Bir bilene soralım: Medyumlara ne kadar itibar edebiliriz?

Talebe: Hocam; Bazı haber siteleri 2013 yılında hayatını kaybeden Amerikalı bayan medyum Sylvia Brown tarafından 2008’de yazılan ‘Günlerin Sonu’ (End of The Days) isimli kitabının 312’nci sayfasında 2020 yılında ismi açıkça verilmemiş olsa da Korona virüsün çıkacağına dair bilgiler var. Çok şaşırdım. Ne dersiniz Hocam?

Mürşit: Evladım! Bunda şaşılacak bir şey yok.

Talebe: Hocam; Ne diyorsunuz? Buna siz şaşırmadınız mı?

Mürşit: Hiç şaşırmadım doğrusu. Zaten medyum dediğimiz kâhinlerin işi bu?

Talebe: Ama medyumlar bu bilgileri nasıl elde edebiliyor? Bu fevkalade bir şey değil midir?

Mürşit: Evladım. Şöyle izah edeyim sana: Nasıl ki her şeyin açık (zâhir) olan yanı vardır öyle de her şeyin bir de kapalı (bâtın) ve gaybî (gizli, bilinmeyen) yanı vardır. Kâhinler de belirli yöntemlerle metafizik âlemin bazı varlıklarıyla irtibata geçmek suretiyle geleceğe dair bazı kısıtlı bilgiler elde edebilir. Dolayısıyla görünmeyen ve fakat varlığı kabul edilen bazı canlılar, bu anlamda doğru veya yanlış şuradan buradan elde ettikleri bazı eksik bilgileri kâhinlere aktarabilir.

Talebe: Ay Hocam; Bunlar hangi canlılardır?

Mürşit: Metafizik varlıkları, üç kısma ayırabiliriz. Melekler, cinler ve şeytanlar.

Talebe: Hocam; Bu metafizik varlıkların ispatı mümkün müdür?

Mürşit: Metafizik varlıkların ispatı, fizikî âlemden delil getirmek yoluyla fizik ötesi varlıkların hakikatine çalışılır. Allah'ın varlığının ve birliğinin enfüsî yani insanın kendi iç tecrübesine yönelik ve afakî yani kâinatta var olan olgusal gerçeklik ve bilimsel deliller kullanır. İnsan ve diğer canlılar gibi maddî varlıkların yaratılmış olması ve bunları yaratan Yüce bir varlığın olmasından hareketle metafizik varlıkların da gerçek olduğu fikrine varılabilir. İnsan duyu organlarıyla metafizik varlıkları herkesin bilebileceği ve görebileceği bir boyutta idrak edemez ancak akıl ve delil yoluyla, bu görünmeyen metafizik varlıkların gerçek olduğunu idrak eder. İşte bunun adı da imandır. Bu bakımdan insanın maneviyatı güçlü demek, gayba ve metafizik varlıklara imanı güçlü olan kimse demektir.

Talebe: Peki gayrimüslim medyumlar da bu anlamda metafizik varlıklara iman ediyor mu?

Mürşit: Onlar itikadî anlamda iman etmek yerine haddizatında Kur’ân’ı inkâr eder ve özellikle gayrimüslim ve şerli cinlerle işbirliği yapar ve istidraç yoluyla dünyevî kariyer yapma peşindedir?

Talebe: İstidraç mı dediniz?

Mürşit: Evet. İstidraç, Allah’ın emir ve yasaklarını hiçe sayıp zararlı metafizik varlıklarla yapılan işbirliği sayesinde elde edilen bazı fevkalade bilgilerle insanların gözünü boyayarak dünyevî başarılar elde etmeyi yönelik sinsî girişimlerdir. Kâhinler de bazen kısmen doğru çoğu zaman da gerçeğe dayanmayan zannî bilgileri kendilerine aitmiş gibi topluma yansıtır. İstidraç, Allah’ın razı olmadığı iman ehli olmayan veya günahkâr kişilerde görünür. Kişi, bu harikulade işleri kendinden bilir ve nefsine verir.

Talebe: Bunu biraz açabilir misiniz? Bu bilgiler somut olarak nasıl elde ediliyor?

Mürşit: Evladım! Şarlatan medyumlar, ruh çağırma seanslarıyla ölmüş insanların ruhları ile irtibata geçtiklerini iddia eder. Halbuki medyumlar, ruhların yerine kendileri gibi kötü cinlerini ölmüş kişilerin kimliğine sokup, onları konuşturarak sanki ölmüş insanlarla sosyal münasebete geçildiğine dair bir algı oluşturur. Böylece bizleri aldatmak isterler. Bazı kâhin cinler ise, kendilerine yasaklanmış olmasına rağmen semavat haberlerine kulak hırsızlığı yaparak, elde ettikleri bazı gaybî haberleri bu şekilde medyumlara da aktarabilir. Bilgi hırsızlığı yapıp da bu bilgileri medyumlara aktaran cinler, şeytanî özellikler taşıdıkları için, ahirette tıpkı medyumlar gibi ilahî cezaya maruz kalacaktır.

Talebe: Ama C. Hak, neden medyumlara veya bazı cinlere bu tarz üstünlük sayılabilecek meziyetlerin ifasına izin veriyor ki?

Mürşit: Allah (c.c.), kâfir insan ve cinlerin küfrünü ziyadeleştirmek için, onlara istidraç suretinde bir takım sapkın güç ve olağanüstü haller verir. Ancak, bununla birlikte Müslümanlar da Hak ve Bâtıl ile imtihan olunur. Onun için, kehanete dayanan bazı bilgiler her ne kadar kısmen doğru gibi görünse de onlara güvenip medyumlara itibar etmemek gerekir.

Talebe: Anladım. Demek ki medyumlara pek itibar etmemeliyiz. Peki. Müslümanların gaybî bilgiler bağlamında meşru sayılabilecek böyle meziyetleri var mıdır?

Mürşit: Gaybı mutlak anlamda ancak Allah (c.c) bilir. Ancak Kur’ân ve sünnet çerçevesinde nefsini ıslah eden, tevekkül ve teslimiyet şuuruyla hayatını tanzim eden her şuurlu ve muttaki Müslüman, Allah’ın bir ikramı ve ihsanı olarak ilham ve feraset yoluyla metafizik varlıklarla temas etme gereği duymadan olağanüstü bazı manevî meziyetlere sahip olabilir. Biz buna keramet diyoruz. Keramet sahibi mümin de kerametin Allah'tan olduğunu bildiği için, bundan kendine bir pay çıkartmaz, bunu bir menfaat aracı olarak kullanmaz ve bunun için zaruret olmadıkça bildiklerini ulu orta herkese ifşa etmez.

Talebe: Anladım. O halde bize ne tavsiye edersiniz Hocam?

Mürşit: Medyumların kehanet içerikli kitaplarında bir doğruyu görürken on yalanı da görmek gerekiyor ve buna göre çok ihtiyatlı olup doğruyu ve yalanı tefrik edecek ferasete sahip olmalıyız. Böyle kitaplara ehemmiyet vermek, kendi manevî dünyamıza zarar verebilir. Bu gibi kitaplar, hakikati tağyir edip, saf Müslümanları aldatabilir. Bunun yerine Kur’ân, Peygamberimizin (sav) hayatını ve(ya) evliyalarımızın menkıbelerini okursak, gönül dünyamızı daha da zenginleştirmiş oluruz. Medyumların en dikkat çekici öngörüleri bile, Kur’ân’ın âyetleri ve Peygamberimizin (sav) sözleri ile kıyaslanamayacak kadar değersizdir. Allah’ın Resulü de başkalarının izahatına ihtiyaç bırakmayacak kadar her şeyin hakikatini beyan etmiştir.

Talebe: Yani Koronavirüs ile ilgili bir uyarısı var mıdır Peygamberimizin (sav)?

Mürşit: Koronavirüsü de içine alan bütün salgın hastalıklara yönelik olarak Peygamberimiz (sav) bir hadislerinde şöyle buyurmuştur: “Taun hastalığı, Allah Teâlâ’nın dilediği kimseleri kendisiyle cezalandırdığı bir çeşit azaptır. Allah, onu müminler için rahmet kıldı. Bu sebeple tauna yakalanmış bir kul, başına gelene sabrederek ve ecrini Allah’tan bekleyerek bulunduğu yerde ikamete devam eder ve başına ancak Allah ne takdir etmişse onun geleceğini bilirse, kendisine şehit sevabı verilir.” (Buhari, Tıb: 31).

Talebe: Hocam; Bu hadis, ne güzel bir uyarı ve aynı zamanda bu gibi hastalıklardan ölenler için ayrıca bir müjde. Bu bilgileri bana ve okuyucularımıza verdiğiniz için çok teşekkür ederim. Bizi aydınlattınız.

Mürşit: Estağfurullah.

YORUM EKLE

banner5