Resmi Gazete'de yayımlanan karara göre, İzmir'in Bayraklı ilçesinde polise bir gencin parkta uyuşturucu kullandığı yönünde 3 farklı ihbar geldi.

İhbar üzerine olay yerine iki polis memuru gönderildi. Polis memurlarıyla uyuşturucu kullanan genç arasında arbede yaşandı. Polis memurlarının sıktığı biber gazından etkilenen çocuk, kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti.

İzmir Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen otopsi raporunda "Ölümün, çakmak gazı ve esrar kullanmış, biber gazına maruz kalmış kişinin boğuşma sırasında sinir uçlarının ani şekilde uyarılmasına bağlı gelişen solunum ve dolaşım depresyonu" sonucu meydana geldiği belirtildi.

Disiplin soruşturması kapsamında düzenlenen araştırma raporunda, otopsi raporuna göre ölende darp ve cebir izine rastlanmadığı, biber gazının da ölüme neden olacak şekilde kullanılmadığı, polislerin yetkisini aşan bir eylemde bulunmadığı kaydedildi.

Rapor üzerine polisler hakkındaki dosya, Emniyet Genel Müdürlüğünün talebiyle İzmir Valiliğince işlemden kaldırıldı.

Öte yandan, Başsavcılığın polisler hakkında 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun kapsamında soruşturma izni istemesi üzerine, İçişleri Bakanlığı ön inceleme için iki başmüfettiş görevlendirdi.

Ön inceleme raporunda polisin zor kullanma yetkisi çerçevesinde biber gazı ile müdahalede bulunduğu, bu nedenle soruşturma izni verilmemesi gerektiği kanaatine varıldığı aktarıldı. Bu rapor doğrultusunda polisler hakkında soruşturma izni verilmemesi kararlaştırıldı.

Ölenin yakınlarının, polisler hakkında soruşturma izni verilmemesi kararına yaptıkları itiraz, İzmir Bölge İdare Mahkemesince reddedildi.

Bunun üzerine ölenin yakınları Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulundu.

Başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar veren Yüksek Mahkeme, Anayasa'nın 17. maddesinde güvenceye alınan yaşam hakkının maddi ve usul boyutunun ihlal edildiğini kararlaştırdı.

İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın Bölge İdare Mahkemesine gönderilmesine, ihlal tespitiyle giderilemeyecek manevi zararları karşılığında başvuruculara net 225 bin lira manevi tazminat ödenmesine hükmedildi.

Kararda, olası etkileri gözetildiğinde biber gazının kullanılmasının, direncin kırılması için elverişli diğer araçların öncelikle denenmesi ve bunlardan sonuç elde edilememesi veya sonuç alınamayacağının açıkça anlaşılabilir olması koşuluyla hukuka uygun görülebileceği anlatıldı.

Olayda polisin müdahalesinin önceden planlanan ve hazırlık çalışmaları yapılan bir operasyon olmadığı belirtilen kararda, müdahalenin yaklaşık 2 dakika sürdüğü ifade edildi.

Polisin iki kişi olduğu, kendilerine karşı direnenin bu sırada yerde yattığı aktarılan kararda, şu tespitlere yer verildi:

"Direnenin 14 yaşında bir çocuk olması, sahip olduğu fiziksel kuvvet ile silah ve silah sayılan benzeri saldırı vasıtası taşıdığı yönünde bir şüphenin bulunduğunun da ileri sürülmemesi dikkate alındığında kolluk görevlilerinin çocuğun kaçmasını veya direnç göstermesini engellemeleri için alternatif tedbirleri almalarının mümkün olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle kolluk görevlisinin başvurucuların yakınına karşı biber gazı kullanmak suretiyle maddi güç kullanmasının orantılı olduğundan söz edilemeyecektir. Dolayısıyla kolluk görevlisinin başvurucuların yakınının ölümüne etkisi olan biber gazı kullanması şeklindeki müdahalenin orantılı olmadığı kanaatine varılmıştır. Açıklanan gerekçeyle yaşam hakkının maddi boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir."

İçişleri açıkladı! İşte ülkesine geri dönen göçmen sayısı İçişleri açıkladı! İşte ülkesine geri dönen göçmen sayısı

Kararda ayrıca, soruşturma izni verilmemesine yapılan itirazın hangi gerekçelerle kabul edilmediğine ilişkin herhangi bir açıklamada bulunulmadan, sadece idarenin görüşü doğrultusunda bir sonuca ulaşıldığı kaydedildi.

Yüksek Mahkemenin kararında, "Bölge İdare Mahkemesi kararının soruşturmada elde edilen tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayalı olması gerekliliğini karşılamadığı, yaşam hakkına yapılan müdahalenin ölçülü bir müdahale olup olmadığına ilişkin bir değerlendirme içermediği, bu değerlendirmelerin de yer alabileceği bir soruşturma ve gerektiğinde kovuşturma yapılmasını engellediği anlaşılmıştır. Bu gerekçelerle yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir." denildi.