Düvel-i Muazzama Sendromu

Abone Ol

Ondokuzuncu asır boyunca kurulan cümlelerin, çoğul öznesi olmuş bir kavram Düvel-i Muazzama...
Derûnunda takat yitirişle çözülüş gizli...
Uzlaşalım derken yozlaşıp, üstüne üstlük ipin ucunu kaçırıp çürümeye evrilen bir devir...
Manayı, madde değirmeninde öğütmenin farkındasızlığına yükselmek bedbahtlığı ile hitama eren ikiyüz yıllık rallinin son düzlüğü... İçine sığdırabilmiş... Yokluğu, kopuşu, yıkılışı ve görgüsüzlüğü...
Şeyh Galib'in beyitleri, divitin ucundan dökülürken kağıda...
İnceden çıtırtılar karışmış, ud ve tambur taksimleriyle açılan meşklere...
Barok taşlar galebe çalarken ahşap tenli köşklere...
Şekil hakimiyet kurmuş solan bütün renklere...
Vermeyince Mâbud felahı... Vere vere almak mümkün mü sulh-u sâlâhı?
Önce yatağan ile keçe başlıklar kalktı rafa... Onlardan olmak için çırpınılsa da... Düvel-i Muazzama bu... Gelir mi insafa?
Ferman üstüne ferman... Hatt-ı hümayun derken... Tükenmiş derman...
Düvel-i Muazzama dostluğu pek kıymete binmiş... Böyle dost düşman başına...
Hamlin'in gölgesi dal budak sarmış her yere sinmiş...
Sefaretler, adeta ruhumuzun üzerinde tepinmiş...
Damaklar mağlubiyet üstüne mağlubiyet tatmış...
Kaht-ı ricâl deminde, gelen gideni aratmış!
Vakalar vakaları kovalamış...
Nazar eden de görmemiş, gözlerini ovalamış...
Tuna'dan aşağı lokma lokma yutulmuş...
Akıl, nutuk, irade... Artık ne varsa tutulmuş! Düvel-i Muazzama mı? Elbette hoş tutulmuş... Yol, gaye, sebep... Hepsi unutulmuş!
Sonrası malum...
Rahmetli Mehmet Akif'in ruhunu şâd edelim:
"Geçmişten adam hisse kaparmış... Ne masal şey!
Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?
"Tarih"i "tekerrür" diye tarif ediyorlar;
Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?"

{ "vars": { "account": "PASTE_ANALYTICS_ACCOUNT_ID" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }