsaydım daha güzel bir ilişkimiz olurdu. Ya da kuzenlerimden biri. Bizim eve misafirliğe gelen çocuklar her zaman babamdan benim hayatım boyunca gördüğüm sevgiden daha çok sevgi görmüştür. Abartısız söylüyorum. Babam bana hayatımda bir defa sarıldı. O da evden kaçtıktan sonra eve geri döndüğüm gün. Öldüğümü düşündüğünü söyledi. Çok garipsedim, yabancıladım bu sözünü. Sanki bana içten ve sevgiyle sarılabilmesi için benim ölmem gerekiyordu.
Ben babamı affettim. Çok uzun zaman aldı, hala sindiremediğim, asla affetmeyeceğime yemin ettiğim bir kaç olay var ama bunlar dışında affettim. Ve babamı affettiğim gün, şunu da idrak ettim; ben babamı ne kadar affedersem affedeyim, ne kadar kabullenirsem kabulleneyim, babamın beni affetmesi ve oğlu olarak kabul edebilmesi için bu dünyadan ayrılmam gerekiyor. Birimizden birimizin cenazesi şu toprağı boylamadıkça aramızda sevgi filizlenmeyecek. Olsun diyorum; ilginç bir durum ki bazı insanların birbirlerini sevebilmeleri için gerçekten birbirlerini dönüşü olmayan bir şekilde kaybetmeleri gerekiyor.

Babamla çocukken ruhsal açıdan doyurucu hatıralarım neden olmadı? Bence bu soru yanlış bir soru. Babamla aramızda bana kendimi bir babanın oğlu gibi hissettirecek, tabiri caizse cinselliğin gelişmediği yaşlarımda bana bir erkeğe sevgi bağıyla bağlı olduğumu hissettirecek, ruhumu bir erkeğin sevgisiyle, hayranlığıyla dolduracak bir bağ neden gelişmedi? işte bu doğru bir soru. 

Ben oğul gibi hissetmedim hiçbir zaman çünkü... 

Baba demekten hep rahatsız oldum, bana: "filancanın oğlu musun sen?" diye sorulmasından hep rahatsız oldum, bunun nedeni babamdan ciddi şekilde nefret ediyor, tiksiniyor olmam değildi. Onunla aramızda böyle bir bağ yoktu, o bir baba olabilirdi, bir kadının içine boşalacak kadar erkekliğe sahip bir adam olabilirdi, ben de bir oğul, bir mahsul olabilirdim pekâlâ; ama o benim babam gibi değildi, ben de onun oğlu gibi değildim. Küçükken dedeme hep yanlışlıkla baba derdim. Dedemle iletişirdik çünkü, ona her yakınlaşmamda babamı ezip geçerek bana babalık figürünü oynamaktan fersah fersah kaçıyor olsa da, ben onu istediğim yere koydum hep, beni en çok sevdiği yere. Hâlâ da aynı yerdedir dedem. O aradığında koşa koşa açtığım telefonu, babam aradığında cevaplamam. Artık suçlamıyorum ama kimseyi, benim sevgim, benim tercihim. İçimden gelmiyor diyor kapatıyorum konuyu.
Neyse.
Babamla neden aramızda bir aidiyet, bir baba-oğuldan çok babam-oğlum ilişkisi gelişmedi? Neden aramızdaki her şey annemi döllemesiyle kaldı? Bundan daha öteye gidemedi?
Benim bu konudaki düşüncelerim suçlamalardan âri artık. 
Zayıf insanların sesi çok çıkar hesabı. Seçtiğimiz otorite figürlerinin %80'i ciddi kişilik bozukluklarına sahip. Otorite ve güç böyle bir kavram zaten. Güç sandığımız şey gerçek güç değil, bizler dominasyonu gerçek güce tercih etmekle lanetlenmişiz sanki. Aile çatısı altında çarpıtıyoruz bu kavramları. Bir kadının, bozulmuş, yanlış bir adamı kendi arzuları, hayalleri, yahut toplum tarafından içine ekilmiş o yapay içgüdüler çerçevesinde legalize etmesi, cilalamasıyla başlıyor her şey, bu kadın o adamı koca yapıyor, çocuklarına baba yapıyor, evin reisi yapıyor. O kadın o çocuklar olmasa evde o borularını öttüremez erkek kısmısı. Testesteronunun cakasını böyle satamaz. Farkındaysanız işte, bu kadın, bu çocuklar, oturttuğu için o koltukta oturuyor o adam, yedirdiği için yiyebiliyor, baba dendiği için baba oluyor, kadın altına yatıp üstüne çıkardığı için koca oluyor, orgazm taklidi yaptığı için yatakta kendini iyi sanıyor. Gerçekten bu sıfatların gerektirdiği özellikleri kendi nezdinde barındırabildiği, bu donanıma, bu güce, bu erkek kimliğine sahip olduğu için değil. Domine etmesi için sırtına sırtına vuruluyor, hadi geç evin reisliğine oyna evladım, korkma bak arkandayız deniliyor, bu biçareler de otorite figürü, tırnak içinde "figürü" rolünü benimsiyorlar. Babaların yüzde sekseninden bu sıfatları sıyırıp alalım, çıplak gezen finansal köleler görürüz sadece. Kapitalist sistemi suçlayın, toplumu suçlayın, kimi suçlarsanız suçlayın, belki anneler, belki başka kadınlar, belki çocuklar, belki eskortlar, herkes bunun sahte suçlusu olabilir ama gerçek suçlular günümüz erkeklerinin takendileri, kendilerinin bu hale gelmesinden suçlular. 

Toparlarsam eğer az önce söylediklerimi, şunu demek istiyorum özetle:

Biz baba ile oğlu olamadık. 

Annem "baba" de dedi, "babacığım" de dedi. "Babamm" de dedi. Annem terliklerini ayağına vermemi söyledi, annem ona mektup yazmamı söyledi, annem ona saygı göstermemi söyledi, annem onu önceliğim yapmamı, tek tanrıdan başka tanrıya inanılmayan bir ortamda sosyal gereklilikler nedeniyle eve 3 kuruş 5 ekmek getirebiliyor diye tanrı ilan etmemi söyledi, annem onunla oynamaya çalışmamı söyledi, annem ondan başka bir erkeğe değer vermememi söyledi, annem ona oğul olmamı, onu dinlememi, onu özlememi, ona sarılmamı ve daha nicesini söyledi, ve ben ne zaman bu komutlarla babama gitsem babamı bulamadım, karşımdaydı ama baba olarak değildi, kendi manipülatif annesinin etkisinde kalmış bir adam vardı, yetersiz bir koca vardı, sabah akşam muhteşem içten pazarlığıyla cennet cehennem hesabı yapan bir dinci vardı, nasıl zam alacağına yahut annemin üzerine kimi kuma olarak getireceğine kafa yoran, benimle aynı evi paylaşmak ve benimle psikolojik/fiziksel şiddet uygulamak dışında bir iletişimi olmayan, bir adamdı sadece. 

Aramızda natürel bir bağın gelişebileceği bir ortam olmadı çünkü çocukluğumdan itibaren beni hep şekillendirmek istedi, terbiye kavramını kalıplaştırma ve değiştirmeyle karıştırdı, beni olduğum gibi kabullenmedi. Düne kadar cinsel yönelimim yüzünden beni kabul etmiyor diye üzülüyordum sonradan fark ettim ki babam beni hiç kabullenmemiş, konuşmaya, kendi fikirlerimi üretmeye, kendi yargılarımı oluşturmaya başladığım gün, kendim olduğum gün, ve ona benzemediğimi fark ettiği gün soğumuş benden. Belki kendisini çok sevdiğinden, belki de kendi felsefeleri doğrultusunda yaşanmayan bir hayatın sefaletle eş değer olduğuna hükmettiğinden. 

Ama ben onu sevebilirim, istersem, fikirlerinden, bana yaptıklarından, günahlarından ve suçlarından soyutlayarak, onu kendi cehenneminden çıkarıp, allayıp paklayarak bir meleğe dönüştürebilir, idolize edebilirim. Bununla övünmüyorum ama oğullar babalardan büyüktür, çocuklar babalarından büyüktür, herkesin bir tanecik babası vardır çünkü, yere göğe sığdıramadığı, yerine hangi erkeği koyarsa koysun açtığı boşluğu dolduramadığı bir tanecik baba. O yüzden çocuklar, bilhassa oğullar babaları için canlarını vermeye daha yatkındırlar, babaları için gözyaşı dökmeye babalarının kendileri için dökeceği gözyaşlarından daha ehildirler.

Ben resim yapardım, çok. Görsel uyarıcılara çok açık bir çocuktum. Biraz da yaşadığım izole hayat nedeniyle çok gelişmiş bir hayal dünyam ve gerçekliği çarpıtma ve yeniden yorumlama gibi yeteneklerim vardı. Resim bunları dışa vurabilmemin en kolay, en doğru yoluydu, tabi o zamanlar bunu böyle idrak etmiyordum. Sadece resim yapmayı seven bir çocuktum. Babam ise resim yapmanın, hatta biraz daha öteye gideyim; sanat denen çatının altında toplanan her şeyin, dini kuramlara karşıt olduğunu, sanatın insanın içindeki nefis denilen o siyah, şeytani kökleri beslediğini, insandan nuru eksilttiğini ve daha nice çarpık yargıyı savunuyordu. 

Kalemlerimi kırdı, anneannemin bana hediye ettiği suluboyaları hep çöpe attı, defterlerimi çizimlerimi yaktı. Ben daha çocuktum. Ama bu beni durduramaz dedim, hayalimden çizdim. Gece yatağa yatınca gözlerimi kapatıp kağıt kalemi hayal eder, kafamın içinden çizerdim. Bunları hatırlayınca kızıyorum sadece. Ayıp etmiş, hem de çok. Bir çocuğun kalemi kırılmamalı, kağıdı yırtılmamalı. Ben hala çiziyorum, çizebiliyorum. Çok da güzel şeyler çiziyorum. Artık resimlerimi babamdan saklamıyorum, babam benim resimlerimden saklanıyor.

Babamla konuşmaya çok çalıştım. Bugün hâlâ devam eden sosyal anksiyetemi yani bütün içsel kaygılarımı ona borçluyum. Çocuk aklımla söylediğim şeylerle çok dalga geçti, aptal yerine koydu, salak muamelesi yaptı. Çok güldü eğlendi sağ olsun ama hiç ciddiye almadı. Ben abartmaya başladım mesela, insanları, olayları, her şeyi, kafamın içinde bulunup ağzımdan çıkan şeylerin asla ciddiye alınmaya değer olmadığını düşündüğüm için kendimi değersizleştirdim. Konuşurken nefes nefese kalmaya her şeyi büyük harflerle anlatmaya çalışmaya başladım. Gün geldi bir insanın beni dinlememesi en çok korktuğum şey oldu. Abartmıyorum derken bile abartır oldum. En çok da onunla konuşmaktan korktum. Ne zaman ağzımı açsam bana söylediğim şeyin içerisinde teolojik bir hata olduğunu söyleyen, susmam konusunda ısrar eden, cahil olduğumu savunan bir adama karşı ben 6-7 yaşlarında bir çocuktum. 

Afaki geliyor belki okuyana yaşananlar. 

Babam benimle akademisyenlik oynadı, mühendislik oynadı, allamecilik oynadı, imamcılık oynadı, cellatlık oynadı, kabadayılık oynadı, ama babam benimle babacılık oynamadı. En kısa tabirle bu sanırım. O oğlu olmasını istemedi belki de. Ya da umduğundan farklı bir oğlu oldu. Cumartesi günleri arabayı yıkayan, her akşam ayağının altına terliğini tutan, sosyal ortamlardaki ve reel hayattaki ezikliğini, karaktersizliğini, içinin boşluğunu görmezden gelip onu hep anası olacak kadın gibi, karısı olacak hatun gibi pohpohlayacak minik bir baba istedi herhalde en çok da. Hayran olunmak, tapılmak, bir yere konmak, otorite sayılmak istedi. Ama ben bir çocuktum, zeki bir çocuktum. Onun benim kahramanım olamayacak kadar güçsüz olduğunu içten içe sezerdim. İç dünyam çok büyüktü ve her akşam 9u çeyrek geçe babamın ayağına terlik vermekten daha önemli işlerim olurdu. O terlik gelmediği için dayak yediğimi bilirim. Sevgisizlikten, kabullenmeyişlerden inatlaşmalar, inatlaşmalardan şiddet, şiddetten de nefret doğdu. Kim demiş babalar doğuramaz diye. Benim babam hayatımdaki nefretin, acının, korkunun annesi oldu.

Ben kendime babalık yaptım, yapamadığım yerlerde kadın oldum hayatıma erkek soktum, hayatıma soktuğum erkeğin yeri geldi küçük oğlu, küçük kızı oldum. Bir erkeğin sevgisini elde etmek için her kılığa girdim. Her şeyi mübah saydım. Sonra bir gün bir şeyler oldu ve ben durup baktım ki babam beni sevmediği için ben de kendimi sevmemişim. 20 senelik sancıların sonunda kendimi sevmeyi öğrendim. Kilo aldım. Çok içtim. Çok çektim burundan, yapmaktan korktuğum her şeyi yaptım. Kapasitemi gördüm, zayıflıklarımı gördüm, kendimi tanımaya başladım, tanıdığım kadarını sevmeye başladım. Kendimden ödün vermeyi kendime yasakladım. Seksi duygu ticareti borsasının değerli hissesiymiş gibi kullanmayı bıraktım. İnsanlara sarılmak istediğim, insanların bana sarılmalarını istediğim, insanlar tarafından sevilmek istediğim zaman onların altlarına yatmadım, gelip beni sevmelerini, bana sarılmalarını, buna ihtiyacım olduğunu söyledim, sağ olsun bazı insanlar ki, üç beş can dostum oldu aynı duyguları paylaşabildiğim. Daha az canım yandı bütün bunlardan sonra. Kendime fotoğraf makineleri aldım. Ve lensler. Babamın yıktığı, yıkmaya çalıştığı içimdeki o evi onardım. Oraya kalemler, kağıtlar koydum, duvarlarına resimler yaptım, hatta geçenlerde gittim cebimde sigara almaya param yokken 4 aylık maaşımla oturup dijital ortamda çizebilmek için 6 senedir hayalini kurduğum bir cihaz aldım kendime hediye ettim. Çünkü içimdeki çocuk bunu hep isterdi. 
Ben artık kendimin babasıyım. Kendim gibi bir çok insana babalık yaptım, gün gelecek kendimden olan çocuklara da babalık yapacağım belki.
Babamı en çok da bu yüzden affediyorum. Onun sayesinde iyi bir baba olacağım, iyi bir eş, iyi bir dost, iyi bir adam.

Daha sayfalarca, satırlarca yazabilirim. Ama gerek olduğunu düşünmüyorum. Özetlemek, vurgulamak istiyorum bazı şeyleri. Bütün bu karmaşanın, kaosun, savaşların ve bozulmuş toplumların içerisinde annelerden çok babalara ihtiyacımız var. Dişi kuşlar yuva yapamıyor artık, yapmasınlar da, hep onlara yaptırdık bu yuvaları, gerçek hayatta yuvaları erkek kuşlar yapar, dişi kuşlar yumurtalarını hangi ağaca bırakmak istediklerine karar verirler sadece. Kendi toplumumuza odaklanırsak, teoloji hastası babalarımız cennet hayallerinde yüzerken kendi öz evlatlarının hayatlarını cehenneme çeviriyorlar. Kişiliklerini küçük kafeslere hapsediyorlar. Bonsai ağacını bilirsiniz, normal bir fideyken alınıp kökleri hep ufak bir saksıyla sınırlanır, o heybetli meşeler, çınarlar kökleri büyüyemediği için minyatür ağaçlar olarak bizim görsel zevkimize hizmet etme amacıyla ufak saksılar içerisinde sefil yaşamlar sürerler. Çocuklar birer fide değil, birer çiçek değil, birer bahçe değil, sürülecek bir tarla, güdülecek bir hayvan değil, çocuklar insan yavrusudur. Bu noktayı ıskalayan her ebeveyn de, kendi arzuları doğrultusunda manipüle ettiği çocuklarına sorunlu bir hayat sunmaya ve bir kahır yaşatmaya mahkumdur. Çocuklarımız "küçük bizler" değiller, bizden olmak zorunda değil, bizim gibi olmak zorunda değil, bize benzemek zorunda değil, bizim doğrultumuzda gitmek zorunda değiller. Bizlerle aynı hayat felsefesini, aynı ideolojiyi paylaşmak zorunda değiller. Çocuklarınızı insan olarak yetiştirin. Geleceğin radikal İslamcılara, fanatiklere, koministlere, sağ yahut sola, faşistlere, sosyalistlere, emperyalistlere, yeni peygamberlere, yeni tanrılara, dinlere ve daha nicesine ihtiyacı yok, hali hazırda yeterince var bunlardan. O kadar çok var ki; mahvettikleri sistemi düzeltmek için onlardan daha fazlasını yetiştirmemiz gerektiğini düşünüyoruz. Bir toplum geçmişinden ders almadıkça kendini bina edemez, bir halk şuura sahip olmadıkça büyüyemez.

Çok uzattım biliyorum.

Babamla biz baba oğul olamadık çünkü:

Babam daha annesiyle olan göbek bağını koparıp bir erkek olamamıştı. Yanlış eş seçimi yapmıştı. Karısını mutlu edecek bir koca olamamıştı, olamazdı da zaten. Kendi ruh sağlığını önemsememiş, bozuk bir temelin üstüne aile dediği koca bir dünyayı inşa etmeye/ettirmeye çalışmıştı. Babamla biz baba oğul olamadık çünkü: babam kabullenişi bilememişti, dünyaya bir hayat getirmenin sorumluluğunu kavrayamamış, her şeyi kendi keyfi çerçevesinde şekillendirdiği inancına hizmet etmek için yapan bir adama dönüşmüştü. Babamla biz baba oğul olamadık çünkü: babam sevgi nedir bilemedi, sevmek nasıldır bilemedi, değer nedir öğrenmedi, insan insan derler ya hani, işte babam onu bilmedi. Babam gök bildi, tanrı bildi, kural bildi, ceza bildi, şiddet, öfke, nefret, kan ve kin bildi. Kendi özüne ihaneti bildi. Beni bilemedi/bilmedi, anamı bilmedi kardeşlerimi bilmedi. Biz babamla baba oğul olamadık çünkü, babam uğraşmadı, bizi düşünmedi, emek vermedi, istemedi.
Keyfi bilir.

Teşekkürler baba, ben dünyayı öğrendim. Sevgisizliğinden kocaman bir yürek yarattım içimde, çevremdeki herkes için atan. Ve ben bir tek seni sevmeyeceğim ama, yapabilecek güce sahip olmama rağmen, bir tek seni önemsemeyeceğim, buna ihtiyacım yok çünkü. Ben senin boşluğuna koca bir dünya kurdum, o dünyaya doğdurduğum güneş, seni gölgeleyeceğim sevgiden daha değerli bende.

Yorumlar (5)
Rasim ÖZGÜN 8 ay önce
Babasını sevmemiş ve ona karşı tavırlar almaya çalışan kompleks sahibi ukalâ bir evlat tipi.Allah ıslah etsin........
Metin K 8 ay önce
Çok güzel değinmiş bazı noktalara. Çok iyi olmuş. Ben de babamın annemi mutlu edemediğini gördüğüm için İstanbula gittiğimde anneme mutlu edemiyorsa boşan dicem. Burada çekemem de onları. İkisi de suçlu benim gözümde çünkü. Babam yazıdaki babaya çok benziyor. Annem o da aynı çok sorunlu. Ben ikisini de görmek istemiyorum artık. Eminim geçen gece saçma sapan bir konu yüzünden kavga atmişler. Annem diyorki hadi dışarı çıkalım baban gelmiyor senle gidelim. Buna ne denir. Ama burnundan getiriyorum kak baba yürü dışarıya gideceksin felan Diyorum da yeter ben birşey söylüyorum. 2. Gün başka bişey yapıyo
Furkan Öztürk 8 ay önce
Çok güzel, imrendim. Bana bunlarla gelin hocam, şartel indirmeyi "intikam" sanan "adamlarla" değil.
Feride Okay 8 ay önce
Emeğinize sağlık Açık sözcülüğünüze hayranlıkla kutladım Tebrikler Rabbim yolunuzu daim açık ve hayırlı insanlarla kesişmesi dileğimle
11°
hafif yağmur
Günün Anketi Tümü
Whatsapp Sözleşmesi'ni kabul ettiniz mi?
Whatsapp Sözleşmesi'ni kabul ettiniz mi?
Namaz Vakti 24 Ocak 2021
İmsak 06:46
Güneş 08:15
Öğle 13:21
İkindi 15:54
Akşam 18:18
Yatsı 19:41
Günün Karikatürü Tümü
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Beşiktaş 19 41
2. Fenerbahçe 19 39
3. Galatasaray 19 36
4. Gaziantep FK 19 34
5. Trabzonspor 20 33
6. Alanyaspor 19 31
7. Hatayspor 19 31
8. Karagümrük 19 27
9. Malatyaspor 19 27
10. Göztepe 19 25
11. Antalyaspor 19 25
12. Rizespor 20 25
13. Sivasspor 19 24
14. Başakşehir 20 24
15. Konyaspor 19 22
16. Kasımpaşa 19 22
17. Kayserispor 19 19
18. Gençlerbirliği 20 19
19. Ankaragücü 19 18
20. Erzurumspor 20 17
21. Denizlispor 19 14
Takımlar O P
1. Giresunspor 17 35
2. İstanbulspor 17 34
3. Samsunspor 17 33
4. Altay 17 32
5. Adana Demirspor 18 31
6. Bursaspor 18 30
7. Tuzlaspor 17 30
8. Ankara Keçiörengücü 17 28
9. Altınordu 17 28
10. Bandırmaspor 18 27
11. Adanaspor 17 21
12. Ümraniye 18 20
13. Boluspor 17 19
14. Menemen Belediyespor 17 16
15. Balıkesirspor 17 16
16. Akhisar Bld.Spor 17 13
17. Ankaraspor 18 10
18. Eskişehirspor 18 4
Takımlar O P
1. M. United 19 40
2. Man City 18 38
3. Leicester City 19 38
4. Liverpool 19 34
5. Tottenham 18 33
6. Everton 17 32
7. West Ham 19 32
8. Aston Villa 17 29
9. Chelsea 19 29
10. Southampton 18 29
11. Arsenal 19 27
12. Leeds United 18 23
13. Crystal Palace 19 23
14. Wolverhampton 19 22
15. Burnley 18 19
16. Newcastle 19 19
17. Brighton 19 17
18. Fulham 18 12
19. West Bromwich 19 11
20. Sheffield United 19 5
Takımlar O P
1. Atletico Madrid 17 44
2. Real Madrid 19 40
3. Sevilla 19 36
4. Barcelona 18 34
5. Villarreal 20 34
6. Real Sociedad 20 31
7. Granada 19 28
8. Real Betis 20 27
9. Cádiz 20 24
10. Levante 19 23
11. Getafe 18 23
12. Celta de Vigo 19 23
13. Athletic Bilbao 18 21
14. Valencia 19 20
15. Real Valladolid 20 20
16. Eibar 19 19
17. Deportivo Alaves 20 18
18. Elche 17 17
19. Osasuna 19 16
20. Huesca 20 13