Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'un fethi öncesi yaptığı tarihi konuşma

İstanbul’u fethederek çağ kapayıp çağ açan o kudretli ismin, fetihten önce askerlerine hitaben yaptığı, strateji ve savaş psikolojisi ile örülü o tarihi konuşması...

Tarih 29.01.2020 - 13:42 29.01.2020 - 13:42 Bülent Deniz

 “Mazinize layık bir şekilde savaşınız!”

II. Mehmet… Osmanlı hanedanındaki Mehmetlerin ikincisi… Daha ziyade bilinen ismiyle Fatih, çünkü bu unvanın anlamı bir sıra sayı sıfatından çok öte. Peygamberin övdüğü komutan, askerleri de Peygamberin övdüğü askerler.

Manisa’da şehzadeyken babası Murat Han’ın ölüm haberini alır almaz ‘Beni seven arkamdan gelsin’ nidasıyla başkent Edirne’de. 21 yaşında. İstanbul’un fethine zihnen kilitli. Gündüzleri kumandanlarıyla hararetli bir şekilde fikir alışverişinde. Geceleri uykusuz. Son derece planlı bir hazırlık devresi. Anadolu Hisarı; büyük burçlarına kumandanları Halil, Saruca ve Zağanos Paşaların adlarını verdiği Rumeli Hisarı. Sonra yeni bir çağ açan o toplar, şahi topları. Çaplarını, tahrip kuvvetlerini, atış menzillerini bizzat kendi hesaplamakta. Topçulukta pek mahir. Tarihçilere göre kuşatmanın başarılı olmasında zamanın son teknolojisi sayılan bu toplar büyük paya sahip. Kuşatma planı en ince teferruatına kadar hazır. Karargâh, Topkapı surlarının tam karşısında.

İki aya yakın süren kuşatma boyunca yaptıkları, parlak zekâsının sezişleri mi, yoksa keramet keşifleri mi?

Şehri almak kolay değil ama “Ya o İstanbul’u alacak ya da İstanbul onu.” İtalya’dan düşmana yardımcı bir donanma var. Karadan ve denizden vurmanın, son hücumun zamanı. Fethe iki gün kala askerlerini toplayıp yaptığı konuşma, onlara cesaret vermek gayesine matuf fakat aynı zamanda askerî dehasının da bir kanıtı. Kimin nerede, ne zaman ve nasıl savaşacağı belli. Güç toplasınlar diye yemek yiyip dinlenmeye çekilmesini istediği askerleri ise Bizans’ta kafa karışıklığına sebep:

Neden sessizler? Kuşatma kalktı mı?” Sonunda fetih ona müyesser, ona ve askerlerine nasip. “İstanbul’u fetheden kahramanlar olarak şan ve şerefle hep hatırlanacaklar.” İşte İstanbul’u fethederek çağ kapayıp çağ açan o kudretli ismin, fetihten önce askerlerine hitaben yaptığı, strateji ve savaş psikolojisi ile örülü, tarihin en önemli konuşmalarından biri.

"Ey benim paşalarım ve beylerim ve ağalarım ve bu savaşta yoldaşlarım!

Benim sizleri buraya getirmekten ve davetten gayem; şimdiye kadar yapılan işlerde bir eksiklikten dolayı değil, ancak yapılmasını düşündüğüm genel hücumda daha büyük hamiyet ve şecaat gösterilmesine sizleri tahrik ve teşvik içindir. Bir kısmınız bu görevin yapılmasına öyle bir derece gayret ve himmet gösteriyorsunuz ki her nev’i fedakârlığı, buradan başarıya ulaşmadan dönmek küçüklüğüne tercih ettiğinizi her an görmekteyim. Bir kısmınız bununla da yetinmeyip türlü teşvikler ile yüksek hislerinizi başkalarına da aşılamaya çalışıyorsunuz ki bu da gözlerimden kaçmamaktadır…

Şehrin alınmasının pek o kadar kolay olduğunu zannetmeyiniz ve düşünmeyiniz. Savaşanlar için surları aşmak pek zordur ve aşanlar da büyük tehlike ile karşı karşıyadır. Ama görüyorsunuz ki bütün hendekler doldurulmuş ve karaya bakan kale, üç yönden o derece tahrip edilmiştir ki, sizin gibi silahlı ve hafif silahlı olanlarca değil, atlara ve ağır surette silahlı süvarilerce bile kolaylıkla geçilmesi mümkündür. Şimdi sizlere alınması güç bir kale yerine, at ve silah ile geçilmesi mümkün bir ova veriyorum. Karşımızda savaş düzeninde dizilenlere gelince, bunlar hakkında da birkaç söz söylemek gerekir. Bunlar pek az olmakla beraber ekserisi silahsız ve savaş alanında tecrübesiz kişilerdir. Kaçanlardan aldığım bilgiye göre iki veya üç kişi, aynı sayıda kuleler arasında savaşa devam etmeye çalışıyorlar. Hatta bir savaşçı bu ölçüde üç veya dört korugan üzerinde savaşa devam ediyor. Bu şekilde savaşa devam eden adam ya tamamen yüreksizdir yahut ahlakî açıdan eksik donatılmıştır. Bu halde o gibi adamlar bizim bu kalabalığımıza nasıl yetebileceklerdir. Şurayı da aklımızdan çıkarmayalım ki bizim askerimiz devamlı olarak savaş yapabilir. Askerlerimiz arasında, yer değiştirme usulü yürürlüktedir. Yani askerler, ertesi savaşta, biri diğerinin yerine geçerek evvelkileri değiştirirler. Bu suretle askerlerin yiyip içmesine ve istirahatına ve uyumasına vakit bırakılır. Onlar ise kesintisiz olarak durmadan ateş ve savaş içindedirler. Bizim tarafımızdan devamlı olarak savaşa maruz ve mecbur edildikleri için boş vakitleri de yoktur. Hem de artık şimdiye kadar olduğu gibi yalnız uzak mesafeden silah kullanarak ve geçici hücumlar ve taarruzlarla değil, bir defa savaşa başladığımızda dövüş gece ve gündüz zincirleme devamlı olacak surette savaşacağız. Ve izlediğimiz amaç olumlu bir şekilde sonuçlanmadıkça ne mütareke ve ne de dövüş durdurulacaktır. Binaenaleyh düşman, bu devamlı savaşın meydana getirdiği ağırlık, zahmet ve yokluktan bîtap düşerek teslim olmak zorunda kalacaktır. Hakikaten yıkık sur üzerinde diziler kuran İtalyanlar ve özellikle kaledekilerin mağlubiyeti, zor ve şüpheli olarak düşünülürse de bunlar hakkında yürütülen düşünceler bana da inandırıcı olmaktan uzak ve eksik görünüyor. Evvela bu adamlar akıl sahibi olmadıkça, hiçbir çıkarları bulunmadıkça başkalarının yararı için kendilerini hiçbir zaman tehlikeye karşı bırakmak istemeyeceklerdir. Ayrıca bu adamların her biri bir yerden toplanmış çeşitli insanlardan ibaret olduğu cihetle, bunların esas maksatları savaşmak değil, kazanıp gitmektir. Hatta bunlar şimdilik bizim ara sıra oyuncak şeklinde silah kullanmamızda -her vakit böyle yapacağız zannıyla- sebat ve mukavemet gösteriyorlarsa da her yönde savaşın bütün şiddetiyle alevlendiğini ve ölümün yaklaşmakta olduğunu gördüklerinde, iyi biliyorum ki o vakit, bu adamlar dakika kaybetmeden silahlarını atarak yüzlerini çevirecekler ve arkalarına bakmadan kaçacaklar ve hiçbir şey onları kaçmaktan alıkoyamayacaktır. Aksi bir düşünüşle dayansalar dahi maharet ve cesaretimiz, onların hakkından gelecektir. Halbuki bu faraziyeye ben asla ihtimal veremem. Görüyorsunuz ki bu şehir, denizden ve karadan her yönden bir şebeke içinde bulunuyor gibi kapalı ve sarılıdır. Şimdiden sonra silahımızdan kurtulması mümkün değildir. Sizler de bütün yiğitliklerinizi takınınız ve maiyetinizi sıcaklık ve kahramanlığınıza katınız ve tam bir şevk ile vazifelerini görmeye teşvik ediniz. Onlara anlatınız ki savaşta kârlı çıkmak üç şeye bağlıdır:

Azim, Namus, İtaat. Askerî itaat nedir?

Askerî itaat, herkesin bulunduğu yer ve durumu iyice koruması, sessizlik ve düzen ile hareket ve davranıştan ayrılmamasıdır. Bu düzen ile her biriniz, üstünüzden gelen emri işitir ve sizden emir bekleyenlere de emirlerinizi duyurabilirsiniz. Gerektiği zaman sessizlik ile hareket edilir. Gerektiği zaman da bağırılır, haykırılır ve yerine göre hareket edilir. Savaşta ve özellikle kale dövüşlerinde bu usul pek faydalıdır. Bütün davranışlarınızda düzen ve tertip ile hareket edildiği zaman sonunda başarıya ulaşmak kesindir. Mazinize layık bir şekilde savaşınız. Şimdi sizlere emirlerim şunlardır: Herkes kendi alay ve çadırlarına giderek yemek yesin ve dinlensin. Emrinizde bulunanlara tembihlerimi duyurunuz. Yarın erkenden kalkarak herkes kendi yerinde düzenli bir şekilde bulunsun. Düzenimiz, düşüncelerimiz çevreye duyurulmasın. Alayları düzenledikten ve yerleştirdikten sonra ağırbaşlı durunuz. Cenk şarkısı, kulağınıza; ve işaret, gözünüze çarpınca ondan sonrası size aittir.

Hamza Bey! Sen deniz tarafında olan surun karşısında gemiler ile dolaşarak ve bazılarına ok menzillerine kadar yaklaşarak kemankeşlerin ve topçuların ve tüfekçilerin taşıdıkları silahlar ile kale üzerine şiddetle ateş etmelerini emret ki, korunaklarda bulunan düşman askeri hiçbir taraftan başını dışarıya çıkarmaya ve savaş yapmaya meydan bulamasın. Sura merdiven uzatmakla görevli kişiler gemilerin bir kısmını karaya yanaştırsın ve deniz piyadeleri de surların üzerine çıkmaya gayret sarf etsinler. Böylece şecaat ve dirayetini göster ve benzerlerin ile yaşça ve mevkice denk olanlara ve savaş arkadaşlarına üstün olmaya çalış.

Zağanos Paşa! Sen de köprüyü geçerek Haliç içindeki surun üzerine büyük şiddetle hücum et ve limanda bulunan gemileri de gerektiği halde yardımına çağır. Karaca Bey! Maiyetinde bulunan askerle hendeği geç, surların yıkılmış olan taraflarına yaklaşarak orada merdane müdafaada bulunan cengaverlerin hakkından gel. Surların üstüne yükselmeye çalış, cesaretinle emsal ve akranına örnek ol. Ey İshak ve Mahmut! Her biriniz dahi kendi alayını emrine alarak selametle hendeği geçmeye ve merdivenlerle
surların üzerine çıkmaya gayret ediniz. Kemankeşler ve topçular ve tüfekçiler ise surlara yöneldiğiniz zaman korunaklarda bulunan düşmanı sindirmek için şiddetle ateş ve tazyik etsin. Ey Halil ve Saruca! Her biriniz maiyetinizde alayınız olduğu halde, yanımda savaşa hazır bir durumda bulunarak, beni savaşıyor ve surun harap olduğu yerden surun üstüne çıkmaya gayret sarf ediyor ve İtalyanları mağlup ediyor ve maiyetimde olanlara şehre girmek için yol açıyor gördüğünüz anda; size karşı cephe almış dizileri her iki yönden vurarak takip ediniz ve bunlara da hiç meydan bırakmayarak bizler ile meşguliyetlerini ve çökerttiklerimize yardım etmelerini önleyiniz.
Sonra görülecek işler için ben kendim dikkat ve ihtimam edeceğim. Şimdi sizler selamet ile çadır ve alaylarınıza dönerek yemek yiyiniz ve dinleniniz.”

28 Mayıs 1453

Yorumlar (1)
Anastasiadis, Türkler'i tehdit etti!
Başörtülü kadına çirkin saldırı: 'AK Parti'nin köpeğisin, kapalısın diye namuslu musun?'
Medyascope'u fonlayan vakfın başkanı TSK'nın gizli bilgilerini ABD için istemiş!
Ruşen Çakır'ın 2005 yılında yaptığı haber, başına geldi!
Yunanistan’da aşı karşıtları polisle karşı karşıya geldi
'Çocuk haczi ve genç evlilik sorununa karşı 4 maymunu oynamayın'
Arab News'İN makalesi gündem oldu! KKTC'yi 5 ülke tanımak üzere
Bahçeli'den flaş 'Lozan' çıkışı: "Bu konu açılmamak üzere kapanmıştır"
Ayasofya Camii'nin ibadete açılışının birinci yılı geride kaldı!
Başkan Erdoğan'dan 'Ayasofya' mesajı! "Kıyamete kadar eksik olmayacak"
Namaz Vakitleri
İmsak --:--
Güneş --:--
Öğle --:--
İkindi --:--
Akşam --:--
Yatsı --:--
Anket Tümü

Aşı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ankete Katıl

Gelişmelerden Haberdar Olun

@