Boris Johnson, Erdoğan’la görüşmesinde 107 yıl önce yaptıkları utanç dolu hareketi dile getirdi!

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile İngiltere Başbakanı Boris Johnson, İngilizlerin 107 yıllık bir utancına şaka yollu göndermede bulundu.

Gündem 23.09.2021 - 16:27 23.09.2021 - 16:33

Yeni Şafak yazarı Mehmet Acet, Birleşmiş Milletler (BM) 76. Genel Kurulu'na katılmak üzere New York'a giden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın İngiltere Başbakanı Boris Johnson ile gerçekleştirdiği görüşmeden bazı detaylar aktardı.

'Boris Johnson’ın Erdoğan’la görüşmesinde gündeme gelen 107 yıllık bir utanç hikayesi' başlıklı yazısında "Benim görüşmenin içeriğinden haberdar olan çevrelerden aldığım bilgiler, Erdoğan-Johnson görüşmesinin sadece 'Çok iyi' değil, aynı zamanda da 'Çok enteresan' geçtiğine işaret ediyor" diyen Acet, şöyle devam etti:

"Askeri konular ve savunma sanayii meselelerinin konuşulduğu bölümde, İngiliz Başbakan Türkiye’nin SİHA’larıyla ilgili övgü dolu sözler sarf ediyor. Kendisinin Türkiye ile ilgili kökleri bahsinde Çankırı’nın ismi geçince itiraz ediyor, Çankırı değil, Kalfat’lıyım diyor. (Kalfat, Çankırı’nın Orta ilçesine bağlı bir köy)

Görüşmede Türkiye ile İngiltere arasında bir süredir görüşmeleri yapılan ortak ‘uçak gemisi’ projesi gündeme geliyor. Projenin kaç yılda biteceği konuşuluyor. Bu sırada çok enteresan bir şey oluyor.

'Johnson, dilinin kemiği olmayan rahat bir siyasetçi'

Johnson, dilinin kemiği olmayan rahat bir siyasetçi. Bu konu konuşulurken, İngilizlerin 107 yıllık bir utancına şaka yollu göndermede bulunuyor. 'Bizimkiler parayı alıp gemileri göndermiyorlar' anlamında bir cümle kullanıyor.

Johnson’ın şaka yollu hatırlattığı 107 yıllık hikaye şu: Osmanlı devleti İngiltere’ye iki tane savaş gemisi siparişi verdikten sonra, halktan topladığı yardımlarla bu gemilerin ödemesini peşin olarak yapıyor. 1914 yılında gemilerin yapımı tamamlanıyor.

‘Sultan Osman-ı Evvel’ ve ‘Reşadiye’ ismi verilen gemiler tam teslim edilmek üzere iken İngiliz yönetimi ani bir karar alıp, parası ödenmiş olan gemileri Osmanlı devletine teslim etmekten vazgeçiyor.

Bir başka deyişle bu gemiler gasp ediliyor. Teslim edilmedikleri gibi, ödenen paralar da iade edilmiyor. Churchill’in Türklere bir kazığı olarak bilinen bu karar alınırken, Osmanlı devletinin Almanya ile yakınlaşmasının gerekçe gösterildiği iddia edilir. Bir başka iddia ise, tam tersine, İngilizlerin aldığı bu kararın Osmanlı’yı Almanlara yakınlaştırdığı yönünde."

'F-35 hikayesine benziyor'

Bu hikayenin, 'ABD'nin Rusya'dan alınan S-400 füze savunma sistemini bahane ederek Türkiye'yi F-35 savaş uçağı programından çıkarmasına benzediğini' belirten Acet, "Bu uçakların parasını da ödedik ama programdan çıkarıldığımız halde, henüz ödediğimiz paraları geri alabilmiş değiliz" diye yazdı.

"İlginçtir, Amerikalıların bu çifte standartlı yaklaşımıyla ilgili bir itiraf da, 2020’da Osaka’da yapılan G-20 zirvesi sırasında dönemin ABD Başkanı Donald Trump tarafından gündeme getirilmişti" ifadesini kullanan Acet, şunları kaydetti:

"Hatırlatayım. Zirve sırasında kameralar önünde Türkiye’nin S-400’le ilgili tezlerinin tümüne destek veren Trump, 'Türkiye parasını ödediği halde, F-35 programından çıkarıldı, böyle ticaret olur mu, biz Patriot’ları vermediğimiz için gidip Ruslardan bu füzeleri almak zorunda kaldılar' anlamına gelen ifadeler kullanmıştı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Boris Johnson’la görüşmesinin olduğu Pazartesi günü bir önceki randevusu da New York Times’tan bir grup gazeteci ile idi. Öğrendiğime göre bu mülakatta Erdoğan’a S-400’le ilgili süreçler, Türkiye’nin F-35 programından çıkarılması gibi gelişmeler hatırlatıldıktan sonra 'Bütün bu olanlardan sonra S-400 almanıza değdi mi?' şeklinde bir soru yöneltiliyor.

'Evet, değdi'

Erdoğan, Türkiye’nin bu kararı alış süreciyle ilgili bilinen gerekçeleri sıraladıktan sonra, 'Değdi mi?' sorusuna, 'Evet, değdi' diye cevap veriyor. Haydut devletlere özgü yöntemlerle Türkiye’ye bedel ödetmeye çalışıyorsun, sonra da kararından dönmedi diye değdi mi diye sorguya çekmeye kalkıyorsun.

Gazetecilerin merakına diyeceğim bir şey yok tabii ama, genel bir sorun olarak Amerika’nın hiç de adil olmayan bu tutumunu sorgulamak yerine Türkiye’yi olaydan suçlu çıkarmaya çalışmak bana hiç de adil bir yöntem gibi gelmiyor. Hukukun gücü yerine gücün hukuku dedikleri şey tam da böyle bir şey olsa gerek."

Yorumlar