Çaresizliği gördüm

Deniz Feneri Derneği İstanbul Şube Başkanı Rasim Karagül, Deniz Feneri çalışanı Ali Duman ve yine Deniz Feneri Derneği Kilis gönüllüsü Muhammed Assaf'la birlikte Öncüpınar Kapısı'ndan Suriye'ye geçtik. Çadırlarda yaşayanlara çeyiz seti, çizme, kıyafet ve gıdadan oluşan bir tır yardım götürdük. 

Azez'in kuzey bölgesinde, Türkiye sınırına yakın bölgelerde kurulan çadır kamplarda 125 bin kişi olağan dışı koşullarda yaşam savaşı veriyor. O bölgede, çadır alanları yardım kuruşları arasında paylaştırılmış. Deniz Feneri, El Haremeyn ve Ehlü'ş Şam Kamplarının ihtiyacını karşılamaya çalışıyor. Yan yana kurulan iki kampa 5000'in üstünde insan sığınmış. Her iki kampta da çadır okul mevcut. Kısa bir süre içinde El Haremeyn Kampı çadırdan kurtulup konteyner okuluna kavuşacak. Darısı diğer kampların başına. Okullar cuma ve cumartesi tatil; pazar günü, okullarda haftanın ilk günü. Orada Pazartesi sendromu yok, ancak her gün ayrı bir sendroma gebe. 

Ehlü'ş Şam kampına genelde Mümbiç'ten gelenler yerleştirilmiş, diğer kampta Suriye'nin değişik yerlerinden gelenler var. Her iki kamp için de yönetim oluşturulmuş, bu yönetimler AFAD sorumlusu ile birlikte sorunları çözmeye, yardım kuruluşları vasıtasıyla ihtiyaçları gidermeye çalışıyor. Her iki kamp da tel örgüyle çevrilmiş, çadırlar artık çadır olmaktan çıkmış, bazıları imkanları ölçüsünde çadırın eklentisi şeklinde baraka yapmaya çalışmış. Yağmur yağdığı zaman, kışın tamamında kamplar çamur içinde, bazen çocuklar çamura saplanıp kalıyor. Çadırları, yağmur yağdığı zaman su basıyor; hijyenik ortam diye bir şey hepten yok oluyor. Kampların uzak noktaları daha da vahim durumda. Yazınsa her taraf toz toprak içindeymiş. İnsanlar toz-toprak ve çamur deryası içinde ne kadar temiz olunabiliyorsa o kadar temizler. 

Kamplar vatandaşın arazisi üzerine kurulmuş, kimi yerlerde insanlar zeytinliklere sığınmış, başkalarının tapulu malı bir nevi işgale uğramış. Bölgede elektrik büyük jeneratörlerle sağlanıyor. Kamplarda sokak lambaları güneş enerjisi ile çalışıyor. Kampların belli noktalarına umumi tuvaletler ve banyolar yerleştirilmiş. Ancak insanlar banyosunu çadırında leğende yapıyormuş. Su ihtiyacı, kuyulardan su depolarına alınan suyla sağlanıyor. Herkes yemeğini çadırında gaz ocağında pişiriyor, ısınma için de mazotlu sobalar kullanılıyor. İki-üç litrelik mazot, 6-8 saat yetiyormuş. 

İçinde 15 kişinin yaşadığı çadırlar da var. Genelde aileler çok çocuklu. Doğum oranı bir hayli yüksek. Şehit çocukları akrabalarının yanında kalıyor. İnsanların karınlarını doyurma dışında hayal kurma şansları yok gibi. Çaresizlik diz boyu. 

 Kamplarda alışveriş imkanı da var. Bakkal-manav tarzı çadırlarda kalitesi çok düşük de olsa bazı şeyler bulabiliyorsunuz. Çadırlarda kalanlar zaman zaman gündelik işlere gidiyor, cüz'i de olsa ceplerine üç beş kuruş giriyor ancak genelde insanların işi gücü yok. Yardımlar olmasa, Allah korusun, toplu ölümler olur. 

Bölgede, hem Suriye hem de Türkiye parası kullanılıyor. Sınıra duvar örülmesi ile birlikte kaçakçılık tamamen bitmiş gibi. 

 Çadır kampların bir kısmında yaşam koşulları daha da kötü. İçlerine girmesek de hepsini az buçuk gözlemleme olanağımız oldu. Zeytin Dalı Harekat'ının başlangıcında alınan Burseya Dağı'nın eteklerine gitme fırsatımız oldu, son çadırların hemen yukarısında hurda halini almış tank ve savaş araçlarını gördük, savaşın soğuk yüzüne şahit olduk. 

Burseya Dağı'nın ardından Azez kentine geçtik. Kent kentlikten çıkmış, kentin hemen dışında PYD/YPG bölgesi Tel Rıfat başlıyor. Tel Rıfat alınmadan, Azez güvende sayılmaz. 

Azez'de Kapalı Çarşı'ya girdik. Az da olsa ticari bir yaşam sözkonusu. Dükkanlarda her şey var; para kıt olunca alış-veriş de az hâliyle. 

Bir günlük Azez bölgesi ziyaretiyle ilgili çıkarımlarım şöyle: Türkiye bölgeden elini çektiği anda oralarda çok büyük bir insanî dram yaşanır, diğer güçler orayı kısa zamanda yutar ve Türkiye sınırına birkaç milyon insan daha yığılır ve sıra, Allah korusun, Türkiye'ye gelir. Savaştan bu yana demografik yapı tamamen bozulmuş, Sünniler büyük oranda yurt dışına çıkmak zorunda kalmış, İdlip, Afrin, Azez, Elbap bölgesine sığınmış. Özellikle Halep'e birçok ülkeden Şiî nüfus yerleştirilmiş, YPG bölgelerinde tehcir uygulanarak nüfus yapısı ters yüz edilmiş. Böyle bir ortamda nihaî barış ve huzuru sağlamak çok uzun zaman alacağa benziyor. 

Savaşın yol açtığı yıkımı ve trajedinin boyutlarını görmek için sadece Kilis ve Azez'i görmek yetiyor. Çadır kampları gördüğünüz zaman içinizi derin bir hüzün kaplıyor ve hayata bakış açınız değişiyor, insanlığınızı sorgulamaya başlıyorsunuz. Meselenin sadece bir Irak, Suriye, Yemen... meselesi olmadığını, bütün Ortadoğu'yu yakacak emperyal bir ateş olduğunu, insanların bir kuru ekmeğe muhtaç edilmek ve köleleştirilmek istendiğini görmek zor olmuyor. 

Bazı şeyler, gidip yerinde görmeyince tam ve doğru olarak anlaşılamıyor. Çadır kamplarda, üzerinden uzun zaman geçmesine rağmen, çok büyük dram yaşanıyor. Buna yaşamak falan denilemez, koşullar insanı derinden sarsıyor. Oraya her kim gitse, oradaki dramın etkisini uzun süre üzerinden atamaz. Türkiye'ye sığınan Suriyeliler, orada kalanlardan katbekat şanslı. Alt yapının bütünüyle çöktüğü bölgede, herkes ve her şey ölümü, yaşanan vahşet ve dehşeti hatırlatıyor. Engebeli araziye dönmüş yollarda hareket halindeki araçlar burdadan farksız, insanlarsa yürüyen bir cesedi andırıyor; buna rağmen bir çocuğu bir balon, bir çizme, bir yetişkini bir paket gıda mutlu etmeye yetiyor. Onları her şeye rağmen gülümserken görünce hiçbir şeyin bizi nasıl da mutlu etmediğini düşünüyor; elimizdeki nimetlerin kadrini bilmeyişimiz, insanın üzüntüsünü daha da artırıyor. 

Hemen herkesin, özellikle de mülteci karşıtlarının orayı görmesini isterim, zira anlatmakla tam anlaşılacak gibi değil. Konfora alışmış bizlerin orada bir gece kalması bile kolay değil. En karşıtların bile yüreğinin yumuşayacağına inanıyorum. Yöreye has güvercinler bile çamura bulanmış vaziyette, yer yer fare ölülerine rastlıyorsunuz, salgın hastalıkların her an baş gösterebileceği aklınıza geliyor, sarsılıyorsunuz. Allah'tan her kampa bir ambülans verilmiş. 

3

Anlatılacak yürek paralayan çok hikaye var. Ancak bir şey var ki acılar paylaşıldıkça azalır. Tarihini az çok okuyanlar bilir ki Edine ve Halep vilayetleri ikiye bölünmüş, diğer yarıları aziz vatan toprakları dışında kalmıştır. Yüreğimizin yarısı oralardadır yani. 

Yüreğimizin doğudaki yarısının 81 milyona çok selamı var, bizleri unutmayın diyorlar. Mazlum coğrafyaların tamamını unutmamız, sahipsiz, umutsuz bırakmamız mümkün değildir. Allah vatanımıza, milletimize zeval vermesin. Türkiye öyle güçlensin öyle güçlensin ki taki bütün mazlumları kanatları altına alabilsin.

Allah, tüm yardım kuruluşlarından, mazlumların dostu Eğitim-Bir-Sen üyelerinden razı olsun. Allah gücümüze güç katsın. 

Son mazlumun da yüzü gülünceye, adaletsizlik yeryüzünden silininceye kadar iyilik yapmaya devam edeceğiz inşallah. 

İyiliğimiz- yardımseverliğimiz, insanlığımızdır.         

YORUM EKLE
YORUMLAR
Fatih sayim
Fatih sayim - 4 ay Önce

Allah için bu yardımları tüm yardım kuruluşları beraber götürse beraber hareket etse neden herkes ayrı gidiyor reklam da orda zaten fotoğraf çekilir....

Ahmet dindaroğlu
Ahmet dindaroğlu - 4 ay Önce

Allah kamptaki kardeşlerimizin ve sizlerin yardımcısı olsun..

banner5