Kab bin Malik (r.a.) kimdir?

İslam için her türlü fedakârlığı yapan Kâ’b b. Malik (ra) kimdir?

Kab bin Malik (r.a.) kimdir?

İslam için her türlü fedakârlığı yapan Kâ’b b. Malik (ra) kimdir?

Doğduğu çevrenin en önemli insanlarından biriydi. Konuştuğu zaman bütün insanlar onu dinlerlerdi. İyi bir söz ustasıydı. Yaşadığı devrin en önemli şairlerinden olup, itibarı yüksek bir şahsiyetti. Peygamberimizin (sas) dört şairinden biriydi. Ensar’ın ileri gelenlerindendi. Mertliği ve yardımseverliği O’nun zirveleşmesinin en önemli sebebiydi. Kâ’b b. Malik (ra) babasının tek oğlu olup, hali vakti yerindeydi. Babasının ismi; Malik’ti. Mekkeli Müslümanlarla, Medineli Müslümanları kardeş yapan Allah Resulü (sas) Kâ’b b. Malik ile Talha b. Ubeydullah’ı kardeş yapmıştı.

             Kâ’b b. Malik (ra) anlatıyor:

Kavmimden müşrik olanlardan bazılarıyla beraber, Medine’den Kâbe’yi ziyaret için yola çıktık. Büyüğümüz ve yöneticimiz olan Bera b. Ma’rur da yanımızdaydı. Mekke’ye gelince Bera bana dedi ki:

“Bizi Resul-i Ekrem’e (sas) götür.”

Birlikte Resul-i Ekrem’i araştırdık. Ebtâh denilen yerde bir adama O’nu sorduk. Adam bize:

“Mescid-i Haram’a gidiniz, aradığınız insan orada, amcası Abbas ile birlikte oturuyor.” dedi.

Biz Abbas’ı tüccar olduğu için tanıyorduk. Kâbe’ye vardığımızda Resûlullah’la (sas) birlikte oturuyorlardı. Selam verip bizde yanlarına oturduk. Resûlullah Efendimiz (sas), Hazreti Abbas’a (ra) sordu:

“Bu insanları tanıyor musun?”

“Evet tanıyorum. Şu kavminin efendisi Bera b. Ma’rur’dur. Diğeri de Kâ’b b. Malik’tir (ra).

“Şu şair olan Kâ’b b. Malik mi?”

Hazreti Abbas da (ra): “Evet.” dedi.

Vallahi Peygamberimizin bu sözünü ömrüm boyunca unutmadım.

Akabe Biati’nden sonra Medine’ye dönen Kâ’b b. Malik’in (ra) kabilesinin İslam’a girmesinde önemli bir rolü olmuştu. Kabilesini İslam’a davet için ikna etmek için uğraşmıştı. Bunda da Allah’ın izniyle muvaffak olmuştu. Bu O’nda ciddi bir sevinç meydana getirmişti.

İslam için her türlü fedakârlığı yapan Kâ’b b. Malik (ra) Bedir Savaşı ve Tebük Seferi hariç bütün savaşlara katılmıştı. İsterseniz bunu kendi ağzından dinleyelim:

“Bedir Savaşı ve Tebük Seferi hariç, Resûlullah’ın yaptığı hiçbir savaştan geri kalmadım. Resûlullah, Bedir Savaşı’na katılmayanlardan hiç birini kınamadı. Çünkü Resûlullah sadece Kureyş’e ait Ebû Sûfyan’ın kervanının yolunu kesmek için çıkmıştı. Fakat Allah hiç beklenmedik bir şekilde Müslümanlarla, Müşrikleri karşı karşıya getirmişti. Ben, İslam’ı himaye etmek için anlaştığımız Akabe Biati’nde Resûlullah ile beraberdim. Her ne kadar Bedir savaşı halk arasında daha meşhur, daha fazla anılan bir hadise olduysa da Akabe Biati benim için daha önemli, daha çok hoşuma giden bir hadisedir.”

Hicretin dokuzuncu yılında Medine’ye ansızın bir haber ulaşmıştı. Birbirleriyle yardımlaşan, ittifak ettiklerini bildiren kabileler Roma Kayseri Hirakliyus’a mektup göndermişler ve bu mektupta Medine’ye tam hücum zamanıdır demişlerdi. Hirakl’de Kubad isimli komutanını kırk bin kişilik bir ordu ile sefere çıkarmış, kabileler de ona katılmışlardı. Böylece Belka Mevkii’ne kadar gelmişlerdi. Bu haber münafıkların kötü emellerinin uyanması için büyük fırsat olmuştu. Münafıkların reisi Abdullah b. Übey b. Selül:

“Muhammed Romalılarla savaşmayı kolay mı sanıyor? Vallahi ben O’nun da ashabının da esir olarak bağlandıklarını görüyorum.” demeğe başladı. Yeni Müslüman olanlar, İslam’ın sinsi ve gizli düşmanı olan bu adamın sözüne neredeyse inanır gibi olmuşlardı. Resulü Ekrem (sas) hiç vakit kaybetmeden düşmanı karşılamak üzere açıktan Sahabe-i Kiram’ı bu kâfirler üzerine yürümek için harbe davet etti. Medine’den ve civarından akın akın Ensar ve Muhacir toplandı. Bu gün fedakârlık yapma günüydü. Sahabe efendilerimizden maddi ve manevi fedakârlık isteniyordu. Eli silah tutan cepheye, malı olan askerleri silahlandırmak ve ihtiyaçlarını karşılamak için yardıma çağrılıyordu. Her yerde ve her şeyi ile fedakârlık yapan ashapta yine bir fedakârlık bekleniyordu. Bu kutlular, yardım davetine olumlu cevap verip derhal yardıma koşmuşlardı. Her zaman ve her yerde birinciliği kaptırmayan Ebu Bekir (ra) her zamanki gibi yine öndeydi. Evine gittiği gibi neyi varsa yüklenip gelmişti. Bu dört bin dirhem akçe idi. Allah Resulü (sas) sordu:

        “Çoluk çocuğuna ne bıraktın?”

        “Allah ve Resulü’nü bıraktım.” cevabını verdi.

Sonra Hazreti Ömer (ra) malının yarısını getirdi. Peygamberimiz (sas) sordular:

        “Ailen için ne bıraktın?”

        “Getirdiklerim malımın yarısıdır.” dedi.

Hazreti Ömer (ra), Hazreti Ebu Bekir’in malının tamamını getirdiğini duyunca:

        “Hangi hayırda yarışmışsak Ebu Bekir mutlaka beni geçmiştir.” dedi.

Tebük Seferi’ne her türlü imkânı olmasına rağmen bu gün giderim yarın giderim derken geç kalmıştı. Kâ’b b. Malik’in (ra) dışında iki sahabe efendimiz daha katılamamıştı. Efendimiz (sas) seferden dönünce bu üç kişi mazeretsiz olduğundan dolayı Allah’ın vereceği hükme kadar elli gün beklemişlerdi. Münafıklar yalan söyleyerek mazeret ileri sürdüler, fakat bu üç sahabe doğruluğu sonucunda ayetin inmesiyle affedilmişlerdi.

Kâ’b b. Malik (ra), Hazreti Ali (ra) devrinde Basra taraflarına giderek o dönemin siyasi olaylarına karışmadı. Hazreti Muaviye (ra) tarafını tercih ederek Şam’a gitti ve Hicri 50.yılda Şam’da vefat etti. Vefat ettiğinde 77 yaşındaydı.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner5