Eski ekip, yeni parti?

Abone Ol

*Sırtını Dönenler: Yeni Parti Arayışı mı, Siyasi Vefa Krizi mi?*

Siyaset bir iddia meselesidir. Ama aynı zamanda bir vefa, bir sadakat ve bir yol arkadaşlığı sınavıdır. Türkiye bugün yeni bir siyasi oluşumun kıyısında mı, yoksa bazı aktörlerin yıllarca hizmet ettikleri yapıya sırt döndüğü bir kırılmanın eşiğinde mi, işte bu soru artık yüksek sesle soruluyor.

Son günlerde kamuoyuna yansıyan açıklamalar, belli çevrelerde “yeni bir siyasi hareket” hazırlığı yapıldığını açık ediyor. Eski kurucu isimler, eski bakanlar, eski dostlar… Bir araya gelerek sistem eleştirisi üzerinden yeni bir yapı inşa etme çabasına girmiş görünüyorlar. Adına “merkez arayışı”, “yeni denge”, “akil insan inisiyatifi” gibi yumuşak başlıklar konsa da, bu adımlar mevcut yapının arkasından dolanmak, hatta bir anlamda siyasi vefa sınırını aşmak olarak da okunabilir.

*THP Kuruluyor Galiba !*

Çelik’in önerdiği akil insanlar listesi tesadüfi değil: Abdullah Gül, Bülent Arınç, Haşim Kılıç, Hikmet Çetin, Zülfü Livaneli… Bu isimlerin yıllar içinde farklı siyasi çizgilerde konumlanmış olması, kurulacak yeni oluşumun tek merkezli bir ideolojik yapıdan çok, sistemsel reform temelinde birleşen bir restorasyon bloku olacağına işaret ediyor.

Kulislerde konuşulanlara göre bu girişim, sadece siyasal değil, sosyolojik ve ekonomik bağlantılarla da örülüyor. İstanbul sermayesinin bazı kesimleri özellikle Koç grubu gibi merkez sağa sıcak duran yapılar bu girişimi “yeni bir denge unsuru” olarak izliyor.

*Gölge İttifaklar ve Hesaplı Zamanlama*

Zamanlama manidardır. Türkiye seçimleri yeni atlatmış, ekonomik ve küresel anlamda kırılgan bir süreçten geçerken; içeride yeniden kartların karıldığı, bazı belediye başkanlarının alternatif pozisyon aradığı bir tablo ortaya çıkmıştır. Üstelik bu planların, sadece muhalefet figürleriyle değil, bazı sermaye gruplarıyla da müzakere edildiği konuşuluyor.

Bazı kaynaklara göre bu hareket, Ankara’daki bazı büyükşehir belediye başkanlarının da gönlünde yatmaktadır. Hatta CHP içinde kurultay sürecinin farklı şekilde seyretmesi hâlinde, “biz zaten oraya bağlı değiliz” diyerek bu yeni yapıya daha rahat geçiş planlanmıştı. Yani mesele sadece yeni bir parti değil, kılıfına uydurulmuş bir kopuş planıdır.

*CHP’de Yaşananlar ve Alternatif Beklentiler*

Öte yandan, ana muhalefet cephesinde yaşanan kurultay tartışmaları ve yargıya yansıyan süreçler, siyasal denklemi yeniden şekillendiriyor. Bu tür belirsizlikler, alternatif arayışları da hızlandırıyor. Mansur Yavaş gibi isimlerin pozisyonu, sadece bir belediye başkanının konumlanması değil, aynı zamanda “siyasi merkez nerede kurulacak?” sorusunun bir cevabına dönüşebilir.

CHP içindeki kurultay süreci de bu yeni oluşumun zamanlamasında belirleyici olmuş görünüyor. İddiaya göre, eğer Kemal Kılıçdaroğlu yeniden genel başkan olsaydı, Mansur Yavaş için CHP’den kopmak daha kolay ve meşru olabilirdi. “İmamoğlu’na ihanet etmedim” diyerek siyasal pozisyonunu gerekçelendirebilir, yeni partiye geçişini ideolojik bir ayrışma yerine “sistemsel ihtiyaç” olarak sunabilirdi. Ancak kurultayın ertelenmesi ve yargı süreciyle yaşanan belirsizlik, bu planı şimdilik öteledi.

Yine de bu gecikme, doğmakta olan yeni hareketin önünü kesmiş değil. Tam aksine, süreci daha derin ve dikkatli bir yapılanmaya dönüştürmüş olabilir. Gül, Kılıç, Arınç ve Çelik gibi isimlerin masa etrafında buluşma fikri, Türkiye’deki merkez sağ ve merkez sol seçmen için güçlü bir çağrı niteliğinde.

*Yeniden Refah ve İYİ Parti: Sessiz Ortaklık Mı?*

Yeni parti oluşumuna Yeniden Refah Partisi ve İYİ Parti çevrelerinden gelebilecek tepkiler de dikkatle izlenmeli. Erbakan çizgisine sadık kalmakla birlikte, iktidara olan mesafesini korumaya çalışan Yeniden Refah, toplumsal taleplere duyarlı bir merkez inşasına sıcak bakabilir. İYİ Parti ise Meral Akşener sonrası ideolojik tutarsızlıklar ve liderlik bunalımı yaşıyor. Bu belirsizlik, yeni partiye alan açabilir.

Ancak her iki parti de, doğrudan birleşmek yerine, bu yeni yapıya “eleştirel destek” sunan pozisyonlar alabilir. Bu da kurulacak partinin meclis çoğunluğu kadar, toplumsal temsil gücüyle etkili olabileceği anlamına gelir.

*Güçten Düşenler mi, Güce Talip Olanlar mı?*

Yıllarca aynı yolda yürüyen, aynı davaya omuz veren, aynı sofrada oturan isimlerin; şimdi dönüp, “bu sistem olmadı” diyerek başka bir masa kurmaya çalışması, sadece siyasal pozisyon kayması değildir. Bu, aynı zamanda bir hikâyeden kopuş, bir vazgeçiş ve belki de bir tür ihanet olarak da algılanabilir.

Zira mesele yalnızca sistem değil, kişisel ikballer ve yeniden sahneye çıkma arzusudur. Bugün “reform” ve “anayasa” söylemleriyle kamuoyunu ikna etmeye çalışanlar, dün bu sistemin yapı taşlarını döşeyenlerdi. Bu durum, toplumsal hafızada derin bir kırılmaya yol açıyor.

*Toplum Ne Diyor?*

Bugün sokakta konuşulan şey şu: “Yıllarca bu gemide olanlar, şimdi limana yaklaşırken filikaya mı biniyorlar?”

Halk sadakati sever. Hele de zorlu dönemlerde. Vefayı, siyasetin lüksü değil, temel taşı olarak görür. Bu yüzden kurulacak her yeni yapı; sadece programıyla değil, geçmişteki bağlara gösterdiği sadakatle de sınanacaktır.

*Sonuç: Yeni Parti Değil, Eski Hesaplaşma*

Ortaya konan tablo bir “yeni başlangıç” tan çok, eski defterlerin yeniden açıldığı bir siyasi hesaplaşmaya benziyor. Güç kaybedenlerin yeniden oyun kurma arayışı, siyasetin doğasında vardır; ancak sırtını döndüklerinin hala ayakta ve güçlü olduğu bir süreçte bu hesaplar, kolayca “ihanet” etiketiyle anılabilir.

Zaman, kimsenin unutmaması gereken bir şeyi tekrar hatırlatıyor:

Siyasette en uzun yol, sadakatsiz atılan ilk adımdır.

{ "vars": { "account": "PASTE_ANALYTICS_ACCOUNT_ID" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }