Değerli kardeşlerim,
İnsan bazen bir haber okur, bir fotoğraf görür ve o anın ağırlığıyla sarsılır. Haber bültenlerinin hızıyla geçip gittiğimiz o sahnelerden biri, geçtiğimiz günlerde Batı Şeria’dan yankılandı. Demokrat Partili ABD Kongre Üyesi Ro Khanna, işgal altındaki topraklarda yürüdüğü sırada eli silahlı yerleşimciler tarafından durduruldu. Üstelik bölgeye intikal eden İsrail askerleri de bu zulme bizzat ortak oldu ve heyetin tek bir adım atmasına dahi izin vermedi.
İnsanın iyide oldu diyesi geliyor.
Bizim asırlardır rakamlardan ve soğuk istatistiklerden ibaret sandığımız Filistin gerçeği, bir Amerikan siyasetçisinin namluların gölgesinde geçirdiği o doksan dakikada bütün çıplaklığıyla gözler önüne serildi.
Dışarıdan bakınca sadece bir zaman dilimi gibi duruyor doksan dakika. Ancak o doksan dakika, Filistin halkının her gün, her saat soluduğu o boğucu zulmün batılı bir temsilci tarafından tesadüfen tecrübe edilmesinden ibarettir.
Amerika'ya döndüğünde Khanna'nın kurduğu cümle, aslında mevzunun düğümünü çözen bir itiraf niteliğindeydi. O, bir Amerikan Kongre üyesini bile doksan dakika boyunca namluların gölgesinde çaresiz bırakabiliyorlarsa, bir Filistinlinin doğduğu günden öldüğü güne kadar neler yaşadığını bir düşünün diyordu.
Mesele tam olarak budur. Bir dünya gücünün temsilcisi doksan dakika özgürlüğünden mahrum kalınca dünya ayağa kalkıyor. Peki ya o topraklarda doğan çocuk. O çocuk ki dünyaya gözlerini kontrol noktalarının soğuk betonunda açıyor. Silah seslerini ninnisi, bombaları oyuncağı biliyor. Babası sabah evden çıktığında akşam döneceğinden emin değil, annesi evladını okula gönderirken son vedasını eder gibi sarılıyor. Çünkü; Filistin’de yarın, üzerinde güneşin doğacağı bir müjde değil, bir muammanın adıdır.
Bizler yıllardır bu yangını ekranlardan, haber bültenlerinin soğuk satırlarından izledik. Üç kişi öldü, beş kişi yaralandı dedik. Oysa o rakamların her biri bir candı. Bir annenin ciğerparesi, bir çocuğun dünyası, bir yuvanın direğiydi.
İnsan kendi konforlu evinde çayını yudumlarken Filistin'deki bir babanın evine ekmek götürememenin utancını veya bir annenin evladının kanlı gömleğine sarılışını idrak edebilir mi? Ro Khanna yaşadığı o dehşet verici süreci insanlık dışı olarak tanımladı. İsrail’in bebek katılı Başbakanı Binyamin Netanyahu ise topu taca atıp bu zulmü birkaç serseri gencin taşkınlığı diyerek geçiştirmeye çalıştı.
Fakat biz biliyoruz ki bu bir avuç marjinalin hezeyanı değil, bir sistemin beslediği karanlıktır. Eğer mesele münferit bir taşkınlık olsaydı on yıllardır aynı coğrafyada adalet bu kadar öksüz, vicdan bu kadar yaralı kalmazdı. Bir devlet mekanizması bir Kongre üyesine bile bu cüreti gösterebiliyorsa korumasız bir halka neler yapabileceğini siz hesap edin. Bu bir arızalı gençlik hikâyesi değil, bu zulmün kurumsallaştığı ve adaletin rafa kaldırıldığı bir sistemin çöküşüdür.
Tarih, sessiz kalanların da en az zalimler kadar bu yangına benzin taşıdığını acı tecrübelerle kaydetmiştir. Alman papaz Martin Niemöller'in yıllar önce haykırdığı o hakikat, bugün Gazze'nin yıkıntıları arasında yankılanıyor. Önce komünistler için geldiler sesimi çıkarmadım, sonra sendikacılar için geldiler sesimi çıkarmadım, Yahudiler için geldiler sesimi çıkarmadım, sıra bana geldiğinde ise etrafımda konuşacak kimse kalmamıştı.
Bugün Filistinli Müslüman kardeşlerimize yapılan bu zulmü, bize dokunmuyor diye izleyenler şunu iyi bilsinler. Bu ateş hedef gözetmeksizin herkesi içine çekecek bir vicdan yangınıdır. Zulmün olduğu yerde tarafsızlık, zalimin tarafını tutmaktır.
Bugün birazcık insan onuru taşıyan tüm insanlığı, asırlardır Filistin halkının topraklarını gasp eden zalim, despot ve bebek katili Siyonist İsrail devletine dur demeye davet ediyorum. Şayet dünya insanlığının başına bela olan bu terör devletine bugün dur denmezse korkarım yarın çok geç olacaktır. Ro Khanna'nın o doksan dakikası, milyonlarca Filistinlinin on yıllardır çığlık çığlığa anlatmaya çalıştığı o büyük yangının küçük bir kıvılcımıydı.
Dileğim odur ki o doksan dakikalık korku dünyanın bunca zamandır kapalı duran kulaklarını açar, kilitli vicdanlarını sızlatır. Çünkü mazlumun gözyaşı dinmeden insanlık hakiki huzuru bulamayacaktır. Zulmün gölgesinde özgürlük olmaz, adaletin olmadığı bir dünyada ise hiç kimse güvende değildir. Adalet sadece mazlum için değil, bizzat zalimden kurtulmak isteyen insanlık için de elzemdir.
Unutmayalım, bir insanın özgürlüğünü kısıtlayan aslında kendi vicdanını da tutsak etmiştir. Filistin sadece bir toprak parçası değil, insanlığın onurudur. O onur kurtulmadan kimse başı dik yürüyemez.
Gelin hep birlikte bu feryadı duyalım, sessizliğin gürültüsüne teslim olmayalım.
Çünkü insan ancak başkasının acısını hissettiği kadar insandır.
Cumanın feyzi ve bereketi siz okuyucularımın üzerine olsun.
Selam ve dualarımla.