Dans etmek için yaşayan kız

 Evin içinde dans etmeye başladığında henüz üç yaşındaydı. Dans etmeyi öylesine çok seviyordu ki...

Yaşam 30.01.2020 - 13:46 30.01.2020 - 13:46

Biraz büyüyünce dans dersleri almak istediğini söylemişti ailesine. Ortaokula giderken kendisinden küçük öğrencilere dans dersleri veriyordu. Daha sonraları da kimi oyunların koreografisini üstlenmişti.

Artık profesyonel bir dansçı olmuştu. Caz, tap, folk, akrobatik ve modern danslar...

Sonra beklenmedik bir şey oldu. “Lupus Erythematosus” (LE) adlı bir hastalığa yakalandı. Hastalığın nedeni bilinmiyordu. LE hastalığı kendini genellikle, yüzde kaşıntı veren kızarıklıkla belli eder. İstisnai olarak eklemleri ve yaşamsal organları etkiler. Hastalığa yakalananların hemen hemen tamamı kadındır.

İlaç tedavisi çoğu hastada işe yarar ve hastalık kısa süre içinde tamamen iyileşir. Ne var ki hastalık böbreklere bulaşmış ise ilaç tedavisinin etkisi çok sınırlı olur. Bu durumda böbrek yetmezliği sıkça karşılaşılan bir olaydır. Aslında çocukluğundan beri LE belirtileri görülüyordu. Cildindeki kızarıklıklar güneşe çıktığında daha da belirginleşiyordu. Ergenlik çağına geldiğinde hastalığı dirseklerinde ve bileklerinde ağrılara ve parmaklarında şişliklere neden olmaya başladı. Devamında, bir gösteri sırasında, hastalık eklemlerine ve böbreklerine yayıldı. Gösterinin koreografı ona kilo aldığını söyledi. Oysa bu yağ değildi; dokuları su tutuyordu.

Ayakları şişmiş, ayakkabılarına sığmaz olmuştu. Eklemleri o denli ağrıyordu ki, en basit işleri dahi yapamaz olmuştu. O yine de çabalıyor, olağanüstü bir irade göstererek her gece üç gösteriye çıkmayı sürdürüyordu. Sonunda gösteri öncesi kuliste otururken sırtına bıçak gibi bir ağrı saplandı ve acılar içinde sandalyesinden yuvarlandı. Kendine gelir gelmez doktorunu aradı. Doktor ona ilaç ve bir beslenme programı yazdı; bir süre dinlenmesini önerdi. Doktorun tavsiyesine uyarak birkaç ay dinlenmiş ve biraz güç toplamıştı ki yeniden hastalandı. Bir sabah çenesinin altında bir şişlikle yeniden hastaneye yatırıldı.

Hastalığı akciğerlerine bulaşmıştı; zatürreye ve şiddetli öksürüğe neden oluyordu. Üstelik böbrekleri de artık çalışmıyordu. Onu diyaliz makinesine bağladılar. Durum umutsuz görünüyordu. Doktoru hariç hastane çalışanlarından hiç kimse onun yaşayacağına ihtimal vermiyordu; ama o vazgeçmiyor, kendini koyuvermiyordu.

Bilinci açıktı. Birçok kez, serum takılıyken, iğneyi kolundan çıkartıp, bacak kaslarını güçlendirmek için egzersiz yapmıştı. Hatta hastane yetkilileri başına gelebilecek kazalardan kendilerinin sorumlu olmadığına dair bir kâğıt dahi imzalatmışlardı ona. Genç kız bundan sonra kısa süreli aralıklarla evine gönderildi; ama maalesef hastalığı hiçbir tedaviye olumlu cevap vermiyordu. Boynundaki ağrılar öylesine korkunçtu ki, ağrıların şiddetinden dik oturamıyor, yemek yiyemiyordu. Böbrek yetmezliği, tansiyonunun yükselmesine sebep oluyordu. Bütün bunlar sanki yetmiyormuş gibi ardından şiddetli kasılmalar baş gösterdi. Kasılmalar canını çok acıtıyor, elinde ya da ağzında ne varsa düşürmesine sebep oluyordu. Birkaç ay sonra bir sabah evde, yatağına uzanmış halde kız kardeşiyle konuşurken şiddetli bir kasılma daha yaşadı ve bu kez yataktan düşüp bilincini yitirdi.

Onu derhal hastaneye götürdüler. Doktor, böbreklerinin iflas ettiğini ve onu yapay böbrek makinesine bağlamaları gerektiğini söyledi. Genç kız başta bu fikre direndiyse de doktoru onu ikna etmeyi başardı. Uygun bir organ bulunduğu takdirde böbrek nakline karar verildi. Annesi, babası ve kız kardeşi böbreklerinden birini vermeye gönüllüydüler. Gerekli testler yapıldı. Neticede en iyi aday annesi seçildi. Sonraki gün, annesiyle birlikte, yedi saat süren bir ameliyat geçirdiler. Her iki böbreği de alındı ve annesinin sağ böbreği kendisine nakledildi. Ağır bir ilaç tedavisi uygulanıyordu. Nihayet böbrek görevini yerine getirmeye ve yaraları iyileşmeye başladı.

Hasta yatağında hiçbir şey yapmadan iyileşmeyi beklemeyi düşünemezdi; dansa dönebilmek için mücadele etmeliydi. Oysa ne gücü ne de esnekliği kalmıştı. İlk zamanlar yalnızca birkaç dakika ayakta kalabiliyordu. Adım atmaya ya da basamak çıkmaya çalıştığında yere düşüyordu. “Başlarda mekik çekerken sanki göğsümün üzerinde bir tonluk ağırlık varmış gibi duyumsuyordum.” diye anlatıyordu.

Alıştırmalardan sonra her yerim acıyordu, ama acıması demek, kasın çalışıyor olması demektir.” diyordu.

Genç kız bir yıl sonra “Uluslararası Festival” ile profesyonel dans yaşamına geri döndü. Korkuyordu. “O denli uzun süredir sahneye çıkmamıştım ki, düşeceğimden korkuyordum.” diye anlatmıştı o anı. Gösteride muhteşem bir performans sergiledi.

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@