Değerli Kardeşlerim,
Yazıma dua ile başlamak istiyorum;
“Rabbim vatan uğruna can veren yiğitlerimize rahmet, ailelerine sabır ihsan eylesin.”
Gürcistan–Azerbaycan sınırında düşen askeri kargo uçağımızda 20 kahraman Mehmetçiğimiz şehit oldu. Milletimizin başı sağ olsun…
“Bazıları sadece uçar; bazıları ise gökyüzüne adını şehadetle yazar.”
Siz bu satırları okurken, belki de 20 şehidimizin cenaze merasimleri gözyaşlarıyla yapılıyordur.
Bu yazı kaleme alınırken o kahramanların cenaze programları henüz belli değildi.
Ama bir gerçek vardı:
Bu millet, şehitlerine ağlarken bile dimdik durmasını bilir.
Çünkü bu topraklarda her gözyaşının içinde iman vardır, vefa vardır, dua vardır.
ŞEHİTLİK: EN YÜKSEK MAKAM
Rabbimiz buyuruyor:
“Allah yolunda öldürülenlere ‘ölüler’ demeyin. Bilakis onlar diridirler; fakat siz farkında değilsiniz.”
(Bakara, 2/154)
Şehitlik bir ölümü değil; ölümsüzlüğü temsil eder.
O yüzden asker olmak sadece bir meslek değil, ölümü göze alarak hayata imanla tutunmak demektir.
Bir asker, üniformasını giyerken “şehadet” kelimesinin ağırlığını yüreğine nakşeder.
O uçakta bulunan 20 kahraman, görev emrini aldıklarında bunu biliyorlardı:
Bu yolun sonunda ölüm de olabilir; ama asıl kazanç şehadettir.
Ve onlar, o kazancı en kutlu biçimde kazandılar.
BİR UÇUŞ DEĞİL, BİR VEDA YOLCULUĞU
O uçak, sadece personel değil; bir milletin duasını, bir annenin gözyaşını, bir bayrağın gölgesini taşıyordu.
Her biri evinden “Allah’a emanet ol” duasıyla ayrılmıştı.
Kimi evladına “büyüyünce baban gibi ol” denilen bir kahramandı,
kimi ilk görevindeydi, kimi son seferindeydi...
Ama hepsi aynı cümlede birleşiyordu:
“Vatan için yaşamak da ölmek de şereftir!”
KAZA MI, SALDIRI MI?
Olayın ardından sosyal medyada türlü iddialar dolaşmaya başladı:
“Uçak arızalandı mı?”
“Yoksa düşürüldü mü?”
“Bir saldırı mı var?”
Geçtiğimiz günlerde eski komşum, kıymetli dostum Alptekin Ataman ve ailesi misafirimdi.
Sohbetimiz ister istemez bu acı olaya, düşen kargo uçağımıza ve şehitlerimize geldi.
Alptekin kardeşimin anlattıkları gerçekten ufuk açıcıydı; çünkü amcası yıllarca Türk Hava Yolları’nda teknik personel olarak görev yapmış.
O bana şunu söyledi:
“Bu uçakların bakımı öyle sıradan bir işlem değildir. Her teknik eleman, hangi uçak tipinin bakımını yapacaksa, o uçağın özel sertifikasyon eğitimini almak zorundadır. Yani bir personel bütün uçaklara bakamaz; yalnızca eğitimini aldığı modele müdahale edebilir.”
Bu sözler bana şunu düşündürdü:
Devletin, ordunun, Hava Kuvvetlerimizin sistemleri öylesine titiz ve denetimli bir düzende çalışıyor ki, her parça, her vida, her kontrol adım adım kayıt altındadır.
Bu kadar hassasiyetle yürüyen bir bakım sisteminde “ihmal” ya da “gözden kaçma” iddiasını dile getirirken bile dikkatli olmak gerekir.
Elbette her ihtimal titizlikle incelenmeli; ama unutmayalım, teknik disipliniyle dünyaya örnek bir ordunun mensuplarıdır onlar.
Bu yüzden bilgi yerine söylentilere değil; devletin resmî açıklamalarına kulak vermek, hem şehitlerimizin ruhuna hem milletimizin vakarına yakışandır.
Her şehit bu millete bir vasiyet bırakır:
“Birliğinizi koruyun, davanızı diri tutun!”
O yüzden yapılacak en doğru şey;
acımızı istismara açmadan, bu yirmi yiğidin ruhuna yaraşır bir vakar içinde durmaktır.
Onlar gökyüzüne kanat açtılar, biz yere sağlam basacağız.
Onlar emaneti Allah’a teslim ettiler, biz bu emaneti geleceğe taşıyacağız.
BU HUSUSLA İLGİLİ SON SÖZÜM
Ey gökyüzünün kahramanları!
Siz, bu milletin onur nişanısınız.
Siz, Rabbimizin huzurunda diri olanlardansınız.
Siz, gökyüzüne yazılmış bir dua gibisiniz.
Rabbim sizi rahmetiyle kuşatsın, Peygamber Efendimize (s.a.v.) komşu eylesin.
Ailelerinize sabır, milletimize metanet nasip eylesin.
Ve unutmayalım kardeşlerim:
Asker, ölümden korkarak değil; ölümü aşkla karşılayarak asker olur.
Çünkü bilir ki,
“Şehit olan ölmez, milletin kalbinde dirilir!”
Selam ve dua ile