Evet, baharı beklerken kışa yakalandık. Ankara’da siyaset dibe vurdu. İktidarı, muhalefeti ile bütün partilerde bir gerilim var. Hemen hemen hiç kimsenin gelecekten bir hayır beklediği yok. Bu şartlar altında anayasa değişikliği de olmaz, seçim de. Türkiye barışı, Türkiye Yüzyılı hayallerinizi erteleyin.
İşin kötü yanı, bu iktidarla ve bu şekilde yola devam çok zor. Devam etmeye kalkarlarsa geliyorum diyen kriz, toplumsal öfkeyi paratoner gibi kendine çeker ve çatı kendi üstlerine çöker. Peki, bu iktidara bir alternatif var mı? İşin en acı yanı o da yok. Zaten bu şartlarda yeni bir alternatif göreve gelse bu yapı bu defa onların üzerine çöker.
Türkiye’nin çok ciddi bir borç stoku ve faiz/riba gideri var. Bu yollar, tüneller, köprüler, limanlar, havaalanları, hastaneler hep kredi ile yapıldı ve gerçek maliyetlerinin çok üstünde rakamlarla birilerine ihale edildi.
Peki, nereden para bulacağız? Borçla borç ödemek, bir bankanın kredi kartından kredi çekip başka bir bankanın kredi kartı borcunu ödemeye benziyor bu iş. Ya da o limanları, havaalanı gelirlerini, hisse senetlerini satacaksınız. THY’nin hisse senetlerini satacaksınız.
Birileri nadir elementlere dikmiş gözünü, ya da borç alacaksanız emir almaya da hazır olmanız gerek. Bu durum Düyun-u Umumiye günlerini hatırlatıyor.
Emekliler, asgari ücretle çalışanlar için bıçak kemiğe dayandı. Sadece yoksul kesim değil, 50-100 holding dışında küçük esnaf da sıkıntı çekiyor; orta ölçekli işletmeler de büyük işletmeler de.
Musul petrollerinin alımında hile yapıp, düşük fiyatla birilerine (!?) satarak birileri kasasını doldurdu ama vurgun ortaya çıktı ve 1,5 milyar dolar tahsilat yaparken bir o kadar da faize hükmetti Tahkim Kurulu. Ve bu daha ilk parti vurgun, arkası da gelecek daha.
AİHM, KHK'ler konusunda arka arkaya çarpıcı kararlar veriyor. “Göreve iade” diyor. Yani sayıları yüz binleri bulan kişi eski görevine geri dönecek. Bir de bugüne kadarki maaşlarının enflasyon farkı ile ödenmesi yükümlülüğü kararı var. Dahası da var, bir de manevi tazminat şartı. Hadi çıkın işin içinden çıkabiliyorsanız.
Bu yüzden az aile dağılmadı. Çocukların ailelerinden kopmalarında ailelerin dağılmasının rolü büyük. İstanbul Sözleşmesi ve Lanzarote bu anlamda toplumun başına bela oldu ama uygulama hâlâ inatla sürdürülüyor. Dağılan ailelerde tazminat ve ömür boyu nafaka erkekler için aslında intihara varan sosyal anomalilere dönüşürken birçok kişi psikolojik olarak adeta tükendi. Böyle bir aileden kimse sağlıklı bir nesil beklememeli.
Daha önce nadir elementler konusu gündeme gelmişti yeni bir mali kaynak için ama bu konuda toplumsal hassasiyet hat safhada. Tabii Varlık Fonu'ndaki şirketlerin hisse senetlerinin de yabancı ülkelere satışına tepki var.
Eğer bu yoksulluğa çözüm bulamazlarsa olacak olayları tahmin etmek zor değil. AVM’ler, zincir marketler yağmalanabilir. Bunları polisiye tedbirlerle önleyemezsiniz.
Kaostan sonuçta bir düzen çıkacaktır sonuçta da bu süreç çok uzun sürebilir ve ekonomik, sosyal, siyasal maliyeti çok ama çok yüksek olabilir. Tövbe etmemiz, sabırlı olmamız, kışkırtmalara kapılmamamız, her kesimden akıllı, dürüst, cesur insanların el ele verip bu krizden en düşük hasarla çıkmamız gerek. Önce şu kurtarıcılardan kurtulmamız gerek.
İktidar çevresi de muhalefet çevresi de bu durumu nihayet gördüler. O vurguncu tayfası paçasını kurtarmak için parasını da kaçırma derdinde, kendi de kaçış hazırlığında. Merkezde kalanlar bu krizden çıkış yolu ararken bir yandan birbirlerini suçluyorlar, bir yandan da çözüm önerileri konusunda kendi aralarında tartışıyorlar. Birine göre doğru olan bir çözüm, bir diğerine göre felakete sebep olacak bir bakış açısı. Birileri erken pes etmese de toplumsal kargaşa başladığında yakalarını kurtarmak için fazla zamanları olmadığını görüyorlar. Gerçekten de öfkeden çıldırmış bir kalabalık kitle var. Önlerine çıkan herkese saldırabilir bu kesim. Hedefteki kişilerin canları, malları, şerefleri hepsi bu işten ciddi yaralar alabilir. Bunun farkına varmaya başlayanlar, şimdiden kendilerini aklamak için eski dostlarını eleştirmeye başladılar bile. Eğer biz bize girersek bu işten bizden hiç kimse kazançlı çıkmaz. Tek kazançlı çıkacak olanlar İsrail ve onların dostları olacaktır.
Böyle giderse ittifak da olmaz, seçim de. İttifaklar iktidarın paylaşılması için değil, öfkeli halkın husumetinin hedefindeki bloka dönüşür. Zaten ittifak olmadan kimsenin seçim kazanması mümkün değil. AK Parti muhalefete düşerse dağılır gider. Erdoğan’ın karizması da partisini kurtarmaya yetmez bugünkü şartlarda.
Zaten birileri de kaosa oynuyor bana kalırsa; yeni bir millî mutabakat hükûmeti gibi bir hükûmet modeli gündeme gelebilir bu arada. Tabii öyle bir hükûmetten de bir hayır gelmez. Ama böyle bir hükûmet en çok da Batılı ülkeler için ciddi fırsatlar sunabilir.
Her zaman aynı şeyi söylüyorum: Her topluluk layık olduğu gibi idare olunur. Biz kendimizi değiştirmeden bu belalardan kurtulamayız. Lider ya da örgüt, parti ya da tarikat bir toplumun kurtuluşu için yeterli değil. Cahillikten, ahlaksızlıktan yakamızı kurtarıp zalimlere karşı ayağa kalkmadan Allah’ın yardımı bize ulaşmayacak.
Kurtarıcı bir lider ya da ideoloji yoktur. Allah (cc) bizi mallarımız, canlarımız, sevdiklerimizle kimi zaman artırarak, kimi zaman eksilterek imtihan edecektir. Zulüm ile abad olunmaz. Öte yandan Allah (cc) kullarını, mallarını, canlarını, sevdiklerini kimi zaman artırarak, kimi zaman eksilterek imtihan edecektir. Bu hep böyle oldu, bugün olan da bu, yarın da bu böyle olacak.
Birileri gerçeği görmezden geldi. “Yaptık, yine yaparız” havasındaydılar. Birileri örgüt ve liderlerinde, peygamberlerde bile olmayan bir yetkiyi vehmediyorlardı. Onlar da kendilerini medyaları, trolleri üzerinden öyle pazarlıyorlardı.
Dünkü yükselişler bir imtihan sonucu idi, bugün çöken ekonomiler de öyle bir imtihanın sonucu. Her şey Allah’ın iradesi içindedir, hayır da şer de. Allah bunları kimi zaman artırarak, kimi zaman eksilterek imtihan ediyor. Kim hangi görevi, misyonu, rolü üstleniyorsa ona göre sevap ve günah kazanacak. Onların da karşılığında cennet ya da cehennem kazanılacak. O rol, misyon, tercihler insanların kendi iradeleri karşılığı olarak onlara veriliyor. Hiç kimse kendi iradesi dışındaki bir işten sorumlu değildir. Sorumluluğu, “emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker”le ilgilidir. Yani iyi, doğru, güzel olarak yardım etmek; haksızlık, zulüm ve sömürüye karşı çıkmak. Bunu yapmayanlar da suça, günaha, yanlışa dolaylı katılım sağladıkları, onlara dolaylı da olsa alan açtıkları, destek sağladıkları, yardım ve yataklık ettikleri için ayrıca cezalandırılacaklar. İşin en can alıcı yanı da din gününde İlahi adalet divanında hesaba çekildiğimizde hâlimiz nice olacak?
İnsanlar zengini fakiri, amiri memuru, okumuşu okumamışı Allah’ı unuttu; insanların faydalandıkları iyiliklerin kendi sayelerinde gerçekleştiğini zannediyorlar. Kötülükleri ise rakiplerinin eseri olarak görüyorlar. Rızık, ecel ve kader Allah’ın iradesi içinde, vesile olanlar kendileri ile ilgili kazanım ve zararları nispetinde sorumludurlar. Yoksa, şu şöyle oldu, öyle olmasa böyle olmadı. Biz geldik şöyle oldu, biz gidersek işler sarpa saracaktır gibi endişelerle kendilerini ve başkalarını kandırıyorlar. Vay onların hâline. Elbette insanlar iyilik yaparlarsa, onların başına zalim biri gelirse ona karşı direnirler, Allah (cc) da onlara yardım eder. Allah (cc) onların eli ile zalimleri cezalandırır ve mazlumlara yardım eder. İyilik yaparlarsa da Allah (cc) onları bu dünyada ve ahirette mükâfatlandırır. Allah'ın (cc) bu tasarrufunda kimseye muhtaç olmadığını unutmayalım. Halid bin Velid'in azil gerekçesini hatırlayın ya da Talut'un (ra) o günkü İslam ordularına komutan tayin edilmesini hatırlayın.
Dışarıda da işler giderek daha karışık bir hâl alıyor. Irak'la mahkemelik olduk ve davayı kaybettik. Suriye yönetimi bir yandan kendi içinde sorunlar yaşarken öte yandan ABD, İngiltere ve İsrail Şeytan üçgeni içinde korunan İsrail, Suriye topraklarına doğru vurkaç taktikleri ile ilerlemesini sürdürüyor. Ve Suriye yönetimi üzerinde ABD ciddi bir vesayet rejimi oluşturmuş gibi sanki. İsrail; Golan’dan, Cebel-i Dürzi'den, Batı Şeria’dan, Philadelphia koridorundan vazgeçmediği gibi ilerlemesini sürdürüyor. Gazze’yi ve Lübnan’ı bombalamaya devam ediyor. Bu arada dışişleri bakanının Ukrayna’yı ziyareti Batı'yı hoşlandırsa bile Rusya’yı öfkelendirdi. İran’la da işler iyi gitmiyor. İncirlik'e kurulan kolordu, Almanya’dan Malatya’ya getirilen erken uyarı radar ve savunma üssü bugün için İsrail’i korumaktan, İran’a karşı ABD’nin bölgedeki askerî faaliyetleri için kolaylık sağlamaktan başka bir işe yaramıyor.
Bütün bu hercümerç içinde kabinede değişiklik konuşuluyor. Bu saatten sonra bozulan işleri düzeltmek pek de kolay değil. Gelenlerin ne kadar ehliyet ve liyakat, irade ve cesaret sahibi olduğunu göreceğiz. Ama siyaset artık milletvekili, parti, iş adamı, STK, aile herkesin müdahalesine açık bir alan. Parti içinde de artık farklı düşünen kişiler ve gruplar var. Bir de örtülü bir koalisyon söz konusu. Belli siyasi pazarlıklar yanında siyasi dengeler açısından risk oluşturacak, dokunulmaz alanlar, çevreler, kişiler var. Zaten eski döneme ait icraatlar devam edecekse yeni gelenler mayınlı tarlada top oynayacak, patlayan mayınların sorumluluğu onlara fatura edilecek demektir. Dün mama yemeye alışmışların mamalarını keserseniz artık hemen ağlamayacak, dişlerini göstereceklerdir. Süt dişleri yok onların artık.
Bu ahval ve şerait altında erken seçim falan olmaz. Seçim ekonomisi geliyorum diyen felaketin hızını, derinliğini, genişliğini ve şiddetini artırmaktan başka bir işe yaramaz. Toplumsal gerilimi artırır ve kimse böyle bir seçimden umduğunu bulamaz. Sorun ekonomiden siyasete, toplum hayatına kadar her yere metastaz yapabilir. Bir şeyi yıkarken yerine koyacak yeni bir çözümünüz yoksa eski kadrolar gelse de gitse de sonuç değişmez ve gelecek günler geçen günleri aratabilir. Sorun içimizde, sorun derin, çözüm köklü değişiklikle mümkün. Yoksa bu gidişle aile de kalmaz, gençlik de. Ve tabii ilk kurtarılması gereken kurum adalet kurumu olsa gerek. Adalet herkes için mülkün/sahip olunan her şeyin temelidir zira!
Gelin tövbe edelim, sonra da dua. Sabırlı olalım. Fasıklar (Büyük günah işleyenler) bir haber getirdiklerinde hemen inanmayalım. İstişareden ve Şûra'dan ayrılmayalım. Aklımızı kiraya vermeyelim. Cahillik etmeyelim, zalimler karşısında sessiz kalmayalım. Futbol takımı tutar gibi parti tutmayalım. Rızkımızı ve kurtuluşumuzu Allah’tan bekleyelim. Allah’a ve ahiret gününe inanıp güzel işler yapanlar, hakkı ve sabrı tavsiye edip o yoldan ayrılmayan ve sabredenler müstesna herkes hüsrandadır. Selam ve dua ile.