Roger Garaudy'nin kalbinde yanan ilk ışık, birkaç Müslümanın örnek ahlakıyla başladı.
Bu yazımı, Roger Garaudy'nin Cezayir'de kalbine düşen kıvılcımın, 2 Temmuz 1982'de Cenevre'de hidayetle buluşmasının 44. yıl dönümüne ithafen kaleme aldım.
Değerli kardeşlerim,
Bir Müslüman, yaptığı hiçbir iyiliği küçük görmemelidir. Bazen samimi bir tebessüm, bazen içten bir selam, bazen dürüst bir ticaret, bazen de haksızlık karşısında dimdik duran vakur bir duruş, hiç tanımadığınız bir insanın kalbinde ömür boyu sönmeyecek bir ışık yakabilir. Çünkü biz sadece davranışlarımızdan sorumluyuz. O davranışın hangi gönle dokunacağını, hangi kapıyı aralayacağını ve hangi hidayet hikâyesinin başlangıcı olacağını ise ancak Allah bilir.
Bunun en çarpıcı örneklerinden biri kuşkusuz Fransız düşünür Roger Garaudy'nin hayatında karşımıza çıkar. 1913 yılında Fransa'da doğan Garaudy, genç yaşta felsefeye yöneldi. Uzun yıllar ülkesinin en tanınmış düşünürlerinden biri oldu. Üniversitelerde ders verdi, milletvekilliği ve senatörlük yaptı. Önce Hristiyanlığı, ardından Marksizmi benimsedi. Hayatı boyunca hakikatin peşinden koşan yorulmaz bir fikir adamıydı. II. Dünya Savaşı sırasında Fransız ordusunda görev yaptı. Savaşın en çetin günlerinde tutuklanarak Cezayir'deki bir esaret kampına gönderildi.
İşte onun hayatını değiştirecek uzun yolculuğun ilk kıvılcımı tam da burada çakacaktı.
Garaudy'nin hatıralarında anlattığına göre, bir gün kamp komutanı silahsız mahkümların kurşuna dizilmesi emrini verdi. Emri uygulayacak Cezayirli Müslüman askerlerden bazıları ise vicdanlarını dinledi ve silahsız insanlara ateş etmeyi reddetti. Çünkü inandıkları İslam, silahsız ve savunmasız bir insanın canına kıymayı yasaklıyordu. Onlar, komutanlarının emrinden önce Allah'ın emrine itaat etmeyi tercih ettiler.
Garaudy'nin bütün ezberi o anda bozuldu. Çünkü yıllardır kendisine anlatılan İslam ile gözlerinin önünde duran Müslüman aynı değildi.
İşte Garaudy'yi sarsan şey, silahlı askerlerin silahsız insanlara ateş etmemesi değil, bunu Allah korkusuyla yapmalarıydı.
Kendi kendine şu soruyu sordu;
"Bu insanlara böylesine sağlam bir ahlakı, böylesine güçlü bir vicdanı veren din nedir?"
İşte o gün kalbine bir kıvılcım düştü. O gün Müslüman olmadı. Ama kendi kendine büyük bir söz verdi.
"Buradan sağ çıkarsam, bu insanları böyle yetiştiren dini mutlaka araştıracağım."
Ve araştırdı. Kur'an-ı Kerim'i okudu, İslam medeniyetinin temel taşlarını inceledi. Yıllarca düşündü, sorguladı ve hakikatin izini sürdü. Aradan onlarca yıl geçti. 1982 yılında İsviçre'nin Cenevre şehrindeki Cenevre İslam Merkezi'nde kelime-i şehadet getirerek Müslüman oldu. Böylece Cezayir'de kalbine düşen kıvılcım, yıllar sonra hidayet nuruna dönüştü.
İslam ile şereflendikten sonra eserlerinde hep aynı gerçeğe dikkat çekti. Onu İslam'a yaklaştıran, önce birkaç Müslümanın örnek ahlakı olmuştu. Çünkü İslam'ın sadece kâğıt üzerinde kalan bir inanç değil, yaşanması gereken bir hayat nizamı olduğunu görmüştü.
***
Kıymetli kardeşlerim,
Bugün insanlar Kur'an-ı Kerim'i okumadan önce bizi okuyor.
Çocuklarımız bizi okuyor.
Komşularımız bizi izliyor.
İş arkadaşlarımız bizi gözlemliyor.
Alışveriş yaptığımız insanlar bizi tartıyor.
Belki de hiç tanımadığımız insanlar, İslam hakkında ilk kanaatlerini bizim davranışlarımızdan ediniyor.
Bu yüzden sadece namazımızdan ve orucumuzdan değil, öfkemizden de sorumluyuz. Sadece ibadetimizden değil, adaletimizden de sorumluyuz. Sadece sözlerimizden değil, ticaretimizden, merhametimizden, emanete sadakatimizden ve güzel ahlakımızdan da sorumluyuz.
Ne acıdır ki bazen yıllarca anlattığımız bir hakikati, birkaç dakikalık kötü bir davranışımız yıkabiliyor. Ama bazen de küçücük bir iyilik, bir ömür sürecek bir hidayetin kapısını ardına kadar açabiliyor.
Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;
"Allah'ın senin vasıtanla bir kişiyi hidayete erdirmesi, senin için en değerli dünya nimetlerinden daha hayırlıdır."
Belki o Cezayirli Müslüman askerler, yıllar sonra dünyanın en tanınmış düşünürlerinden birinin hidayetine vesile olacaklarını hiç bilmiyorlardı.
Ama Allah biliyordu.
Kim bilir, belki bugün sizin dürüstlüğünüz, belki merhametiniz, belki verdiğiniz sözü tutmanız, belki kimsenin görmediği yerde harama el uzatmamanız, belki haksızlık karşısında vicdanın yanında dimdik durmanız, bir gönülde İslam'a açılan ilk kapı olacaktır.
Roger Garaudy'nin kalbinde bir kıvılcımı yakan, uzun konuşmalar değildi. Birkaç Müslümanın örnek duruşuydu.
Kim bilir, belki de yarının Roger Garaudy'lerinin kalbinde aynı kıvılcımı yakacak olan, bugün bizim yaşayacağımız o güzel ahlaktır.
İslam'ın güzelliği, bizim hayatımızda vücut bulduğunda dünya için en büyük tebliğ kendiliğinden başlayacaktır.
Selam ve dualarımla.