Deniz Göktaş! NATO! Palantir! Revolver! Baal! Sokullu!

Abone Ol

36. Nato zirvesi için nefesler tutulmuş, başta Trump olmak üzere dünya liderlerinin Türkiye'ye gelmesine saatler kalmıştı. Tüm Dünyanın gözü Ankara'daydı. Saatler 7 Temmuz'un gece yarısı sonrasını gösterirken Beştepe'nin toprak altı zemininde kalan odalarının tamamının ışıkları yanıyordu.
Teheccüd vaktine az bir zaman kalmıştı.
Zirvenin başlamasına da..
...
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi içinde var olan 1150 odanın dışında, sadece ehlinin bildiği, loş ışıkla aydınlatılmış (dışarıdaki hiçbir dalga boyunun içeri sızmasına ve dışarı çıkmasına izin vermeyen özel yalıtım panellerle muhkemleştirilmiş kör ve sağır) odada, 2 kişi bir araya gelmiş, masanın ortasındaki dijital dünya haritasının soğuk mavimsi ışığı yüzlerine vurmuş halde birazdan odaya gelecek olan 3. misafiri bekliyorlardı.
Dışarıda, Ankara’nın bürokratik uğultusu akıp giderken, bu sağır ve kör odada, ülkenin önümüzdeki yüz yılını şekillendirecek tarihi önemde bir beyin fırtınası esecekti. Fırtına öncesi sessizlik birazdan kopacak borana gebeydi sanki.
Beklenen şahıs gelmiş, zaten ayakta bekleyen Arif ve Alperen hazırola geçmişti.
Her iki genç tam 33 yaşındaydılar.
2 yetim olarak biri Srebrenitza’da diğeri Herat’ta dünyaya gelmişler, Efendimizi (sav) emziren Halime annemizin soyundan gelen Hevazin'li Beni Sa'd kabilesi mensubu bir sütanneden emzirilmişlerdi.
Bu gençler kendileri gibi çok özel yetiştirilmiş olan (Bedir Ashabı sayısınca tam 313) gençten sadece ikisiydi.
Devletin ruhunu, egemenlik ve istiklal refleksini temsil eden (kozmik eğitimden geçmiş) bu iki genç, odaya giren Enver Beyle başbaşaydılar şimdi. Ankara’da başlayacak olan 36. NATO zirvesinin büyük gürültüsü altında perde arkasında süregelen en büyük kavga bu odaya taşınmak üzereydi.
Mavi gözleriyle iki genci bir müddet derin derin süzen Enver Bey konuşmaya başladı:
"Arif! Alperen! Tarihi bir karar anıyla karşı karşıyayız. Perde arkasında sadece bize değil, tüm ulus devletlere dayatılan 'birlikte çalışılabilirlik' maskesi altında sunulan PALANTİR artık masada! Nato'nun kağıt üzerindeki gündemi değil en gizli başlığı Palantir konusunda karar aşamasındayız. İmzayı atmamız noktasında baskılar arttı. Palantir üzerinden bize; ordumuz, ekonomimiz ve toplumumuz için mutlak bir öngörü ve bu öngörü ile başarı vadediyorlar. Bunu yaparken tüm milli verilere (aşama aşama) mutlak erişimi şart koşuyorlar. Bu küresel sisteme entegre olduğumuzda daha güçlü, daha zengin, her istediğine ulaşabilecek bir Türkiye vaadinde bulunuyorlar. Küresel gücün merkez üssü olacağımızı vaad ediyorlar! Alperen, sen PALANTİR sistemine entegrasyondan yanasın. Anlat bakalım, ne kazanacağız?'’
Alperen, gözlerinde geleceği yakalamak üzere olan bir adamın pırıltısıyla öne eğildi.
Masadaki haritanın kontrol panelini kaydırarak askeri veri simülasyonlarını açtı ve:
"Sayın Başkanım! Malumunuz dünya artık tankla, tüfekle değil, veriyle ve yüksek teknolojiyle yönetiliyor. Palantir bize sadece bir yazılım değil, adeta herşeyi görebilecek bir göz, bir 'radar' teklif ediyor. Şu an istihbaratımız sınırdaki bir tehdidi algılayıp analiz edene kadar saatler geçiyor. Palantir Gotham sistemini askeri ağımıza entegre edersek; uydulardan, sınırdaki İHA'larımızdan, telsiz kestirmelerinden gelen milyarlarca veri saniyeler içinde tek bir ekrana düşecek. Sınırımızda bir hareketlilik mi var? Palantir bunu anında görecek, lojistik mühimmat ihtiyacını hesaplayacak ve bize üç farklı harekat planı sunacak. Vurulacak noktaları 24 saat gökvatanda olan SİHA'larımıza iletip operasyonu bitirecek!
Sadece askeri de değil efendim. Palantir Foundry sistemini ekonomik verilere, yüz tanıma sistemlerine, merkez bankası akışlarına, liman lojistiğine, tedarik zinciri ve lojistiğe, sağlık sistemi ve ilaç sektörüne, üretim ve ağır sanayiye açtığımızda; küresel bir krizin veya ham madde kıtlığının ülkemizi nasıl etkileyeceğini aylar öncesinden görececeğiz. Enflasyon spekülasyonlarını, kara para aklayan şebekeleri tüm ağlarıyla deşifre edebiliriz. Masaya koydukları kazanımlarda ise ikilem ve tehdit çok net: 'Ya bu akla dahil olur, küresel siber kalkanın içinde güvenle kalırsınız; ya da sistemin dışına itilerek teknolojik bir körlüğe mahkum olur, yarının dijital savaşında av haline gelirsiniz.' Biz bu trene binmezsek, yarın rakiplerimizin karşısında kör ve sağır kalırız. Egemenlik istiyorsak çağı yakalamamız gerekmektedir. Hiç kuşkusuz Palentir’e entegre olmanın olumsuz yanları vardır. Ancak biz, dün nasıl NATO’ya girmek zorunda kaldık ve tam 74 yıldır ülkemizi apaçık bir düşman saldırısına karşı koruduysak ve bu NATO kendine bağlı üniformalı hainlerle bu ülkede darbelere kalkıştıysa, Palantir üzerinden de aleyhimize bir çok hamlede bulunacaktır. Dün, BOP’a nasıl dahil olup içerden sarstıysak, bugün de bu sisteme dahil olup, entegrasyonu oluşturup tersine mühendislikle aleyhimize olan tüm süreçlere müdahale etme şansına sahip olabiliriz."
Enver Bey:
‘’Peki bu mutlak bir olgu mu?’’
Alperen:
‘’Hayır Efendim! Daha önce yaptığımız gibi! Bu mümkün! Deneyeceğiz!’’
Enver Bey derin bir nefes aldı ve önündeki raporlara gözattıktan sonra bakışlarını Arif’e çevirerek:
"Peki ya sen? Neden bu kadar direniyorsun Arif? Alperen’in sunduğu tablo bir devlet ve o devleti yönetenler için bir rüya. Teknolojik körlük tehdidini nasıl göze alacağız? Görmüyor musun adamlar İsrail’e ayar vermek için demir kubbelerini bile kör ediyorlar! İsrail üzerinden Palantir’e hayır diyenlere mesaj veriyorlar! O, iha’ları Aralık 2025’te Karadeniz üzerinden Ankara yakınlarına kadar nasıl getirdiler? Geçici körlüğü bize kim yaşattı? Palantir, biz o yüksek teknolojiye ulaşana kadar bize zaman kazandırmaz mı? Neden itiraz ediyorsun?’’
Arif, masadaki dijital dünya haritasına elini uzatarak ışığını hafifçe kıstı ve muhatabının mavi gözlerinin içine bakarak konuşmaya başladı:
"Sayın Başkanım, Alperen’in sunduğu tablo bir rüya değil, kusursuz bir illüzyondur. Palantir, ismini J.R.R. Tolkien’in fantastik romanındaki ‘O sihirli, Herşeyi Uzaktan Gören Taş Küre'den' alır. Kitapta bu küre dünyayı ve dünyada olup bitenleri gösterirdi ama en güçlü taş küre Karanlık Lord Sauron’un elindeydi. Sauron o taşa bakanların zihnini manipüle edip kendine köle ederken, gerçeği değil, kendisinin göstermek istediklerini görürlerdi. Şimdi bu metaforu gerçeğe tahvil edelim. Palantir bize tüm dünyadaki verilere erişimle adeta (haşa) 'tanrı modunda' bir görüş/istihbarat/bilgi vadediyor, doğru. Ancak hayati soru şu: O kristal kürenin diğer ucunda kim oturuyor?"
Arif masaya biraz daha yaklaşarak, sesini kararlı bir tona ayarladı ve devamla:
"Palantir, kökleri Pentagon’a ve CIA’e uzanan bir Amerikan savunma aparatıdır. Biz tüm askeri koordinatlarımızı, terörle mücadele hafızamızı bu sisteme yüklediğimiz an, aslında kendi genelkurmay karargahımızı, Tarım ve Sağlık başta olmak üzere tüm mahremimizi Washington’daki bir sunucu odasına taşımış oluruz. Kapalı kaynak kodlu bir yazılımdan bahsediyoruz. İçinde hangi 'arka kapıların' (backdoor) olduğunu, sırlarımızın hangilerinin eş zamanlı olarak yabancı istihbarat servislerinin önüne düşmeyeceğini kim garanti edebilir? Kendi ellerimizle devletin mahremini, harim-i ismetini yabancı bir güce açamayız. Biz 'Sırrı namus' bilen bir devlet geleneğinden geliyoruz."
Alperen araya girdi ve:
"Sözleşmede verilerin yerel sunucularda (On-Premise) tutulacağı maddesi var, dışarı veri çıkışı teknik olarak kapatılacak."
Arif:
"Yapay zekâ algoritmalarının nasıl güncellendiğini benden iyi biliyorsun Alperen. Sistem her güncellendiğinde, algoritmik modeller her optimize edildiğinde, o sistem merkez sunucuyla bağlantı kurmak zorunda. Ayrıca mesele sadece verinin çalınması değil, daha tehlikelisi: ‘Algoritmik Manipülasyon.’ Yarın bir sınır ötesi operasyona kalkıştığımızda, Palantir AI' (YAPAY ZEKA)ın bizim önümüze koyacağı o 'üç harekat planının' aslında bizim çıkarımıza değil, şirketin arkasındaki küresel iradenin çıkarına göre manipüle edilmediğini nereden bileceğiz? Sistem bize 'Bu operasyon yüzde seksen başarısız olacak' dediğinde, ordunun karar mekanizmasını bir yazılımla felç ettirmiş olacaklar. Bu, orduyu ve devleti 'akli bir esarete' mahkum etmek olacaktır."
Enver Beyin yüz hatları ciddileşti ve masaya hafifçe vurarak:
‘’Soyut teorileri anlatmayı bırakın. Somut kanıt göster Arif! Bu 'sihirli kristal küre' şu an dünyada nerede aktif? Gerçek bir savaşta can alıyor mu, yoksa sadece veri toplayarak istihbarat mı oluşturuyor?"
Arif öne doğru eğildi ve NATO toplantısı öncesi (313 gençten biri olan) usta istihbaratçımız Hüd’ayi’nin elde ettiği dosyayı masanın tam ortasına bıraktı. Dosyanın üzerinde "Gazze & Ukrayna AI (YAPAY ZEKA) Sahası" yazıyordu.
Arif ara vermeden devam etti:
"Sayın Başkanım, Palantir şu an yürüyen en kanlı savaşların merkezinde. Gazze Katliamında doğrudan ve aktif olarak kullanılıyor. Ocak 2024’te şirketin CEO’su Alex Karp ve tüm yönetim kurulu, İsrail ordusuna destek vermek için Tel Aviv’de toplandı. Palantir’in AIP (Yapay Zekâ Platformu), Gazze üzerindeki İHA'lardan gelen anlık görüntüleri, dinlenen telefon sinyallerini ve sosyal medya hareketlerini tek bir potada eritiyor. Sonra sahada vurulacak 'hedefler' üretiyor. Buna 'AI Kill Chain' (Yapay Zekâ Ölüm Zinciri) diyorlar. Masum sivillerin, bebek ve çocukların, gazetecilerin hedef alınmasında bu yapay zeka algoritmalarının payı çok büyük. Nitekim CEO Alex Karp, Gazze'de Palantir teknolojisiyle sivillerin öldürüldüğü suçlamalarına, 'Öldürülenlerin çoğu terörist, bu doğru' diyerek sistemin sahadaki acımasız ve ölümcül varlığını alenen korkusuzca itiraf etti. Keza Ukrayna’yı da adeta bir 'AI savaş laboratuvarına' çevirdiler. Bu güç, kimin elindeyse onun ahlakıyla çalışır. Peki, yarın bu gücün bizim aleyhimize dönmeyeceğini kim garanti edebilir?"
Enver Bey:
"Peki, dünyada bu tehlikeyi görüp Palantir'e kapıyı kapatan, 'hayır' diyenler kimler? Herkes bu akla teslim mi oldu?"
Arif devamla:
"Var Başkanım. Avrupa'da çok ciddi bir 'veri egemenliği' (Data Sovereignty) uyanışı var.
İsviçre Federal Ordusu, tam 7 yıl boyunca Palantir’in ısrarlı satış baskılarına maruz kaldı ve en az 9 farklı resmi teklifi reddetti.
Hüd’ayi’nin ele geçirdiği gizli risk raporunda aynen şu yazıyor: 'Şirketin ABD merkezli olması ulusal egemenlik riskidir. ABD hukuku nedeniyle verilerimizin Amerikan istihbaratına sızması teknik olarak engellenemez. Kriz anında bağımsız hareket edemeyiz.' İsviçre şu an ABD bulut servislerini tamamen yasakladı.
Almanya Federal Anayasa Koruma Teşkilatı (BfV), terörle mücadele analizi için Palantir yerine Fransız yapay zekâ şirketi ChapsVision'ı seçti.
İngiltere'de ise parlamento, Palantir'in kamu sektöründeki varlığını 'kabul edilemez bir zafiyet noktası' ilan etti ve Londra Belediye Başkanı Sadiq Khan, polisin Palantir ile yapmak istediği 50 milyon sterlinlik yeni sözleşmeyi tamamen bloke etti."

Arif bunları anlatırken bir yandan da duvardaki ekrana komedyen Deniz Göktaş'ın ÖLÜ DENİZ gösterisini, gözaltına alınma haberlerini ve sosyal medyadaki bot hesap dalgalanmaları getirmişti.
Enver Bey kaşlarını çatarak: "Tam zirve öncesi, dini ve milli değerleri küçültücü bu gösterinin köpürtülmesi ve ardından gelen bu kargaşa! Türkiye’nin imajına karşı yapılan bu sabotaj kabul edilemez! Bunun Palantir’le alakası ne?’’ diye sordu.
Arif anlatmaya başladı:
"Sayın Başkanım, bu olay Palantir’in sivil ayağı olan Foundry’nin sosyolojik mühendislik ve hibrit savaş konseptinin tam kendisidir! Palantir sadece ekonomik, askeri bir enstrüman değildir ve Deniz Göktaş olayı asla bağımsız bir magazin ya da münferit bir ifade özgürlüğü vak'asıda değildir. Thiel ve Karp'ın o sapkın yapay zekâ gücü neyi hedefliyordu? Toplumun kılcal damarlarındaki verileri işleyerek nerede hangi provokasyonun zeminin oluşabileceği, kitlelerin hangi manevi kırılganlığa ne tepki vereceğini simüle etmek."
Arif haritadaki sosyal medya veri ağlarını işaret ederek:
"Tam NATO Zirvesi öncesinde bu küçültücü gösteri; milletimizin inancına, tarihine ve kutsallarına yönelik, yapay zeka algoritmalarının veri toplama havuzuna atılmış bilinçli bir 'yem'dir efendim. Toplumun dini ve milli damarına basıldığında, sinir uclarına dokunulduğunda; dijital dünyada kimlerin nasıl kümelendiği, infialin yapay zeka botlarıyla ne kadar sürede büyütülebileceği test ediliyor. Arefesinde olduğumuz 15 Temmuz'u hatırlatırım. Sosyal Medya ağları üzerinden nasıl bir örgütlenme gerçekleştirmişler ve nasıl başarmışlardı? Bu ayrıca, devletimizin ve milletimizin sosyo-kültürel bağışıklık sistemini ölçen bir yazılım testidir! Bu olay bize bir mesajdır ve; 'PALANTİR'le bakın görün neler yapabilir ve algıları nasıl yönetiyoruz' demenin test sürüşüdür.
NATO üzerinden bize 'Ya bizim dijital aklımıza biat edersiniz ya da yalnız kalırsınız' baskısı yapılırken; içeride de eş zamanlı olarak o devleti ayakta tutan asıl sütunlar, yani inanç birliği ve millet olma şuuru sarsılmak isteniyor. İçeride o değerleri küçültücü bir rüzgar estirerek bizim psikolojik üstünlüğümüzü kırmak istiyorlar. Hemen ardından gelen bu gözaltı kararını ise batı medyası ve o sahte ilahların algoritmaları anında manipüle ederek: 'İfade özgürlüğünü kısıtlayan, sanata baskı kuran otoriter devlet' propagandasına çevirerek önümüze bu gözaltı üzerinden üretilmiş yapay bir 'insan hakları' krizi sürerek masada elimizi zayıflatmaya çalışacaklar. İşte devletimizin karşı karşıya kaldığı o çok boyutlu kuşatma ve tehditin bir perspektifide budur Başkanım!"

Enver Bey elindeki kalemi masanın üzerine bıraktı.
Çıkan tok ses dışında odada çıt çıkmıyordu.
Bakışlarını haritadan çekip gençlerin üzerinde gezdirdi.
Yüzünde, insanlık tarihinin en eski ve en tehlikeli felsefi gerçeğiyle yüzleşmiş bir adamın ifadesi vardı.
"Arif, sen bize sadece bir yazılımdan, bir casusluk riskinden ya da askeri bir silahtan bahsetmiyorsun. Anlattığın şey, insanlığın bin yıldır peşinde koştuğu, kralların ve imparatorlukların uğruna delirdiği bir şey... ‘Her şeyi bilen, her şeyi gören ve her şeye hükmeden', kitleleri istediği gibi manipüle ederek, yönetebilen, istediğinde kışkırtabilen ve tam itaate mecbur bırakabilecek adeta yeni bir 'dijital tanrıdan' bahsediyorsun...’’
Arif sözü aldı:
"Çok haklısınız Sayın Başkanım. Palantir’in vadettiği şey tam olarak budur: Yapay zekâ tabanlı bir teknolojik teokrasi. Hatta daha da ötesi! Yeni bin yılın modern Firavun’u ve Nemrud’u olmak isteyenlerin Rab’lik iddiası ayrıca! Bizim inancımızda mutlak bilgi ve mutlak görüş yalnızca Allah'a aittir; O, Basîr'dir, her şeyi görendir; Alîm'dir, her şeyi bilendir. Ve Semi'dir herşeyi işitir.
Palantir, işte bu ilahi sıfatları taklit etmeye yeltenen beşeri bir kibir abidesidir. Herşeyi izliyorum, görüyorum ve dinliyorum demektedir! Yeryüzündeki tüm kameraları, uyduları, banka hesaplarını, telefon sinyallerini tek bir potada eritiyor. İnternete bağlanan her bir nesneye ulaşabilir. Nesnelerarası iletişim kavramı öylesine gündeme getirilmedi. Bu sistem için gizli hiçbir şey yok. O, her yerde aynı anda var olabilen, yeryüzünün her köşesini dikizleyen şeytani bir göz. Üstelik bu yeni dijital put, sadece görmüyor; ‘kaderi de yeniden yazmaya yelteniyor’ İnsanlığın yapay bir ''Levh-i Mahfuzunu'' oluşturma rüyasında! Korona dönemini hatırlayın lütfen! ‘Biz istemesek bırakın aşıya ulaşmayı, tuvalet kağıdına bile erişemessiniz. Gıdaya ulaşamassınız. Yeni yaşatan ve yönetenler biziz. Bize tam bir itaatle bağlanacaksınız' demediler mi? O dönemde beyefendi, Ukrayna buğdayını Sayın Putin’i ikna ederek dünyaya ulaşmasını sağlamadı mı?"

Alperen bu sözler üzerine, "Butün bu risklere rağmen, bu güç devletimizde olmasın mı? Her süreç aşama aşama değil mi? Bu güç bugün elimizde olursa, gök vatandan mavi vatana oradan dijital vatana hayli yol alabiliriz! CEDAW, İSTANBUL SÖZLEŞMESİ, PARİS İKLİM ANTLAŞMASI, STARLİNK imzaları ve diğerleri taşıdığı risklere rağmen imza altına alınmadı mı? Aldığımızı alır, bir gece ansızın anlaşmalardan çekildiğimizi söyleriz! Yapmadık mı? Yine yaparız?" diye fısıldadı.
Arif sözü aldı:
"İşte en büyük tuzak tam da bu Alperen. O süreçlerde karşısımızda etten kemikten insanlar vardı! Şeytani küresel sistemin bendeleri olsa da muhatap belliydi. Burada artık tüm iradesi ellerinden alınmış, Epstein kayıtlarıyla fermuarlarından en rezil şekilde yakalanmış adamları ellerinde oynatan (Arif isimleri zikrederken isim isim dosyalarını Enver Beyin önüne koyarak) Peter Thiel’ler, Stephen Cohen’ler, Joe Lonsdale’ler, Alex Karp’lar, Nathan Gettings’ler var ve bunlar okült, esoterik bir şeytani tarikatın tepe kadrosu ve bu adamlar arkasında oldukları Habsora, The Gospel, Lavender, Where is Daddy adını verdikleri çok üst düzey YAPAY ZEKA bilgisayarlarını, bunlarında üstünde olan KUANTUM BİLGİSAYAR PALANTİR’e bağladılar!
Mesele yapay zekalar ve Palantir değil!
Asıl soru şu?
YAPAY ZEKAlar Palantir’e bağlı! Peki YAPAY ZEKAnın çok üstü olan PALANTİR KUANTUM BİLGİSAYAR nereye bağlı?

(üzerinde 3 hilalin olduğu sadece 3 kişinin görmesi yetkisi olan özel dosyayı Enver Beyin önüne koyarak, 313 genci yetiştiren erbab-ı esrardan, Arifan'dan, kozmik istihbaratın başı olan Gürbüz Baba’yı referans veren Akif)
‘’Palantir, San Firancisco’da Transamerica Pyramid’indeki BAAL’ın bugünkü vekili olan BİLİNÇ’ten emir alıyor’’ dedi ve:
‘’Kararları Palantir’in algoritmalarının verdiği yerde siz sadece onun yeryüzündeki gölgesi, emirlerini uygulayan birer bendesine, kuluna, kölesine dönüşürsünüz. Kulun iradesini, Allah'ın insana bahşettiği en büyük emaneti, bir Amerikan yazılımının algoritmasına kurban edemeyizken, devletimizin mahremini mi emanet edeceğiz?."
Arif isimlerini zikrederek dosyalarını masaya bıraktığı anda tüm dosyaları tarayan sistemin dokunmatik ekranına basınca ekrandaki harita soldu ve yerine dosyadaki iki adamın yüzü yansıdı: Peter Thiel ve Alex Karp'ın fotoğrafları şimdi ekrandaydı.
Arif konuşmaya başladı:
"Sayın Başkanım, meselenin perde arkasında, batı medyasına bile sızan araştırma dosyalarının dehşetle bahsettiği, sıradan bir ticari aklı aşan tekno-ezoterik bir şeytani kült tarikat var. Bu şirketin kurucuları ekranda gördüğünüz Peter Thiel ve Alex Karp! Bunlar kendilerini sadece birer mühendis ya da iş adamı olarak görmüyorlar. Onlar, silikon vadisinde veriyi tanrılaştıran, kendilerini modern çağın ilahları ilan eden ezoterik bir tarikat gibi organize oldular. Alex Karp, kurduğu bu yapay zekâ ağının mühendislerini geleneksel mülakatlarla değil, adeta bir tarikata kabul ritüelleriyle seçiyor. Üst düzey beyin takımını dış dünyadan koparılmış gizli dağ evlerinde toplayıp, zihinsel ve felsefi kabalist ayinler yaptırıyor. Gürbüz baba bu konuda bize hayli merafizik bilgi ulaştırdı."
Başkan ekranda yansıyan yüzlere baktı ve "Ne istiyor bu adamlar?" diye sordu.
Arif:
"Efendim! Malumunuz; inancımıza göre, kıyamet alametlerinin en büyüğü, insanları sahte mucizelerle, yeryüzü cenneti vaatleriyle kendine kul edecek olan Deccal'dir. Ve sahte Mesihler/kurtarıcılardır. Deccal'in en büyük fitnesi, yeryüzünde tanrılık iddia etmesi ve insan iradesini teslim almasıdır. Thiel ve Karp’ın kurduğu bu yapı, adeta Deccal’in yeryüzündeki hizmetkarı gibi çalışıyor! Kendi aralarında yaptıkları konuşmalarda, insan aklının bittiğini, kitlelerin artık ancak mutlak bir algoritmik otoriteyle hizaya getirilebileceğini savunuyorlar. Fonladıkları transhümanizm projeleriyle, insanı bir hastalık gibi görüp yapay zeka ve biyoteknolojiyle 'ölümsüz tanrılar' yaratmaya çalışıyorlar. Metaverse bunun için oluşturuldu. İnsanı gerçeklikten kopartarak algıların darağacına çekmek istiyorlar. Hedeflerinde artık tüm insanlık var. Emin olunuz ki bunlar NAS Suresi'ne bayrak açıp, 'yeni bin yılın modern ''Rab, Melik ve İlah'ları'' biziz' diyerek dünün Nemrud ve Firavun'una öykünüyorlar! Bununla yetinmeyip İbrahim (as) ve Musa (as) karşısındaki hezimetlerinin kini ve öfkesiyle dolular. Bunlar BAAL'ın veled-i zinaları! Muhammed Mustafa ve ümmetine ise kin kusuyorlar... Sadece Alem-i İslam'a değil; Rahman'a ve cümle Ben-i Adem olan kullarına karşı büyük bir meydan okuma içinde intikam yeminleri ediyorlar. Hedef tüm insanlık ve fıtrat!
Büyük bir meydan okuma içerisinde bu hedefin aşamalarından birini ‘’Great Reset!’’ büyük yeniden başlangıç olarak lanse ettiler ki tek aile, tek ordu, tek devlette sadece seçkinler ve nüfusunu 500 milyona düşürmeyi planladıkları köleleri var. O yeni dünyalarında bizlere yer yok! Biz, onlar için kompost bile değiliz!
Tüm dünyaya ‘’para bizde, ‘’bilim ve din adamları’’ emrimizde, yeni Karun’lar, Haman'lar ve Bel’amlar oluşturduk, devletleri biz yönetiyoruz, size sunduklarımızı tartışmayın, sorgulamayın, sınırlarınızı bilin, kayıtsız ve şartsız itaat edin’’ deyip, mutlak itaat istiyorlar. ‘’Bizim istediğimiz şekilde eğitileceksiniz, yiyecek ve içeceksiniz, emrimiz altında mürebbiniz olduğumuzu kabul edeceksiniz, emir ve otoritemize boyun eğeceksiniz, geliştirdiğimiz ve hayal bile edemeyeceğiniz teknolojimizle gören biziz, her hareketinizi izliyoruz, biliyoruz, görüyoruz, dinliyoruz!’’ diyorlar!
Bu modern Firavunlar yeni sihirbazları medya-tv-internet, dijital medya eliyle aklımızı başımızdan almaya çalışıp kitleleri hastalıkla, salgınla, gıdaya ulaşamamakla korkuttular! Kapsayıp, kuşatıp, tereddüt krizlerine sokup; kadim hekimliğe ve hanif dine olan inancımıza saldırdılar. Aramıza fitne tohumları atıp bizi ayrıştırmak, bölmek ve atomize etmek istediler!
Korona dönemini hatırlayınız! Kabe'de tavafı, Ravza-i Mutahhara'da salat ve selamı, camilerde Cuma ve Vakit Namazlarını durdurdular! Açtıkları Gazze cephesiyle Amerika-İsrail eliyle sadece Filistin'i değil, Lübnan'ı, İran'ı, Katar'ı, Suriye'yi vurdular ve vurmaya devam ediyorlar. Bugün yeni iradeye itiraz ettikleri için tasfiye ettikleri Abu Dabi'yi, Dubai'yi, Bahreyn'i, terbiye etmek istedikleri Riyad vs merkezleri nokta atışıyla vuranda Palantir'dir. İran, perdelemedir! Dün Süveyş'in kapanması ve Covid 19'la başlattıklarını bugün, Hürmüz Boğazı'nın kapatılması ve petrol/hammadde/doğalgaz üretim ve dağıtım merkezlerini (bu kez yok ederek) I. ve II. Dünya Savaşlarında yaşanandan daha beter bir küresel krizin taşlarını döşüyorlar. Bugün yaşanan krizlerin tamamı 2020'de başlattıkları Covid 19 sürecinin neticesiyken, bugün başlatılan bu yeni operasyonun yarın doğurabileceği sonuçların neler olabileceğini size bırakıyorum. Palantir işte tüm bu karanlık planların (Mother board) ana kartıdır! Bu
adamlar ofislerine 'Shire' (Elf diyarı) diyorlar; 'Biz yeryüzünün yeni efendileriyiz, insanlığın kader ipleri bizim elimizde' diyen kibirli bir inanç kültünün şifrelerini lanse ediyorlar Biz devletimizi sıradan bir teknoloji şirketine değil; kadim inancımızı, insanlığımızı ve devlet geleneğimizi kökten yok etmek isteyen bir siber deccal sistemine açma tehlikesiyle karşı karşıyayız."

İç networkte kapalı devre çalışan masadaki telefonun çalması dikkatleri bir anda dağıttı.
Enver Bey telefonun hoparlörüne basarak: ‘’Söyle Caferi Tayyar’’ dedi.
Telefondaki ses: ‘’Sayın Başkanım! Emir yerine getirildi. NATO Liderlerinin geldiği bugün, yıllardır kapalı bulunan Şehid Sadrazamımız Merhum Sokullu Mehmet Paşa’mızın kabri şerifi ve türbesi ziyarete açılmış, kapıdaki kilit kırılmıştır. Ayrıca devlet başkanlarına takdim edilmek üzere; yerli üretim Gümüşay 357 Magnum revolver tabancalar özel kutularında, gövde ve namlu kısımlarına her liderin ismi özel olarak nakşedildi, hediye tabancaları ükelerine götürebilmeleri için tüm gümrük ve ihracat izin belgeleri dosya halinde kendilerine takdim etmek üzere hazırlandı. Arz ederim efendim.’’
Telefonun kapanmasıyla araya giren derin sessizlik, Başkan’ın hafif tebessümü kadar anlamlıydı. Bu manidar gülümseme, masadaki tüm gerginliği bir anda dağıttı ama arkasında çok daha büyük bir gizem barındırıyordu:
"Peki beyler... Madem müttefiklerimizin bugünkü yapay zekâ putlarından, siber kuşatmalarından, kendilerini ilah sanan bu deccaliyetin hizmetkarlarından bahsediyoruz, karanlık deccaliyete nurdan aydınlığın Rahmani tecellisine vesile olarak ışık tutup gözlerini kamaştıralım. Ankara, NATO’nun bu gizli gündem baskısına sembolik cevabını İstanbul’dan, Fethin Sembollerinden Eyüp Sultan’dan vermiş olur mu ne dersiniz, karşımızdaki o habis bilinç bu hamlemizi nasıl okuyacak sizce?'' diye soran Enver beyin daha sözü bitmeden, Arif duyduğu heyecanı bastıramayarak izin istedi ve:
"Sayın başkanım! İşte Rahmani aklın muazzam şiarı! Bu açılışla biz müttefiklerimize Ankara'da zirve masası kurarken, mehteranla kös vurup, iki kıtayı onların renkleriyle süsleyip göz boyarken; Payitaht Eyüpsultan’dan, o mukaddes kılıç kuşanma merkezinden küresel sisteme çok net bir 'mesaj paketi' göndermiş olacağız...''
Başkan arkasına yaslandı: "Aç o mesajı siber stratejist, Alperen de duysun."
Arif heyecanı katlanmış bir şekilde anlatmaya devam etti:
"Başkanım, Sokullu Mehmet Paşa, üç büyük padişaha sadrazamlık yapmış, cihan devletinin diplomasisini ve küresel istihbarat ağını tek bir merkezden, İstanbul'dan yönetmiş bir dâhidir. Batı bugün bize Palantir veri ağlarıyla ve kendilerini ilah sanan Nemrudvari babil kulesi gibi o kibir kuleleriyle 'Sizi her yerden izleriz, ağımıza girmezseniz kör kalırsınız' şantajı yaparken; devletimiz Sokullu üzerinden: 'Siz bugün sahte dijital tanrılık iddialarınızla küresel denklemler kurmaya çalışıyorsunuz ama biz, asırlar önce üç kıtayı, Akdeniz’i ve Hint Okyanusu’nu tek bir akılla yönetmiş Sokullu’nun varisleriyiz. Biz küresel satranç masasına dün oturmadık; o masanın kurallarını yazan hafıza tam olarak burada yatıyor.' diyor (Arif o esnada ekrandaki haritada parmağını doğuya ve güneye doğru kaydırarak):
"Dahası, Sokullu çağının çok ötesinde küresel projelerin mimarıydı. Çarlık Rusya'nın güneye inmesini engellemek, Hazara'yı ve Horasan'ı yukardan kuşbakışı kontrol etmek ve Orta Asya Türk dünyasıyla doğrudan bağ kurmak için Don-Volga Kanal Projesi’ni; Akdeniz ile Hint Okyanusu’nu birleştirip küresel ticareti kontrol etmek için Süveyş Kanalı Projesi’ni çizmişti. Bugün NATO bizi kendi sınır hattına hapsetmek, bir 'ileri karakol' yapmak isterken, devlet o türbeyi açarak: 'Bizim vizyonumuz sizin bize çizdiğiniz sınırların ötesindedir. Biz Hazar’dan Akdeniz’e, Orta Asya’dan Afrika’ya uzanan o büyük stratejik derinliğin, Sokullu’nun yarım kalan küresel projelerinin takipçisiyiz.' Biz sizin deccali ağlarınıza muhtaç değiliz. Kendi lojistik yollarımızı ve kendi milli haberleşme ağlarımızı bağımsızca inşa edecek kudrete sahibiz!" diyor.
Enver Bey bu ifadeleri dinledikten sonra ayağa kalktı, odanın içinde ağır adımlarla yürümeye başladı.
Ellerini arkasında birleşmişti.
Yavaşça arkasını döndü, Arif ve Alperen’e yaklaşarak ikisinin ortasında durdu ve:
"Kuşatma sadece sınıra dizilen tankla, bilgisayara sızan virüsle olmuyor. Milletin inancına, tarihine, değerlerine dijital mecralar üzerinden yapılan sinsi saldırılar da o siber savaşın, veri savaşının bir parçası. Adamlar bizim toplumsal hafızamızı silmek, bizi kendi algoritmik tanrılarına, o deccal düzenine köle etmek için her enstrümanı kullanıyor. Biz bugün İstanbul’da Sokullu’nun yıllardır kapalı tutulan türbe kapısını boşuna açmadık. O kapı, bu milletin asıl kimliğinin, sarsılmaz kalesinin ve ideallerinin kapısıdır. Hedeflerinin kapısıdır! İçeride kimileri o değerleri küçültmeye yeltenebilir, arkalarındaki küresel akıl onları piyon gibi kullanabilir. Birileri umutsuzluk ekip, bizi küresel sömürgecilere karşı tam icabetle suçlayabilir. Beyler! Hak katında gücümüz kadar sorumluyuz. Karşımızda ki ihanet odakları birer gölgedir! Biz, gölgeyle uğraşacak değiliz! Biz, ışığın yönünü değiştireceğiz! Biz 'Kayıtsız şartsız egemenlik' diyen, 'İstiklali tam' ülküsüyle kurulmuş kadim bir nizamın varisleriyiz. Biz, başkasının yazdığı algoritmanın kutsal kitap gibi önümüze konmasını, kaderimizi tayin etmesini kabul edemeyiz. Bu, teknolojik bir mandacılıktır ve reddedilmelidir.''
Beyin fırtınası, teknik ve metafizik tüm verilerin bir araya getirilmesiyle devam etti.
Özel raporda bu süreçle nasıl mücadele edileceğine dair bilgiler kodlanarak kayda alındı.
Enver Bey, ilgili kurumların ivedilikle hayata geçirecekleri sorumlulukların altını çizerek San Francisco'ya özel bir parantez açıp; Gürbüz Baba'dan adı geçen ''Bilinçin'' tanımlanmasını bizzat Başkan Erdoğan'ın huzurunda anlatılmasının gereğini net ifadelerle vurguladı.
Odadan ayrılırken;
''NATO ile olan diplomatik ilişkileri ve savunma sanayii ortaklıklarımızı en üst düzeyde tutun, müttefiklik hukukuna sadık kalın. Palantir ile olan tüm gizli görüşmeleri, entegrasyon süreçlerini ve veri paylaşım protokollerini şu andan itibaren süresiz olarak zamana yayın. Savunma sanayiindeki tüm bütçeyi, Aselsan’ı, Roketsan’ı, TÜBİTAK’ı ve bu vatanın en parlak zihinlerini bugünden itibaren tek bir çatı altında toplanabilir konuma taşıyın. Kendi stratejik yapay zekâ platformumuzu, kendi egemen bulut (Sovereign Cloud) sistemimizi, kendi sunucularımızda mutlaka inşasının taşlarının döşemesini hızlandırın.
Siber güvenlik ve istihbarat dairelerine verilecek talimatları hazırlayın; içeride dini ve milli değerleri hedef alan bu planlı toplumsal infial operasyonlarının arkasındaki dijital fonları, bot hesap ağlarını ve veri trafiğini derhal mercek altına alınsın ve takibi 7/24 devam etsin.
Arif, Alperen! Kültürel bağışıklığımızı o silikon vadisi tarikatlarının laboratuvarlarında yem etmeyeceğiz.Biz bu topraklarda başkasının gözetleyen gözüne de, geleceğimizi yazmaya yeltenen sahte ve deccali akıllarına da diz çökmeyiz. Bizim yönümüz de, kaderimiz de, istiklalimiz de yalnızca bizi yaratan iradeye ve o iradenin rızasının tecellisinin vesilesi olmaya namzet milletimize aittir. Görelim bakalım! Bize 'müttefik' diyenler öncelikle askeri konuda ülkemiz üzerinden kirli emelleri için Mehmetçiği kullanma planları yapanlar, müttefikliğin gereği olan ortak savunma yapmak zorunda kaldıklarında nasıl bir tavır alacaklar? 'NATO Liderlerine milli yapım güzel bir tabancayı hediye olarak hazırlayın!' emrini veren Başkan Erdoğan'ın da dediği gibi; 'Bu liderler kendilerine hediye edeceğimiz silahları kendi ülkelerine sokabilecek kadar bağımsızlar mı, görelim?!'
Teşekkür ederim Arif, Alperen! İşinizin başına dönün."

Odanın ortasındaki mavi harita söndü.
Küresel dijital tanrının fısıltısı; Deccaliyet karşısında daima Rahmani hareketin fedaisi olan kadim devlet-i âlinin asırlara dayanan istiklâl refleksiyle susturulmuş; Semt-i Mukaddes Eyyüp Sultan'ın manevi eteklerinde medfun Sokullu’nun cihanşümul aklı, Ankara’da geleceğin tam bağımsız siber kalkanını inşa etmek üzere yeniden mühürlenmişti.
Yeni talimatlar birazdan 1150 odaya ulaştırılacaktı.
15 Temmuz'un yıldönümüne az bir zaman kalmıştı...

''Neyse ki yarın var. Umutların en sevdiği gün”

Hamd eder ve ismiyle başlarım ki O; Son Ahit Kur'an'ı indiren, iki kıblenin, üç mescidin ve Alemlerin Rabb'i Kuddüs olan Allah'tır cc!
Salât ve Selam; iki kıblenin ve üç mescidin İmamı, Son Fıtrat, Nebiyy'unel Mücahid'uş Şehid Muhammed Mustafa'ya...
O'nun; kanından, canından, soyundan ve yolundan gelenlere olsun...
Yüzünüzden tebessüm, dilinizden; mazlumlar ve destekçileri için dua, zalimler ve işbirlikçiler için ise; beddua hiç eksik olmasın! Amin.
Ma'asselâm...

Bülent Deniz
Habervakti.com Genel Koord.
Filistin'e girişi yasaklı Kudüs Mihmandarı/Rehberi
insta: @bulentsea
X: @bulentdenizim
www.bulentdeniz.com

{ "vars": { "account": "PASTE_ANALYTICS_ACCOUNT_ID" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }