Fâsık Medya Diline Karşı Sağlam Duruş!

Abone Ol

İnsanlar size bir şey anlatıyorsa, anlatan insanın sözlerine güveniyorsanız ve sadece onun anlattıklarıyla hüküm veriyorsanız müthiş bir şekilde yanılıyorsunuz demektir. Zira güvendiğiniz insanlar size bir şey anlatırken evet, doğruyu söylerler ama yarım söylerler.

Nasıl olur bu? Güvendiğimiz insan bizi nasıl yanıltır?

İki kişi arasında sorun vardır ya da bir kişi diğerini sevmiyordur; sizi de hakem gördüğü için derdini size anlatıyordur. O sorun yaşadığı kişinin yapması gerekirken yapmadığı şeyleri, yapmaması gerekirken de yaptığı şeyleri kuyumcu titizliğiyle size aktarıyordur. Siz de dinleyip “Hakikaten doğru söylüyor,” diyorsunuz. Söyledikleri doğru mu? Evet, doğru! Peki, sadece bu haliyle inanıp hüküm verelim mi? Elbette hayır!

Bizim güvendiğimiz arkadaş bize evet, doğruları anlatır ama eksik anlatır. İşine geldiği gibi anlatır; kendisini temize çıkaracağı doğruları anlatır. Kendi yaptığı yanlışı anlatmaz mesela, kendisine yapılan doğruları da anlatmaz. Kısaca, karşıdakini haklı çıkaracak gerçekleri örter.

Halil Cibran diyor ki; “Başka bir insanın hakikati, onun sana açıkladığı şey değil, açıklayamadığı şeydedir. Bu yüzden, onu anlamak istersen, söylediğine değil, söylemediğine kulak ver.”

Örneklerle Hakikati Aramak

Bir belediyenin kreşinde üç yaşındaki çocuğa taciz iddiaları gündeme geliyor. Taze bir örnek olduğu için bu konuyu ele alalım: Kreş yetkilileri oraya saçılan skandalı örtbas etmek için tacizin, şiddetin, istismarın olmadığı normal görüntüleri medyaya servis ediyor.

Doğru mu? Doğru! Tamam mı? Değil.

Mağdur olan çocukların ailelerinin feryadını da çocuğun vücudundaki morlukların ve diğer izlerin görüntülerini de hiçbir yetkili medyaya servis etmez.

O iş bize düşüyor ve bizler herhangi bir haberle karşılaştığımızda Allah’ın ayetine kulak vermemiz gerekiyor:

"Ey iman edenler! Eğer bir fâsık (harama ve yalana meyilli şahıslar, oluşumlar ve yayın organları) size (kızdırıp kışkırtıcı veya oyalayıp aldatıcı) bir haber getirirse, onu 'etraflıca araştırın' (her anlatılana hemen inanıp kanmayın). Yoksa bilmeden (ve yanlış yönlendirme sonucu) bir kavme kötülükle sataşıp (haklarına tecavüz etmiş duruma düşersiniz) de ardından bu işlediklerinize pişman oluverirsiniz."

Kişisel Bir Tecrübe ve Özeleştiri

Bu konuyla ilgili bizzat yaşadığım bir olayı nakletmek istiyorum: Sosyal medyayı etkin kullanan, kimi gazetelerde ve platformlarda yazılar yazan, yığınla makalesi ve eseri olan profesör bir hocamız tarihi olaylarla ilgili bir paylaşım yapmıştı. Paylaşımı gördüm ve okullarda bize dayatılanların bilgi olmadığı gerçeğiyle, iyice içselleştirilmiş bir önyargıyla hareket ederek paylaşılan "teyit edilmemiş bilgiyi" ben de paylaştım; önünü ardını araştırmadan ve bahsi geçen hocaya güvendiğim için...

Muhalif bir arkadaş, o paylaşılan bilginin doğru olmadığını belgeleriyle ortaya koyarak benim paylaşımımı yalanladı ve kaldırmak zorunda kaldım. Üstelik o hoca ne fâsıktı ne de yalancıydı. O da ayeti, hadisi bilen ve ona göre yaşamaya çalışan makul bir arkadaşımızdı. Ama hoşumuza giden bir haberin doğru olmama ihtimali üzerinde hassasiyetle durmamız gerekiyordu.

Bu basit bir olay diyelim; bu olayla tarihin seyri de değişmedi, kimseye bir şey de olmadı.

Ya önünü ardını araştırmadan önümüze çıkan haberi paylaştığımızda birçok kişinin hakkına giriyorsak? Ya da gereksiz yere insanların itibarını sarsıyorsak? İster bizim gibi düşünsün, isterse karşıt ideolojiden olsun; zaten ayette herhangi bir adres de yok. Kim olursa olsun, birisi hakkında bize herhangi bir bilgi geldiğinde hiç olmadığımız kadar hassas olmamız gerekiyor.

İtibar Suikastı ve Linç Kültürü

“Vay efendim onlar daha beterini yapıyor, bu yazdığım yalan olabilir ama!” deme lüksümüz yok. Daha beterini yapıyorsa onu yazalım. Bir de duyduğumuz bir haberin peşine düşüp, haberle ilgili kişiyi bulup, kişi veya kişiler hakkında tezviratlar yapıp ardından “Ben yüzüne de söyledim,” cümlesiyle neden benim kulağımı da zehirliyorsun ki?

Arkadaşın seni samimi bulmuş, yüzüne söylemene aldırmamış, hatta belki —umulur ki— uyarılmak hoşuna gitmiş. Onu gelip bana neden anlatıyorsun? Tamam, yüzüne söylemişsin işte! Sana Allah o kişinin itibarını sarsma görevi mi verdi?

Başka bir konu: Bir kişinin kanıtlanmış, ispatlanmış bir suçu ortaya çıktı. Herkes üzerinde tepiniyor. Her taraftan teyit ettirdin olayı, üzerine vazife olmadığı halde... Sen bunu neden her ortamda anlatma ihtiyacı hissediyorsun? Anlatmakla kalmayıp konuyla alakası olmayan ve doğruluğu teyit edilmemiş diğer tali bilgilerle neden yerden yere vuruyorsun o kişiyi? Linç kültüründen hoşlanmayıp linç ederken, o davranıştan hoşlanmadığını neden unutuyorsun?

Sonuç ve Sorumluluk

Hoşuna gitmeyen kişi veya toplulukla ilgili duyduğun, okuduğun teyit edilmemiş her kötü haberin üzerine abanıp onu her ortamda ballandıra ballandıra anlatıp neyi murat ediyorsun? Yanlış olduğu ortaya çıkınca ne yapacaksın? Nereye sığınacaksın? Yalan haber yapanlarla ilgili sarf ettiğin sözler gelip seni bulmayacak mı?

Yapılmayan bir icraatı yapılmış gibi göstermek, yapılan bir işi on kat daha büyük olarak göstermeye çalışmak; tarafı olduğun kişi veya kurumlara daha fazla zarar vermez mi? Bu durumda fâsık olmuyor musun sen de?

Doğru da söyleseniz, o doğruluğu her ortamda her fırsatta anlatırsanız bunun da geri dönüşü olumsuz neticeleniyor. Çocuğun ne kadar güzel olursa olsun, onu her ortamda paylaştığını düşün…

“Aşinalık hürmetsizlik doğurur,” sözünü sırf bu yüzden söylemiştir büyükler.

Asgari ücrete yapılan asgari zammı çok matah bir şeymiş gibi haberleştirmek faydadan çok zarar getirmez mi?

Gazetecinin biri, 1897–1945 yıllarında yaşamış Nazi Almanyası'nın Halkı Aydınlatma ve Propaganda Bakanı ve Adolf Hitler’in en yakın yol arkadaşlarından biri olan Joseph Goebbels’in taktiğini anlatıyor:

"Kitleleri etkilemek istiyorsanız, ortaya kocaman bir yalan atın. Ama çok büyük bir yalan olsun. İkinci kriter, bu yalanı sürekli tekrar edin. Sonra bakacaksınız ki kitleler o yalanı gerçekmiş gibi kucaklamışlar." diyordu. Güya bunu anlatırken yalan söyleyenleri eleştiriyor ona vurgu yapıyordu oysa olan tam tersiydi. Tüm yalanlar o gazetecinin mensup olduğu cenahta üretiliyordu. Üretilen yalanı görenler de ya o yalana hemen inanıyor ya da araştırmadan o yalanı paylaşıyordu.

Alıcısı var ki yalan söyleniyor. Yalan haber milyonlarca kişiye ulaşırken o haberin tekzibi birkaç bin kişiye ulaşıyor.

Bizim; “O diyorsa doğrudur,” dedirtecek haber kanallarına, haber sitelerine ve en önemlisi dostlara ihtiyacımız var.

{ "vars": { "account": "PASTE_ANALYTICS_ACCOUNT_ID" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }