Din Ve Akıl 1

Abone Ol

Yeryüzünde dört bin civarında dinin var olduğu kabul ediliyor. Bu dinlerin sayıca ekserisi putperest kökenli dinlerdir. Putperestliğin versiyonları olan Budizm, Brahmanizm, Şintoizm vs. gibi büyük nüfusa sahip dinlerin dışında Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet gibi aynı silsile içinde gelmiş olan ve tam tevhit dini olan İslamiyet’e nispeten benzeyen, tevhide uzaktan yanaşmış dinler de vardır.

Yahudilik için Hz. İsa ve Hz. Peygamber, Hıristiyanlık için Hz. Peygamber istisna olmak üzere, bu dinlerdeki peygamber olarak adlandırılan kimselerin tamamı olmasa da çoğu ortak olarak peygamber kabul edilir. Ortak olarak kabul edilmeyenler, Yahudilerin iftira attığı veya katlettiği kimselerdir ki, onları peygamber olarak isimlendiren Kur’an’dır. Bu peygamberleri istisna edersek geri kalan peygamberler üç dinde de aynıdır.

İslamiyet’in öncesinde gelen Yahudilik ve Hıristiyanlık dışındaki diğer dinleri burada aklen tartışmayacağım. Çünkü tartışmaya değecek herhangi bir alt yapıları bulunmuyor. Uzak doğudaki başta Budizm ve Konfüçyanizm olmak üzere hemen hemen tüm dinler bir bilgenin ve bilgelikçe söylenmiş sözlerin daha sonra din kisvesine bürünmüş halidir. Fakat milyarlarca insanın dini olarak günümüzde de varlıklarını devam ettirmektedirler. O insanların, o garip inançları din kabul edip inanmalarındaki mantıksızlık, insan denen akıllı (!) canlının, inanmak söz konusu olduğunda akıldan tamamen ipini kopardığını göstermesi açısından mühimdir. Sele kapılmış giden bir Buda heykeline ibadet eden insan görüntüsü, insanın akıllı bir varlık olmasına rağmen her zaman akılla iş görmediğini açıkça ilan etmektedir.

Firavun gibi etten kemikten bir insanın, yemek yiyen, tuvalete giden ve ölen bir mahlûkun ilah olduğuna inanabiliyorsa insan, ne kadar saçma da olsa inanmak istediğinde saçmalıkları göz ardı ettiğini bilmüşahade göstermektedir. Bir Hint filminde saltanatı terk edip halk arasında yaşayan bir taht veliahtı için oradan birisi “tanrı aramızda yaşamaya başlamış” cümlesini kurabiliyor.
İnancın akli alt yapısı olmaması gerektiği İslamiyet hariç dünyadaki tüm dinlerin ortak iman esasıdır. Vaktiyle mektuplaştığım ve hâlâ bende bulunan mektuplarda Kanadalı bir misyoner bana şöyle yazmıştı;
“Ahmet sen her şeyi akla bağlıyorsun, dinin akılla ne ilgisi var!”
Dedim, “aklı yaratan, akla kendini bildirmekten aciz midir? Kaldı ki, madem inanmakta aklın bir etkisi yok, o zaman senin dininin doğruluğu iddian nasıl ispatlanacak?”

Misyonerin sadece bu cümlesi bile onların dinlerinin Yaratanla bir alakası olmadığını ispatlamak için kâfidir. Yahudiliğin durumu daha da fecidir. Kumran metinlerinde geçtiği gibi tanrıyla güreşip onu yenen bir peygamber inancına sahip olmak gülünç ötesi bir durum. (Bu onları da çok rahatsız etmiş olmalı ki, sonradan çizdikleri resimlerde peygamberi Cebrail’le güreştirdiler.) Ancak burada bahsedeceğim birkaç örnekte de açıkça görülebileceği gibi, din söz konusu olduğunda İslamiyet dışındaki din mensuplarının aklı, inanç denilen vakayı tarif etmede hakikaten tamamen ölçüsüzdür.

Dünyadaki tüm dinler içinde aklı ve kâinatı kendisine şahit gösteren tek din olan İslamiyet, dört bin dinden bu yönüyle tamamen ayrı bir konumdadır. İslamiyet, çocuk gibi görsellerle inanan insanın inancını görsellikten yani resim ve putlardan gayba imana yönlendirmesiyle de ayrılır. Birazdan göstereceğim gibi ateizmin durumu bu dinler seviyesinde bile değildir. İslam dünyasındaki bir ateist, bir Müslümana soru sorarken sorulara akli cevap ister. Bu sorular İslam’dan başka hiçbir din mensubuna sorulmaz. Çünkü onların zaten böyle bir iddiası yoktur.

Yukarıda benim sorduğum soruya misyonerin verdiği cevap “ben her akşam tanrıyla kalbimden sohbet ediyorum” gibi bireysel cümle kullanmak ve soruların önünü kesmek şeklindedir. Mantıkçı bir hocamızı ziyaret ettiğimde bir hatırasını anlatmıştı; “İskandinav ülkelerinden birine gittiğimde bir kafeye oturdum. Düzgün giyimli biri gelip bana Hıristiyanlık propagandası yapmaya başladı. Epey bir şeyler anlattıktan sonra dedim; bu tanrı, İsa, Meryem hikâyesi bana mantıklı gelmiyor. Tanrı ezeli ebedi, Meryem insan ama ezeli ve ebedi olan tanrı sıfatına sahip olan ama ölümlü de olan insan doğuruyor vs. gibi bana sorunlu geliyor dedim. Misyoner dedi ki, ‘ben bunu iç dünyamda tecrübe ettim ve çok doğru olduğunu gördüm’… Dedim ki, nasıl tecrübe ettin? Tecrübe etmen için ya tanrı, ya İsa, ya Meryem olman lazım!..  Misyoner apar topar kaçtı”

Sorulara bireysel tecrübeler şeklinde cevap vererek soruların önünü kesme tekniği tüm bu dinlerin ortak noktasıdır. Muharref Tevrat’a inananlar, mevcut saçmalığı  “seçilmiş kavim” masalıyla tolere etmek yolunu seçmişlerdir. Tüm insanları “goyim” yani “köle hayvan” gören Yahudilerin, diğer insanlara karşı gösterdikleri vahşetin nedeni budur.

Tahrif edilmiş Tevrat’taki cümleye bakın; “Şimdi git... onların her şeylerini tamamen yok et ve onları esirgeme; erkekten, kadına, çocuktan, emzikte olana kadar hepsini öldür…” (Tevrat; 1. Samuel Böl. 15/3) Hâlbuki Kur’an bu alçaklık konusunda onların ikaz edildiğini buyuruyor;  “İşte bundan dolayı İsrail oğullarına şöyle yazmıştık: “Bir cana kıymaya veya yeryüzünde fesat çıkarmaya karşılık olması dışında, kim bir kimseyi öldürürse bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir can kurtarırsa bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur. Şüphesiz peygamberlerimiz onlara apaçık deliller getirdiler. Ama bundan sonra da onların çoğu yeryüzünde taşkınlık göstermektedirler”. (Maide 32)

Düşünebiliyor musunuz, bir Yahudi’yle karşılıklı onu insan yerine koyarak konuşurken o senin hayvan seviyesinde köle olduğuna iman etmiş olma durumunda ve bizden bu inanca karşı saygı bekliyor.
Bu bozulmuş Yahudi dinini ıslah etmek için gönderilen Hz. İsa aleyhisselam, Matta İncilinde ona izafe edilen sözleriyle Yahudilere korkunç hakaretler etmektedir. Dileyen bakabilir. Yahudiler fiil ve söylemlerinde öyle mantıksızlık icra etmişlerdi ki, onların tarihine göre Hz. İsa’yı affetmek isteyen vali Pilatus, bayram münasebetiyle Hz. İsa ile azılı suçlu Barabbas arasında birini tercih etmek istediğinde Yahudiler azılı suçlu Barabbas’ın affını desteklerler. Bu durum da gerçekten Yahudilerin “seçilmiş kavim” olduğunu ispatlıyor aslında. Onlar cehennem için özel seçilmiş bir kavimdir…

Neyse biz akıl ve din konumuza dönelim. Bir kimsenin din kelimesini kullandığında içinde İslamiyet’i de kastederek tüm dinleri eşit sayarak konuşması, dinler konusunda bilgisinin olmadığını gösterir. Çünkü İslamiyet yapı olarak tamamen farklıdır. İslam’da akıl inancın kendisi değildir fakat inancın başlangıcıdır. Ateizm gibi mantıken çok tanrılı olan dinler de dâhil hiçbir din makuliyet sıfatı taşımaz. Kökeni akla uygun olmayan şey inançta da bulunmaz.
İslamiyet aklî değildir fakat makuldür.
Doğru düşünmeyi öğretmek bu nedenle İslam’ı tebliğ hükmüne geçer. 

(devam edecek)

{ "vars": { "account": "PASTE_ANALYTICS_ACCOUNT_ID" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }