Eğitim sistemi: " Özetle: Okula başlama yaşı yedi hatta sekiz olmalıdır. "

EĞİTİM

Özetle: Okula başlama yaşı yedi hatta sekiz olmalıdır. Çocuklarını beş ve altı yaşında ilkokula başlatan anne babalar çocuklarının ruhunu katletmektedirler. Kime ne anlatabilirsin ki...?

Oyun oynamak çocukların ibadetir. Çocukların yetenek ve kabileyetleri oyun sayesinde kişiliğine karakterine kök salar. Devlet, anne babalarla işbirliği içinde okul koridorlarında ve sınıflarında çocukların sözde zekalarını geliştirmek adına kişiliklerini yaralamaktadırlar. 

Anne babalar çocuklarının, öğretmenler ise öğrencilerinin zekalarına değil ruhlarına dokunmalıdırlar. Okullar, zekalarını sömürmek adına çocukların ruhlarını öldüren modern mezarlıklardır. Ruhu öldürülmüş çocuklar geleceğin vampirleşmiş nesilleridir.

Eğitim sistemi çocukların doğa ile toprak ile bağını kopararak onları okul koridorlarına hapsederek ruhlarını köleliştirdikten sonra kendilerine yabancılaştırmaktadır. Doğa ile yani toprakla bağı kopmuş insanın aslında Allah ile de temel ve derin bağları kopmaktadır. Eskiden çok eskiden okullarımızda iki kere ikinin dört ettiğini öğrenmenin dışında da  hayat bilgisi, tarım, ticaret, iş ve teknik, ev ekonmisi dersleriyle çocuklara hayata dair bilgiler  sunulmaktaydı. İki binli yıllardan sonra iki kere ikinin dört ettiğini öğretmekten başka derdi olmayan bir eğitimle, çocuklar teknolojinin bağımlısı olarak özünden de sözünden de uzaklaşarak deist ve biseksüel bir nesil olarak başarılı bir şekilde yetiştirilmişlerdir. Okullarda artık okur yazar yetişmiyor tam tersine okumaz yazmaz öğrenciler yetişmektedir. Kitap okumayan öğretmenlerin de  kitap okumayan öğrencilerin de sayısı giderek artmaktadır. Ders kitabından başka kitap yüzü görmeyen gençler düşünme yetilerini zamanla kaybettikleri için can sıkıntıları ile baş etmek için dijital oyunların bağımlısı olmaktadırlar. Beş yaşında altı yaşında oyun çağını doya doya yaşamadan sınıflara tıka basa doldurulan çocuklar için ergenlik döneminde dijital oyun oynamaktan başka seçenek kalmamaktadır. Ayrıca okul koridorlarında hareketsiz bir yaşam süren, okul kantinlerinde sağlıksız beslenen çocuklar ve gençler büyüdüklerinde sağlıklı beslenme ve sağlıklı yaşam programlarına ve organizasyonlarına katılmak adına doktor doktor, diyetisyen diyetisyen dolaşmaktadırlar. Emperyalist büyük devletlerin diğer devletlerin yönetimini ele geçirmek adına  temel politası "divida et impera" böl ve yönet  olması gibi devletler de insanları yönetmek adına  "bozma ve onarma"  faaliyetlerini eğitim politakaları ile başarılı bir şekilde uygulamaktadırlar.  Okullarda bozulmuş nesiller hastane köşelerinde bilimsel yöntemlere başarılı bir şekilde tedavi edilmektedir. Öğretmenlerin eğitemediği çocukları büyüdüklerinde doktorlar sağlıklı beslenme sağlıklı yaşam konusunda ne kadar eğitebilir?

Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun ardından Anadolu'da okul ve öğretmen eksikliği konusu gündeme geldi. Dönemin cumhurbaşkanı olan İsmet İnönü önderliğinde Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç'un çabaları sayesinde köylerde yaşayan ve ilkokul mezunu vasfı taşıyan çocukların Köy Enstitüleri'nde eğitim görüp tekrar yaşadıkları köylere dönerek öğretmenlik yapması amaçlanmıştır. Köy enstitülerinin başarısının sırrı "yaparak, yaşayarak öğrenme yaklaşımı"nın uygulanmasıdır. Bu eğitimin sonucunda bir cumhuriyet nesli yetiştirilmiştir.  

İslam medeniyetinin temel özlerinden biri de "topraktan geldik, toprağa gideceğiz " olmasına rağmen okullarımız çocuklarımızı " Medeniyet! dediğin tek dişi kalmış canavar"ın eline teslim etmektedir. Topraktan gelen İslam medeniyetinin çocukları artık Batı medeniyetine yani teknolojiye gitmektedirler. Teknoloji tarafından esir alınan insanın ruhunda Allah'ın değerleri kök salamamaktadır. Topraksız insan imansız insandır.  Teknoloji canavarı  ‘ekini de nesli de helak eder’. 

Eğitim sisteminde iki kere iki dört ederken Allah'ın sisteminde ise "Kim bir iyilik yaparsa, ona on katı vardır. Kim de bir kötülük yaparsa, o da sadece o kötülüğün misliyle cezalandırılır ve onlara zulmedilmez."

Okullarımız bize toprağa çıplak ayakla dokunmayı, her türlü bitkiye ve hayvana sevgiyle yaklaşmayı öğretmedikçe "dindar nesil" yetiştirmek sadece bir rüya olarak kalacaktır. 

huseyinkacin@hotmail.com

Psikolog www.huseyinkacin.com

YORUM EKLE
YORUMLAR
Ertuğrul Tulpar
Ertuğrul Tulpar - 13 ay Önce

Çin'de 5 yaşındaki çocuk için hazırlanan özgeçmiş, ülkenin eğitim sistemini tartışmaya açtı

Çin'de 5 yaşındaki bir çocuk için hazırlanan ve çocuğun o güne kadarki başarılarını sıralayan özgeçmiş, sosyal medyada viral olup ülkedeki özel okul sisteminin çocukları bu kadar erken yaşta yoğun bir rekabetin içine itmesinin ne derece doğru olduğu konusunu tartışmaya açtı.

15 sayfalık özgeçmişte, 5 yaşındaki çocuğun 'kendisine güvenen' bir birey olduğu ifade ediliyor ve 'çok farklı alanlarda zengin deneyimlerinin' bulunduğu vurgulanıyor.

Çin'in popüler sosyal medya platformu Weibo'da paylaşılan özgeçmiş, binlerce kişi tarafından paylaşıldı.

Özgeçmişte ayrıca çocuğun çok sayıda hobisi olduğu vurgulanıyor ve piyano çaldığı hip-hop dansı yaptığı, futbol oynadığı ve satranç benzeri bir strateji oyunu olan Go'da çok başarılı olduğu söyleniyor.

Özgeçmişin bir bölümünde 5 yaşındaki çocuğun hem İngilizce hem de Çince olmak üzere toplamda 10.000'den fazla kitap okuduğu iddia ediliyor.


Çin'de aileler çocuklarını ülkenin prestijli özel okullarına yazdırabilmek için alışılmadık yöntemlere başvurabiliyor.
Başka bir bölümde ise çocuğun o güne kadar seyahat ettiği ülkeleri gösteren bir harita bulunuyor.

Çocuğun karakterine dair hazırlanan bölümdeyse, 'güçlü bir karaktere sahip olduğu' ifade ediliyor ve bu görüşü desteklemek için aşıları yapılırken ağlamadığı örneği veriliyor.

'Yenilgiye tahammül edebilir' ifadesi altında ise "Eğer azar yersem, kendime hızla çeki düzen verip derslerime dönebilirim" sözleri yer alıyor.

Haftada üç İngilizce kompozisyon yazdığı belirtilen çocuğun, yazılarında duygularını kağıda dökmeyi sevdiği de vurgulanıyor.

'Ben bir ömür uğraşsam bunları yapamam'
Sosyal medya kullanıcıları ise 5 yaşındaki bir çocuk için 15 sayfalık bir özgeçmiş hazırlanmasının hem şaşırtıcı, hem de ürkütücü olduğunu söyledi.

Bir Weibo kullanıcısı "Ben bu çocuğun 5 yaşına gelene kadar yaptıklarını bir ömür boyu yapamam" dedi.

Bazı kullanıcılar ise gördükleri özgeçmişin kendilerini çocuk yapma fikrinden caydırdığını belirtti.

Çin'de aileler çocuklarını ülkenin seçkin özel okullarına yazdırabilmek için alışılmadık yöntemler deneyebiliyor.

Bazı özel okullar öğrencileri seçerken anne ve babaları da değerlendirmeye tabi tutmaya başlamış durumda.

Özel okullara giriş baskısının yarattığı rekabetle ülkede okul sonrası özel derslere ve müzik eğitmenlerine olan talep de giderek artıyor.

Çinli eğitim danışmanlığı firmaları, öğrencilere özel kişiselleştirilmiş çalışma programları hizmeti veriyor ve sınav koçluğu yapıyor.

Çin hükümeti ise çocuklar için özgeçmiş hazırlanmasını onaylamıyor.

Şubat ayında Şangay'daki özel okullara gönderilen bir talimatta öğrenci seçimlerinde anne ve babaların gönderdiği çocuk özgeçmişlerinin değerlendirmede dikkate alınmaması istenmişti.

Mustafa Sabah
Mustafa Sabah - 13 ay Önce

Namaza başlama yani namaz için zorlanmaya başlama yaşı 7'dir.
Formel/kurallı/düzenli eğitim bu yüzden 7 yaşında başlatılmalıdır.

Pınar Demir
Pınar Demir - 6 ay Önce

Nasıl bir nesil ve gelecek istiyoruz .Nasıl bir nesil ve gelecek istemiyoruz .Amaçsız ve kendimizi bilmeden yol almak bizi bizden etmiş.....

Erol Güngör
Erol Güngör - 4 ay Önce

Eğitim Dedikleri

Cumhuriyet tarihinde ilk defa sessiz sedasız toplanıp dağılan bir Milli Eğitim Şûrası gördük. Kimse bu şûranın ön çalışmalarından haberdar olmadı; müzakereler sırasında salonun büyük kısmı boş olduğuna göre, dinleyici sıfatıyla ne olup bittiğini gören de yoktu ve nihayet,Şuranın kapanış tebliği diye gazetelere verilen bir buçuk sahifelik beyandan fazla bir mana çıkarmaya imkan yokyu. Bazı eğitimciler mesela Ahmet Kabaklı; eğitim davasına yıllarca hem teorik hem pratik seviyede hizmet ettikleri halde ne diye çağırılmadıkları merak etmişler. Sayın Kabaklı'nın Çağırılması gerekenler diye verdiği listede benim adım da geçtiği için hemen belirteyim ki hayatımda hiçbir işe şahsen talip olmadım ; beni çağırmadıklarıları için hiçbir müesseseye veya şahsa gücenmiş değilim. Bunca yıldır kültür ve eğitim konularında yazılar yazarım; bunların bir tekinde bile mevki sahiplerini uyarmak veya onlara fikir telkin etmek gibi bir gayem olmadı. Bütün yazdıklarım Türkiye'deki aydın kamuoyu içindir. Çünkü Türkiye gibi siyasi iktidarların ve hiçbir şahsın hükmü olmadığını öğrenmiş olmamız lazım.


Bu defadaki Şura'da alınan tavsiye kararlarının en önemlisi ilk ve orta okulların birleştirilerek sekiz yıllık bir temel eğitim müessesesinin kurulmasıdır. Gerçi bu fikir Türkiye için yeni değildir, daha öncede bu istikamette bir karar alınmış, hatta bazı yerlerde numune olarak tatbikatı bile yapılmıştır. Temel eğitimin beş yıldan sekiz yıla çıkarılması Türkiye'de Orta ve Yüksek tahsilin bünyesi bakımından çok şey ifade eder. Ancak Şüra'da bu teklif ve kararla ilgili doyurucu ve etraflı bir gerekçe verilmedi. Türkiye'nin şimdiki temel eğitim problemlerinin neler olduğunu, yeni sistemin hangi zaruretlere dayandığını, sekiz yıllık eğitimle elde edilecek hedeflerin neler olduğunu hem istatistik hem de eğitim teorisi bakımından öğrenmeliydik. Bu bilgiler verilmediğine göre, Şura'ya rapor veren ve karar alanların maksatlarının ne olduğunu iyice anlamamıza imkan yoktur.


Bizim burada asıl dokunmak istemediğimiz ve belki Şura'da hiç konuşulmayan bir mesele Anadolu Liseleri ve yabancı okullar meselesidir. Türkiye'de Orta öğretimin meslek okulları dışındaki bünyesi üç kademeli bir kalite farklılaşması içindedir. Şu anda en yüksek kaliteli eğitim veren orta öğretim müesseselerinin yabancı kolejler olduğunu hepimiz biliyoruz. Bundan sonra ikinci sırada yabancı dille öğretim yapan Türk okulları geliyor ki, Milli eğitim Bakanlığı bunlara Anadolu liseleri diye hiç de uygun olmayan bir isim vermiştir. İngiltere'de zadegan çocuklarının gittikleri okullara Puclic School denir ve bu isme bakanlar bu okulların halk çocuklarına mahsus olduğunu zanneder. Nihayet üçüncü sırada Türkçe öğretim yapan orta ve liseler vardır ki asıl Anadolu Lisesi denmeye layık olan bunlardır. Bir taraftan lisan öğrenme, bir taraftan da yüksek öğretime atlama şansı bakımından bu üç tip okul birbirinden hayli farklı olduğu için her ana baba ister istemez çocuklarının yabancı kolejlerde, olmazsa Anadolu liselerinde, olmazsa normal devlet liselerinde okutmayı emel ediniyor. Böylece İlkokul sonrası bir çocuk için adeta tahsil hayatının dönüm noktası haline geliyor ve bu safhaya hazırlık için Türkiye'de bir çeşit sanayi kurulmuş bulunuyor.


Yabancı dille tedrisat yapan okullara giriş imtihanlarında ilkokul mezunu çocuklara sorulan veya bu imtihanlara hazırlık kurslarında öğretilen şeyleri inceleyenler, Türkiye?de büyük bir facianın cereyan ettiğini kolayca görebilirler. Tekrar söyleyelim bu tam bir faciadır. Bir parça çocuk psikolojisi bilenler, eğitimden birazcık anlayanlar bile çocuklarımıza bu vesile ile resmen zulüm yaptığımızı kabul edeceklerdir. Bu imtihanlardaki Genel Yetenek sorularının büyük bir kısmının üniversite giriş imtihanlarındaki sorularla aynı mahiyette olduğunu söylesek şimdiden bir fikir edinebilirsiniz. Mamafih benim bu hususta fazla misal göstermeme hiç lüzum yok, çünkü yüz binlerce aile çocuklarını bu imtihanlara ve kurslara gönderdiği için, oralardaki öğretim muhtevasının üniversite seviyesindeki insanlar için bile çok defa büyük güçlükler yaşadığını yakından görmüşlerdir.

İlkokul sonrası facianın hazırlıkları daha yedi yaşından başlamaktadır. Nice ana-babalar çocuklarını daha tahsilin başlangıcında hazırlanmaya zorlarlar. Yabancı dilli okullara en iyi hazırlayan ilkokulların hangileri olduğu bellidir, yani bazı okullar giriş imtihanlarında en çok başarılı öğrenciye sahip bulunmak gibi bir şöhret kazanmışlardır. Böyle bir şöhret ister istemez ilkokullar arasında rekabete yol açmaktadır. Tabiatıyla şöhretini artırmak isteyenlerin yaptıkları ilk iş zavallı çocukları biraz daha cendereye sokmak, onların tertemiz kafalarına biraz daha fazla muzahrafat sokmak oluyor. Çünkü çocuğun kafası çöplüğe benzediği ölçüde ilkokul sonrası imtihanlarında başarı şansı aratacaktır. Türkiye'de ilkokul çağındaki çocukların yaşları 7-11 arasındadır. Yedi ile on bir yaş insan gelişmesinde de belli bir safhayı temsil eder. Bu çağdaki çocukların zihin yapıları 7 yaştan öncekilerden farklı olduğu gibi, 11 yaştan sonrakilerde de farklıdır. Şu halde ilkokul çocuklarının eğitimi anaokulu çağındakilerden farklı olduğu gibi ortaokul çağındakilerden de farklı olmalıdır. Fakat bu fark bizim memleketimizde çok defa bir derece farkı olarak anlaşılmakta ve yapılan hataların çoğu buradan kaynaklanmaktadır. İlkokul çocuğu yetişkin insanın küçültülmüş şekli değildir; yani yetişkin insana bir dersten 100 sayfa verir, ilkokul çocuğuna 2 sayfa verirseniz, bunlara seviyelerine göre hitap etmiş olmazsınız. İlkokul çağındaki çocuğun zihin yapısı ve işleyiş tarzı yetişkinlerdekinden farklıdır. İşte bu yüzdendir ki, bu çağdaki çocuğa yetişkinlere öğrettiğimiz bilgilerin öğretilmesiyle çocuk bakımından sağlanacak hiçbir fayda yoktur, tersine, böyle bir manasız yükleme çocuğun zihin gelişmesini boşu boşuna engelleyebilir.


Çocuğun ilkokul çağında ihtiyacı olan şey sayfalar dolusu bilgi değildir, o bilgileri alabilecek ve hazmedebilecek bir zihin olgunluğuna erişmektir. Bu da ancak dış dünyadaki olayların bağlı bulunduğu münasebet sistemiyle çocuk zihninin dayandığı prensipler arasında bir uygunluk sağlamakla olur. Böyle bir uygunluk çocuğa hayat tecrübesi imkanı vermekle kendiliğinden sağlanır. O kadar ki, çocuğun bu çağda okuma-yazma öğrenmesi bile şart değildir.

Bir çocuk, zihin gelişmesi normal tamamlandığı takdirde, okuma-yazma da dahil olmak üzere bütün beş yıllık ilkokul döneminde kendisine öğretilen şeyleri 12 yaşına geldiği zaman altı ay içinde büyük bir rahatlıkla öğrenebilir. On iki yaşında rahatlıkla öğreneceği şeyleri ise yedi yaşından on bir yaşına kadar her ne yapsanız öğretemezsiniz. Beş yıllık öğretimin gayesi o beş yılın sonunda çocukta belli bir takım bilgilerin bulunmasını sağlamaksa, çocuk beş yıl sonra onları bir çırpıda öğrenebileceğine göre, beş yıl müddetle onun kafasını doldurmak için sarf edilen gayretler masum çocuğa boşu boşuna zulmetmekten başka hiçbir mana ifade etmez.

İlkokul çocuğuna onun ancak genel oryantasyonunu sağlayacak bilgiler verilmelidir; yani çevresini tanıması yeter. Bunun dışında beş yıl içinde kendisini oyalayacak diğer hiçbir zaman işi fazla ciddiye almamak şartıyla. Kısacası, ilkokul eğitimi ana okulundaki eğitimin daha disiplinli bir uzantısından ibret olmalıdır.

Bizim gibi az gelişmiş ülkelerde tahsilin çoğu ilkokuldan ibaret olduğu için, ilk okul vasıtasıyla insanları hayata hazırlama gibi kaçınılmaz sanılan bir gaye de vardır. Madem ki insanlarımızın çoğu ilkokul dışında bir tahsil görmüyor o halde ilkokulda ne verirsek kardır diye düşünenler ne kadar iyi niyetle hareket ederlerse etsinler, elleri boş çıkar. İyi niyet insan tabiatını değiştiremez. Çocuk dediğimiz insanlara çocukluklarının gereğine göre muamele etmediğimiz takdirde onlardan iyi birer yetişkin çıkarmamıza imkan yoktur.

Şu halde ilkokuldaki çocuğumuz Hindistan'da hangi yaprağın kımıldadığını bilecek kadar allame görünüyorsa bundan sevinecek yere üzülmemiz, dehşete kapılmamız lazımdır. Hangi ana baba masum zayıf evladının taş ocaklarında amele olarak çalıştırılmasına razı olur? Halbuki bizim şimdiki ilkokul eğitim sistemimiz bu çocukların sırtına yüzer kiloluk taş bağlamaktan daha kötü bir işkenceye vesile olmaktadır. Kaldı ki bu taş her yıl bir misli daha ağırlaşıyor. Çünkü her yıl yeni sorular bulmak lazımdır ve her yeni soru eskisinden daha ağır olanı demektir.

Bu yavrulara kim acıyacak?

banner5