Taviz tavizi getirir! Yozlaşmanın kirlettiği bir zeminde, uzlaşı masalları örtemez bu hakikati... Hem ilkesizlik... Konduğu kabın şeklini alma tasarrufu... Tevil mekanizmasıyla mazur sıfatına ulanmaya çalışılsa da... Beyhude!
Tavizsizlik, ifratla tefrit arasında sallanmak değildir elbette... Kıldan ince kılıçtan keskin bir rotanın, ne pahasına olursa olsun korunmasıdır. Akmaz kokmaz bulaşmaz hüviyet... Olabilse de... Hürriyet? Varsa... Taviz yoktur! Belki bir müddet tahammül... O da hudut dahilinde...
Taviz... Verildikçe çoğalan bir illet... Manen skolyoz, madden moloz olmaya koşan bir yokuş... Mış mış mış! Muş muş muş! Dil kemiksiz de... Lisan, kelimelerin omzunda... Kelimeler lügatın kucağında... Lügat... Mânâ ocağında...
Tavizsizlik... Hem kolay hem zor... Kolay tarafı şu ki vakti gelince tomurcuklar patlar. Çiçek açar. Zira açmakla yükümlüdür. Ayaz vuracak diye hesap yapmaz. Fıtridir, ya nasip der. Zoruysa hükme çalım atmaya kalkışmak ahmaklığı... Hikayenin sonunu belirlemek ne mümkün! Taviz üzre yürüdün mü? Safsatadan aşağı kalmaz çünkün...
Tavizin kuşattığı... Aslın surete diz çöktüğü... Pragmatist, oportünist ve makyavelist anlayışların hunharca bilek büktüğü... Esnemeyen idraklerin kahır yaşı döktüğü bir çağ... Yozlaşmaya rahmet okutacak bir çürümüşlük... Ancak tavizkâr bir iklimde dal budak salabilirdi. Saldı! Taviz sarmalına düşen her arslan, kediler kadar uysaldı.
Taviz tavizi getirmiş... Getiriyor... Getirecek... Tavize meftun kalmak, âtiyi bitirecek... Hakikatin müdafii kim? Çokluğun sesi gerçek görünse de... Hakikat azlık libasına bürünse de... Yollar... Hakikat yalnızlığında yürünse de... Tavizkâr olmak mı? Aman aman! Hakikat lisanıyla konuşur nihayet zaman! Tik tak... Tik tak... Tik tak... Zaman ömrü aşarken... Evet! Kul kısmı aciz...
Hak katından gelen o sual ile titremek vakti:
"Bu gidiş nereye?" (Tekvir Suresi, 26.ayet)