Eyüp Sultan kimdir? Neden önemlidir?

Hz. Muhammed'in Mekke'den Medine'ye göç ettiği zaman evinde ilk misafir eden sahabi olan Eyüp Sultan (r.a.) kimdir?

Eyüp Sultan kimdir? Neden önemlidir?

Hz. Muhammed'in Mekke'den Medine'ye göç ettiği zaman evinde ilk misafir eden sahabi olan Eyüp Sultan (r.a.) kimdir?

Eyüp Sultan kim? Neden önemlidir? İslam peygamberi Hz. Muhammed'i Mekke'den Medine'ye göç ettiği zaman evinde ilk misafir eden sahabi olan Eyüp Sultan'a Müslüman aleminin ilgisi oldukça büyük. Bu misafirlik süresi yedi ay olarak biliniyor. Bu sebeple kendisine bu olaydan sonra Mihmandar-ı Nebevî veya Mihmandar-ı Resul de dendiği söyleniyor. Daha sonra 90'lı yaşlarında katıldığı ikinci İstanbul kuşatması sırasında şehit olmuştur. İstanbulumuzun Eyüpsultan semtine adını veren sahabe-i kiramın Hazreti Halid Zeyd Bin Ebu Eyyüb El Ensari hazretleri, Medine’nin tanınmış eşraflarından olup Hazreç kabilesindendir. Vasiyeti üzerine İstanbul surlarının dibine gömüldüğü de rivayetler arasındadır.

EYÜP SULTAN KİMDİR?

Eyüp Sultan hazretlerinin asıl adı, Halid bin Zeyd. Eyüp Sultan ayrıca Ebu Eyyub el-Ensari olarak da biliniyor. Resulullah efendimiz, Eyüp Sultan hazretlerinin evinde 7 ay misafir oldu. Medine halkı Eyüp Sultan hazretlerinin yani hazret-i Halid isimli bu büyük sahabenin evine gelip Peygamberimizi ziyaret ettiler. Bu esnada Yahudi âlimlerinden olan Abdullah bin Selam da bu eve ziyarete gelip dikkatle Resulullah efendimize baktı. Bu yüz bir yalancının yüzü değildir, dedikten sonra Müslüman oldu.

Eyüp Sultan, bütün gazalarda savaştı. 150 hadis-i şerif rivayet etmiştir. 670 yılında, Süfyan bin Avf komutasında İstanbul şehrine gelen ve içlerinde Yezidin de bulunduğu ordu arasında 33 Sahabi vardı. Bunlardan Eyüp Sultan hazretleri, dizanteri hastalığı dolayısı ile hayatını kaybetti. Sahabe-i kiramın Hazreti Halid Zeyd Bin Ebu Eyyüb El Ensari hazretleri, Medine’nin tanınmış eşraflarından olup Hazreç kabilesindendir ve  Neccaroğulları hanedanının reisidir. Hem baba hem anne tarafından soy olarak geriye doğru gelindiğinde Peygamber Efendimizin akrabasıdır. 

NEDEN ÖNEMLİDİR?

Ebu Eyyüb El Ensari hazretlerinin üç erkek bir de kız çocuğu vardı. Günümüzde ise nesli hâlen devam etmektedir. Ensari soyadı ile bilinmektedirler. Hazreti Halid bin Zeyd, Peygamber Efendimiz’in yanından ayrılmazdı. Peygamber Efendimiz’in yaptığı bütün savaşlara katıldı. Onun yakınları arasında yer aldı. Savaşlarda Peygamber Efendimizin yakın korumalığını yapmış, çok duasını almıştır. Peygamber Efendimizin çadırı etrafında kılıcıyla nöbet tutması neticesinde Peygamber Efendimizden aldığı dua çok meşhurdur.

PEYGAMBER EFENDİMİZDEN ALDIĞI DUA
Bu dua şöyledir: “Allah’ım sabahlara kadar uykusuz kalarak nöbet beklemek suretiyle beni muhafaza etmeye çalışan Ebu Eyyüb’u sen de koru ve muhafaza eyle.”

Bu dua hem dua salonundaki bir hat levhasında hem de Eyüpsultan’ın sandukası üzerindeki örtüde hat yazısı ile yazılıdır. Hazreti Peygamberin vefatından sonra dört halife devrinde de Eyüpsultan hazretleri Mescid-i Nebevi imamlığı gibi çeşitli vazifelerde bulunmuştur.

Dört halife dönemindeki olaylarda olumlu vazifeler üstlenmiştir. Bu nedenle kendine Beyt-ül maldan maaş bağlanmıştır.

Emevi Devleti’nin kurucusu Muaviye devrinde de Muaviye’nin debdebeli hayatının İslam’a uygun düşmediğini söyleyip onu uyarması onunla ilgili anlatılan menkıbelerden birisidir. O gördüğü yanlışı düzeltmekte de örnek bir insandı.

Kaynaklarda onun rivayet ettiği hadisi şerif sayısı 150 ile 400 arasında değişmektedir. Bu hadisi şerifler Hacı Cemal Öğüt ve İsmail Lütfü Çakan hocaların kitaplarında yayınlanmıştır. Onun rivayet ettiği hadisi şerifler İslam dininin temelini oluşturan çok önemli hadislerdendir.

Eyüpsultan hazretleri en yaşlı vefat eden sahabe-i kiramlardan biridir. Mısır, Suriye, Filistin ve Kıbrıs fetihlerine iştirak etmiştir.

Tüm hayatı boyunca İslam’ın yayılması için yapılan bütün askeri seferlere katılarak bütün Müslümanlara örnek olmuştur.

ALEMDAR-I RÛSUL

Osmanlı devrinde bir lakabı da “Alemdar-ı Rusul”dür. Bilindiği gibi bu lakap İslam bayrağını savaşlarda taşıyan kişilere veriliyor. Eyüpsultanın bu vazifeyi yapıp yapmadığı bilinmiyor. Ancak Kütüb-ü Sitte’de yer alan bir hadisi şerifte şöyle denmektedir:

“Ashabımdan birisi eceli ile herhangi bir beldede vefat eder ve beldeye gömülürse yarın Kıyamet günü o belde sakinlerinin önderi, sancaktarı ve rehberi olarak haşr olunur.”

Buradan anlaşılacağı üzere İstanbul halkı mahşerde Eyüpsultan hazretlerinin bayrağı altında toplanacak. Bu nedenle Alemdar-ı Rusul olarak Eyüpsultan Osmanlı devrinde çok sevilmiştir. Osmanlı devrinde onun sancağı ve bayrağının resmedildiği birçok hat yazısı ile Hazreti Halid istifli birçok sanat eseri üretilmiştir.

Sahabeler içinde en uzun ömür sürmüş olan Ebu Eyyüb El Ensari, 80 küsur yaşlarında iken Hicri 51-52 yıllarında Kostantiniye’nin fethedileceği konusundaki hadisi şerifi gerçekleştirmek için İstanbul üzerine yapılan ikinci sefere katılmış ve rivayetlere göre hastalanarak şehit düşmüştür. Vefatı sırasında vasiyetini ederken şöyle dediği rivayet olunur:

“Ben vefat edince beni Kostantiniye surlarına yakın bir yere gömünüz ve daha sonra atlarınızla üzerini çiğneyerek mezar yerimi belirsizleştiriniz.”

Nitekim vasiyeti aynen yerine getirilerek kendisi bugünkü türbesinin bulunduğu yere defnedilmiştir. 

İSTANBUL’UN FETHİ SIRASINDA EYÜPSULTAN’IN KABRİNİN BULUNUŞU


Fatih Sultan Mehmet devrinde Eyüpsultanın kabrinin yeniden bulunuşu menakıbnamelerde geçtiği şekliyle şöyle; İstanbul’un fethinden üç gün sonra Fatih Sultan Mehmet hocası Akşemseddin hazretlerinin Okmeydanı’ndaki çadırına gider ve Eyüpsultan hazretlerinin kabrinin bulunması fikrini hocasına söyler.

Akşemseddin hazretleri bugünkü Pierre Loti tepesini işaret ederek buradaki dağın eteğine nurlar indiğini görmekteyim. Muhtemel burasıdır der. Ve birlikte bugünkü kabrin bulunduğu yere gelirler. Şeyh Efendi kabrin yerini bulmak için bir müddet murakabeye varır.

FETİH’TEN SONRAKİ EYÜPSULTAN TÜRBESİ’NİN TARİHÇESİ

Eyüpsultan Türbesi, kabrin yerinin keşfedilmesiyle birlikte, hemen inşa edilmeye başlanmıştır. Mimarının kim olduğu malesef ki bilinmiyor. Sekiz köşeli ve küfeki taşından inşa edilen türbenin ana binası Fatih Sultan Mehmet devri özelliklerini taşır.

Üstte kasnaksız bir kubbe yer almıştır. Eyüpsultan Türbesi bu hali ile yine Fatih devrinde yapılan Mahmut Paşa Türbesi’ne benzer. Fatih Sultan Mehmet devrinden günümüze türbenin sandukasının bulunduğu ana bölüme giriş kapısı gelebilmiştir.

Türbenin dua edilen kıble tarafındaki salon ve koridor kısmını Sultan I. Ahmet yaptırmıştır. Eyüpsultanı çok seven padişah, Topkapı Sarayı’nın depolarında bulunan en güzel 15. yüzyılın ikinci yarısına ait İznik çinilerini türbenin iç ve dış cephelerine koydurtmuştur.

Böylelikle türbe adeta bir çini müzesi görünümüne sahip olmuştur. Türbeye ayrıca bir sebil yaptırmıştır. Türbe içinde, dışında ve hacet penceresinde Sultan I. Ahmet’in isminin geçtiği kitabeler mevcuttur.

Türbe içindeki kuyu çıkrığı ve kovası, türbenin iç duvarlarındaki yıldız formlu çiniler de bu devirden kalmadır. Türbe sandukasının etrafına Sultan I. Ahmet gümüşten tel kafes koydurtmuştu. Şu anda görülen Barok tarzdaki gümüş şebekeyi ise Sultan III. Selim yaptırmıştır.

Osmanlı devrinde bir lakabı da “Alemdar-ı Rusul”dür. Bilindiği gibi bu lakap İslam bayrağını savaşlarda taşıyan kişilere veriliyor. Eyüpsultanın bu vazifeyi yapıp yapmadığı bilinmiyor. Ancak Kütüb-ü Sitte’de yer alan bir hadisi şerifte şöyle denmektedir:

“Ashabımdan birisi eceli ile herhangi bir beldede vefat eder ve beldeye gömülürse yarın Kıyamet günü o belde sakinlerinin önderi, sancaktarı ve rehberi olarak haşr olunur.”

Buradan anlaşılacağı üzere İstanbul halkı mahşerde Eyüpsultan hazretlerinin bayrağı altında toplanacak. Bu nedenle Alemdar-ı Rusul olarak Eyüpsultan Osmanlı devrinde çok sevilmiştir. Osmanlı devrinde onun sancağı ve bayrağının resmedildiği birçok hat yazısı ile Hazreti Halid istifli birçok sanat eseri üretilmiştir.

Sahabeler içinde en uzun ömür sürmüş olan Ebu Eyyüb El Ensari, 80 küsur yaşlarında iken Hicri 51-52 yıllarında Kostantiniye’nin fethedileceği konusundaki hadisi şerifi gerçekleştirmek için İstanbul üzerine yapılan ikinci sefere katılmış ve rivayetlere göre hastalanarak şehit düşmüştür. Vefatı sırasında vasiyetini ederken şöyle dediği rivayet olunur:

“Ben vefat edince beni Kostantiniye surlarına yakın bir yere gömünüz ve daha sonra atlarınızla üzerini çiğneyerek mezar yerimi belirsizleştiriniz.”

Nitekim vasiyeti aynen yerine getirilerek kendisi bugünkü türbesinin bulunduğu yere defnedilmiştir. 

İSTANBUL’UN FETHİ SIRASINDA EYÜPSULTAN’IN KABRİNİN BULUNUŞU


Fatih Sultan Mehmet devrinde Eyüpsultanın kabrinin yeniden bulunuşu menakıbnamelerde geçtiği şekliyle şöyle; İstanbul’un fethinden üç gün sonra Fatih Sultan Mehmet hocası Akşemseddin hazretlerinin Okmeydanı’ndaki çadırına gider ve Eyüpsultan hazretlerinin kabrinin bulunması fikrini hocasına söyler.

Akşemseddin hazretleri bugünkü Pierre Loti tepesini işaret ederek buradaki dağın eteğine nurlar indiğini görmekteyim. Muhtemel burasıdır der. Ve birlikte bugünkü kabrin bulunduğu yere gelirler. Şeyh Efendi kabrin yerini bulmak için bir müddet murakabeye varır.

FETİH’TEN SONRAKİ EYÜPSULTAN TÜRBESİ’NİN TARİHÇESİ

Eyüpsultan Türbesi, kabrin yerinin keşfedilmesiyle birlikte, hemen inşa edilmeye başlanmıştır. Mimarının kim olduğu malesef ki bilinmiyor. Sekiz köşeli ve küfeki taşından inşa edilen türbenin ana binası Fatih Sultan Mehmet devri özelliklerini taşır.

Üstte kasnaksız bir kubbe yer almıştır. Eyüpsultan Türbesi bu hali ile yine Fatih devrinde yapılan Mahmut Paşa Türbesi’ne benzer. Fatih Sultan Mehmet devrinden günümüze türbenin sandukasının bulunduğu ana bölüme giriş kapısı gelebilmiştir.

Türbenin dua edilen kıble tarafındaki salon ve koridor kısmını Sultan I. Ahmet yaptırmıştır. Eyüpsultanı çok seven padişah, Topkapı Sarayı’nın depolarında bulunan en güzel 15. yüzyılın ikinci yarısına ait İznik çinilerini türbenin iç ve dış cephelerine koydurtmuştur.

Böylelikle türbe adeta bir çini müzesi görünümüne sahip olmuştur. Türbeye ayrıca bir sebil yaptırmıştır. Türbe içinde, dışında ve hacet penceresinde Sultan I. Ahmet’in isminin geçtiği kitabeler mevcuttur.

Türbe içindeki kuyu çıkrığı ve kovası, türbenin iç duvarlarındaki yıldız formlu çiniler de bu devirden kalmadır. Türbe sandukasının etrafına Sultan I. Ahmet gümüşten tel kafes koydurtmuştu. Şu anda görülen Barok tarzdaki gümüş şebekeyi ise Sultan III. Selim yaptırmıştır.

Güncelleme Tarihi: 29 Kasım 2019, 14:58
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner5