Dört düstur

Eğitim seviyesini yükseltmenin temelinde insan doğasını yükseltmek yatar. Her insan ancak kendinde olanını verir.

Eğitim paydaşlarının doğasını yükselttiğiniz müddetçe eğitim kaliteniz de yükselecektir. Alanında etkin ve yetkin bireylerin olması, içinde bulunduğu toplumunda kalitesine yükselteceğinden en değerli yatırım insana yapılan yatırımdır.

İnsanın geçmişteki yaşamış olduğu olumsuz duygular; nefret, üzüntü, korku, kırgınlık, kin ve öfke doğuştan değil sonradan öğrenilmiş duygulardır. İnsan belleğinde oldukça çok yer kaplar ve bilinçaltımızı sürekli meşgul eder. Bir bakıma hayatımıza yön verir.

Bu duygulardan arınmamın yolu ise; gönül genişliğine sahip olmaktır. Gönlümüz sıkıştıkça yaşamımız olumsuz etkilenir, iletişim kurmakta zorlanırız. Kocaman dünya darlaşır, sığınılacak yer bulunmaz.

Eğitimin önceliği de insanda bu gönül darlığına çare bulmak olmalıdır. Dersten önce öğretmenin ilk işi kendisini çocuğa sevdirmek olmalıdır. Öğretmenini seven bir öğrenci o derse karşı da olumlu tutum geliştirir. Gönül huzurunu ve gönül genişliğini yakalamış bir öğrenci başarılı olmak için kendisinde o enerji ve güveni bulur.

Bilinçaltı olumsuzluklarla dolu olan bireyin öğrenmeye hevesli olması beklenemez. Yeni verilecek görev ve sorumluluklarda başarı sağlayamaz. Ta’ha Suresi’nde Hz. Musa (as) peygamber olarak görevlendirilince ilk isteği Ta’ha Suresi 25. ayette; “Rabbim! Gönlüme ferahlık ver.” Demesi ne kadar ilginç değil mi? Bir eğitimcinin ilk işi öğrencisinin gönlüne hitap edecek, onu rahatlatacak bir tavır içerinde olması ne kadar elzem?

Yine Ta’ha Suresi 26.ayette Hz. Musa’nın (as) ikinci isteği ise “işimi kolaylaştır.” olmuştur. Verilecek vazifenin ağırlığı karşında işleri kolaylaştırmak ve kolay kılmak ne insana ne kadar huzur ve mutluluk verir.

Eğitim düsturu olarak ele alınacak olursa; yaptıracağımız işlerimizi kolaylaştırmak, kolay hale getirmek, karşımızdaki muhatap için ne anlam ifade ettiğini anlatmaya gerek yok sanırım. Verdiğimiz bir ödevi, istediğimiz bir çalışmayı kolaylaştırmak, kolay hale getirmek.

Geçmişten gelen öğrenilen olumsuz duygular, geleceğimizi etkilerken kaygı, endişe, merak ve beklentilerimizi etkilediğinden anı yaşamak ve geleceğimizi kurtarmak işlerimizi kolaylaştırmayla yakından ilgilidir.

Hz. Musa’nın (as) üçüncü isteği Ta’ha Suresi 27. ayet; “Dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar.” İletişim değerini hiç zaman ve çağda değer kaybetmemiştir. Güzel bir belagate sahip olmak muhatap üzerinde olumlu etkilerin oluşmasını sağlar. Güzel söz söylemek, gönülden konuşup, gönle hitap etmek, gönül telini titretecek bir ses tonu kullanmak, çekingen ve utangaç öğrencilerin gönül dünyasında bir huzur fırtınası oluşturmak ve öğrencilerine güzel konuşma, güzel hitap etme sanatını öğretmek, tüm sayısal derslerden daha mühim olsa gerek. Çünkü “tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.”

Hz. Musa’nın (as) dördüncü olarak istediği kendisini bir yardımcı olarak ağabeyi Hz. Harun (as) istemesidir. Dertleşeceği birinin olması. Yani arkadaş, yani bir gönül yoldaşı, sırını verebileceği, canı sıkıldığında sakinleşeceği biri.

İnsan daha çok geçmişte yaşar ve an’ı yaşayamaz. An’ın farkına varmak ve an’ı yaşamak için ise, gönül rahatlığını verecek bir ortam ve güvene, işlerini kolaylaştıracak bir öğreticiye, güzel konuşma ve hitabetinden etkilenebileceği bir anlatıcıya, ona her konuda yardımcı olacak bir yol arkadaşına ihtiyaç olduğu unutulmamalıdır.

Kaynak: Diriliş Postası
YORUM EKLE

banner5