Bir ülkeyi ayakta tutan sadece ordusu, ekonomisi ya da kurumları değildir. Asıl güç; milletin ortak vicdanı, demokrasiye olan inancı ve sandığa duyduğu saygıdır. Bugün sosyal medya üzerinden dolaşıma sokulan sayısız söylenti, dedikodu ve algı operasyonu bize bir gerçeği yeniden hatırlatıyor: Gerçekler sabırlıdır, yalan ise acelecidir.
Son günlerde yine aynı senaryolar sahneleniyor. “Cumhurbaşkanı rahatsız.”, “Görevi bırakacak.”, “Şu tarihte siyaset değişecek.” gibi hiçbir resmi dayanağı olmayan iddialar, aynı merkezlerden servis edilircesine dolaşıma sokuluyor. Sanki yıllardır tutmayan senaryolar yeniden vizyona girmiş gibi…
*İnsan ister istemez şu soruyu soruyor:*
Bıkmadınız mı?
Yıllardır hayallerinizi dedikoduların üzerine kuruyor, gerçekleşmeyince yeni bir söylenti üretiyorsunuz. Demokrasiye güvenmek yerine söylentilere yatırım yapıyorsunuz. Oysa demokratik ülkelerde iktidarlar sosyal medya dedikodularıyla değil, milletin sandıkta verdiği kararla değişir.
Bu ülkenin sahibi ne trol hesaplar ne de karanlık algı merkezleridir. Bu ülkenin sahibi millettir.
Demokrasi; beğendiğimiz sonuçlarda alkışlayıp beğenmediklerimizde yok sayacağımız bir sistem değildir. Demokrasi, milletin iradesine koşulsuz saygı göstermektir. Hoşumuza gitse de gitmese de, siyasi rekabetin meşru zemini sandıktır. Bunun dışındaki her yöntem, toplumsal huzuru zedeleyen bir anlayışın ürünüdür.
Türkiye yakın tarihinde çok ağır sınavlardan geçti. Siyasi krizler yaşadı, ekonomik saldırılar gördü, terörle mücadele etti, darbe girişimiyle karşı karşıya kaldı. Bütün bunlar millet hafızasında derin izler bıraktı.
Bu nedenle toplumun önemli bir kesimi artık şunu çok iyi biliyor: Bilgi ile algı aynı şey değildir.
Algı, gerçeğin yerine geçmeye çalışır. Bilgi ise sabır ister, belge ister, doğrulama ister.
Sosyal medyanın en büyük tehlikelerinden biri de tam burada ortaya çıkıyor. Birkaç anonim hesap, hiçbir sorumluluk taşımadan milyonlarca insana ulaşabiliyor. İnsanların sağlıklarını, ailelerini, devlet kurumlarını ve ülkenin geleceğini ilgilendiren konular bile kimi zaman doğrulanmadan dolaşıma sokulabiliyor. Dijital çağın en büyük imtihanlarından biri de budur: Bilgi kirliliği.
Toplum olarak yalnızca siyasi kutuplaşmadan değil, aynı zamanda ahlaki bir aşınmadan da geçiyoruz. Hakaretin özgürlük, iftiranın eleştiri, yalanın yorum olarak sunulduğu bir zeminde sağlıklı bir kamuoyu oluşamaz.
Bugün farklı siyasi görüşlerden insanlar birbirlerini eleştirebilir. Bu demokrasinin doğal sonucudur. Ancak eleştiri ile iftira arasındaki çizgiyi kaybettiğimiz gün, sadece siyaset zarar görmez; toplumun birbirine olan güveni de yara alır.
Herkes kendi siyasi görüşünü savunabilir. Ancak hiç kimsenin, doğruluğu ortaya konulmamış iddiaları kesin gerçek gibi sunarak toplumu yönlendirme hakkı yoktur. Çünkü yalanın siyasi kimliği olmaz. Yalan, kime hizmet ederse etsin topluma zarar verir.
Sayın Recep Tayyip Erdoğan da nihayetinde bir insandır. Sağlığı hakkında konuşulacaksa bunun ölçüsü resmi açıklamalar ve doğrulanmış bilgiler olmalıdır. Bir insanın sağlık durumu üzerinden siyasi beklenti üretmek ne ahlaki ne de demokratik bir tutumdur. Siyasi mücadele, kişilerin hastalığı veya sağlık durumu üzerinden değil; fikirler, projeler ve milletin tercihi üzerinden yürütülmelidir.
Bu millet kadere iman eden bir millettir. İnancı gereği bilir ki ömür de makam da emanet, hüküm de takdir de Allah’a aittir. Bu sebeple korku üretmeye çalışan algılar, toplumun tamamında bekledikleri karşılığı bulamaz.
Türkiye’nin ihtiyacı daha fazla dedikodu değil; daha fazla hukuk, daha fazla üretim, daha fazla eğitim, daha fazla bilim ve daha fazla toplumsal birliktir.
Bugün hepimize düşen sorumluluk, siyasi görüşümüz ne olursa olsun, doğrulanmamış bilgilerin taşıyıcısı olmamaktır. Çünkü yalanın hızına yetişmek mümkün değildir; fakat hakikatin gücü eninde sonunda galip gelir.
Tarih bize defalarca göstermiştir ki millet iradesini küçümseyen her anlayış sonunda milletin vicdanında kaybetmiştir. Bugün de yarın da değişmeyecek olan temel ilke şudur:
Sandığın yerine dedikoduyu, bilginin yerine algıyı, ahlakın yerine iftirayı koymaya çalışanlar; kısa vadede gürültü çıkarabilirler, fakat uzun vadede bir milletin iradesini teslim alamazlar.
Çünkü bu topraklarda son sözü trol hesaplar değil, millet söyler.