Evcil Hayvan Dayatması Ve Değersizleştirilen Annelik Makamı!

(Bir Reklamın Ardından Aile, Annelik ve Sessiz Tehlike)

Abone Ol

​Değerli kardeşlerim,
​İçinden geçtiğimiz şu sancılı günlerde, sokaklarımızın ve evlerimizin huzuru derin bir imtihandan geçiyor. Bir yanda sokaklardaki başıboş köpek meselesinin getirdiği can yakıcı tartışmalar, diğer yanda masum yavrularımızın yitip giden hayatları karşısında dağlanan yüreklerimiz… Adeta ruhsal bir yorgunluğun tam ortasındayız. İşte tam da böyle bir zaman diliminde, televizyon ekranlarına düşen bir reklam filmi, sıradan bir ticari tanıtımın çok ötesine geçerek hepimizin canını acıtan, bizleri derin derin düşündüren bir yaraya parmak bastı.
​Alman Bosch markasının son reklamında kullanılan dil, kurgu ve o kurgunun arkasına gizlenen örtülü mesaj, insanlığın ve inancımızın en mukaddes kalesi olan annelik kavramını hafife alan, hatta ima yoluyla onu sıradanlaştıran bir noktaya taşınmıştır. Üstelik bu vahim yaklaşım, hepimizin içinde var olan merhamet duyguları arkasına sığınarak yapılıyor. Hayvan sevgisi gibi fıtri bir duygu ile annelik gibi ilahi bir makam bilinçli bir şekilde iç içe geçirilerek adeta kavramların içi boşaltılıyor.

​Şimdi eğri oturup doğru konuşalım, kelimeleri eğip bükmeden hakkı teslim edelim. Bu, sıradan bir reklam hatası veya masum bir pazarlama dili değildir ve olamaz. Bu, tam anlamıyla köklü bir zihniyetin, sinsi bir algı operasyonunun yansımasıdır. Bir yanda küresel lobilerin ve modern dünyanın bencil hassasiyetlerine göz kırpan bir üslup, diğer yanda ise medeniyetimizin kurucu unsuru olan anneyi sıradanlaştıran bir kurgu… Hayır, bu asla masum değildir, bu bir tesadüf hiç değildir.

Annelik - Bir Duygu Değil, Bir Medeniyettir!

​Bizim inancımızda ve kadim irfanımızda insan, öyle alelade bir varlık değildir. Yüce Rabbimiz insanoğlunu “eşref-i mahlûkat” yani yaratılmışların en şereflisi olarak halk etmiştir. İşte böylesine kıymetli, yeryüzünün halifesi kılınmış bir varlığı merhametle kucaklayan, onu karnında taşıyan, canından can veren ve nihayetinde bağrında büyüten anne ise o ilahi şerefin en sadık taşıyıcısıdır.

​Anne sadece bir çocuk doğuran biyolojik bir varlık değildir. Anne bir nesli mayalayan, bir toplumu ayağa kaldıran, merhameti ve adaleti evladının ruhuna üfleyen en güçlü bağdır. Bir milletin ahlakı, seciyesi ve karakteri, en evvel annelerin dizinin dibinde şekillenir. Bu yüzden bizim dünyamızda annelik gelip geçici bir heves veya diğer canlılarla mukayese edilecek bir aidiyet değildir.

Annelik hayatın bizzat kendisidir, geleceğin teminatıdır, bir medeniyetin sarsılmaz temelidir.

​Bugün kalkıp da bu yüce makamı basitleştiren, ima yoluyla değersizleştiren ve onu hayatın diğer unsurlarıyla eşitlemeye çalışan bir dil kullanmak asla kabul edilebilir bir iletişim tercihi olamaz. Bu durum bir bilinçsizliğin değil, aksine çok iyi planlanmış art niyet bir zihniyetin ürünüdür. Bu, toplumun taşıyıcı sütunu olan aile müessesesine yönelik kasıtlı bir aşındırma ve unutturma çabasıdır.

​Bu derin hakikati ve annenin üzerimizdeki ödenemez hakkını Yüce Kitabımız Kur'an-ı Kerim en veciz ve en dokunaklı şekilde şöyle beyan buyurmaktadır; ​"Biz insana anne babasına iyi davranmasını emrettik. Annesi onu ne zahmetle karnında taşımış ve ne zahmetle doğurdu…" (Ahkâf Suresi,15)

​Bu ilahi ferman bize gösteriyor ki annenin çektiği çile, gösterdiği fedakarlık ve evladına sunduğu karşılıksız sevgi, hiçbir dünyevi kavramla kıyaslanamayacak kadar büyüktür.

RTÜK’ün Altını Çizdiği Gerçek ve Toplumun Vicdanı

​Nitekim bu çarpık gidişat karşısında Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK)’ün yaptığı son derece yerinde açıklama, meselenin özünü ve tehlikesini net bir şekilde ortaya koymuştur. RTÜK’ün o tarihi tespitinde şu ifadelere yer verilmiştir;

"Annelik bir nesli büyüten, koruyan ve geleceğe hazırlayan en güçlü bağdır. Anayasamızın 41. maddesinde aile yapısının temel unsurları bellidir. Anne, baba ve çocuk. Ailenin kurucu unsurları dışındaki her türlü konumlandırma, hayatın olağan akışına aykırı bir anlatıdır. Bu yaklaşım ne hayvan sevgisini doğru temsil eder ne de annelik kavramına hak ettiği değeri verir. Çünkü annelik reklamla tanımlanmaz, hayatla anlam bulur."

​Bu ifadeler sadece resmi bir kurumun kuru bir bildirisi değildir. Bu sözler, aziz milletimizin bağrından kopan feryadın, ortak aklın ve toplum vicdanının tam anlamıyla bir tercümesidir. Reklamlar aracılığıyla zihinlerimize zerk edilmek istenen o sinsi zehre karşı devletimizin ve milletimizin ortak bir refleks vermesi, geleceğimiz adına umut vericidir. ​Şimdi gelin hep birlikte şu can alıcı soruyu soralım ve üzerinde derin derin düşünelim.

​Cumhurbaşkanımızın “Nüfus ve Aile On Yılı” vizyonunu büyük bir kararlılıkla açıkladığı günün arifesinde, aileyi güçlendirme ve mukaddesatımızı koruma çağrılarının en gür sedayla yükseldiği şu günlerde, böyle bir reklamın televizyon ekranlarına ve sosyal medyaya düşmesi gerçekten basit bir tesadüf müdür?

​Bir tarafta aileyi tahkim etmek, gençleri evliliğe teşvik etmek ve toplumsal çöküşün önüne geçmek için gece gündüz mücadele eden bir milli irade var. Diğer tarafta ise reklamlar, diziler ve dijital mecralar yoluyla ebeveynliği sıradanlaştıran, evliliği adeta bir ayak bağı gibi gösteren küresel bir dil var. Bu iki tabloyu yan yana koyduğumuzda, karşımıza masum bir rastlantı değil, değerlerimize karşı açılmış sessiz ama çok derin bir savaş çıkmaktadır.

​Yakın tarihimizin en büyük mütefekkirlerinden, kalbi hep bu milletin derdiyle dertlenmiş olan merhum Nuri Pakdil ne güzel söylemiş; ​"Ben, anne deyince, kalbimde bir nehir akmaya başlar, öyle bir nehir ki, içinde merhamet, sabır ve insanlığın bütün erdemleri yıkanır."

​İşte biz, anneden bahsedince kalbinde nehirler akan, o merhamet havzasında yıkanan bir medeniyetin çocuklarıyız. O nehri kurutmaya, o merhamet pınarını kirletmeye çalışan hiçbir anlayışa geçit veremeyiz.

Gençler Neden Evlenmekten Uzak Duruyor?

​Bugün etrafımıza baktığımızda gençlerin evlilikten, yuva kurmaktan ve anne-baba olmaktan hızla uzaklaştığını görüyoruz. Pek çok insan bu durumu sadece ekonomik gerekçelere, geçim sıkıntısına veya kira fiyatlarına bağlıyor. Evet, ekonomik şartların getirdiği zorluklar göz ardı edilemez bir gerçektir ancak meselenin asıl can damarı burası değildir.

Eğer siz bir toplumda annelik gibi kutsal bir makamı değersizleştirirseniz, eğer aileyi her fırsatta sıradanlaştırıp 'tercihlerden sadece biri' haline getirirseniz, eğer fedakârlık ve karşılıksız sevmeyi bir 'enayi'lik gibi sunarsanız, o toplumun gençleri evliliği ve çocuk sahibi olmayı elbette bir yük olarak görmeye başlar.

​Bugün yaşadığımız nüfus krizinin, azalan doğum oranlarının ve yalnızlaşan bireylerin arkasındaki asıl sebep işte bu anlam kaybıdır. Mesele sadece cüzdan meselesi değildir, mesele bir mana, değerler, inanç ve istikamet meselesidir. Bizler gençlerimize anneliğin ve babalığın ne kadar yüce birer rütbe olduğunu anlatamazsak, küresel kültür onlara kendi sahte rütbelerini ve bencil yaşam tarzlarını dayatmaya devam edecektir.

Açık ve Net Bir Duruş için, Değerlerimize Sahip Çıkma Zamanı!

Kardeşlerim,
İnsanoğlunu en güzel surette yaratan ve ona yeryüzünde bir sorumluluk yükleyen Yüce Mevla’nın bize emaneti olan annelik makamını bu seviyelere düşürmek, asla affedilebilir bir hata değildir. Bu, aile müessesesine ve milletimizin geleceğine yönelik açık bir müdahaledir. Bu sinsi ve sessiz tehlike karşısında susmak, dilsiz şeytan olmak demektir. Sessiz kalmak, bu erozyona ortak olmaktır.
​Ben de buradan bir vatan evladı, bir kardeşiniz olarak açıkça ve en gür sesimle ifade ediyorum. Toplumun en temel değerlerini, inancımızı, aile yapımızı hiçe sayan bu cüretkâr yaklaşım karşısında her birimizin uyanık, bilinçli ve net bir duruş sergilemesi gerekmektedir.

​Bu bağlamda Bosch markasına karşı sergilenecek güçlü bir toplumsal tepkinin ve bilinçli bir boykot çağrısının, sıradan bir marka protestosu değil, doğrudan değerlerimize, inancımıza ve ailemize sahip çıkma meselesi olduğunu düşünüyorum. Buradan herkesi BOSCH markasını boykot etmeye davet ediyorum. Bizler paramızla, tercihlerimizle ve duruşumuzla bu zihniyete dur demezsek, yarın evlatlarımıza bırakacak bir aile mefhumu dahi bulamayabiliriz. Ticari kazancını bu milletin değerlerini çiğnemekte görenler, bu milletin ekonomik gücüyle ve boykotuyla yüzleşmek zorundadır.

​Neticeyi kelam;
​Bugün mesele sıradan bir reklamın yayından kaldırılması meselesi değildir.
Bugün mesele,
·
Aileyi her türlü sinsi saldırıya karşı koruma meselesidir.
·
​Anneliğin o mukaddes ve ulaşılamaz makamını canla başla savunma meselesidir.
· ​Milletimizin ve devletimizin geleceğini sahiplenme meselesidir.

​Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaya koyduğu “Aile ve Nüfus On Yılı” vizyonu, her birimize tarihi bir sorumluluk yüklemekte ve bize şu büyük hakikati hatırlatmaktadır. Annelik ve aile sadece bireysel bir tercih değil, toplumsal, milli ve manevi bir emanettir. ​Unutmayalım ki anneye sahip çıkmak, vatana sahip çıkmaktır, aileye sahip çıkmak, devlete ve millete sahip çıkmaktır. Bu bilinçle, evlerimizi birer mektep, annelerimizi o mektebin en müstesna muallimleri olarak görmeye ve baş tacı etmeye devam edeceğiz. ​Rabbim ailelerimizi her türlü şerden, fitneden ve sinsi akımlardan muhafaza eylesin. Evlatlarımızı Salihlerden ve Saliha hanımlardan eylesin.
​Selam ve dua ile...

{ "vars": { "account": "PASTE_ANALYTICS_ACCOUNT_ID" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }