FATİH’İ FATİH YAPAN YAŞI DEĞİLDİR

FATİH’İ FATİH YAPAN YAŞI DEĞİLDİR

Günümüz insanının bir şanssızlığı da kendisine örnek alabileceği "insan" bulamayışıdır.

Tarihe baktığınız zaman karşımıza yüzlerce kahraman çıkar. Her biri yaşadığı dönemde dünyaya mührünü vurmuştur. Çok bilinen bir örnektir. Fatih Sultan Mehmet, çağ açıp çağ kapatmış bir insandır. Şiirlerde İstanbul'u fethediş yaşı gençlere örnek gösterilir.

"Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın" denilir.

İşin hamaset kahramanlık, yiğitlik boyutunu alkışlamakla birlikte sosyolojik olarak ele aldığımızda bu cümle çok kolay ve ucuz bir yaklaşımdır. Çünkü Fatih'i, Fatih yapan sadece Fatih'in yaşı değildir. Ayrıca ortaya Fatih yetiştiren bir hoca. bir baba, bir imkân, bir devir de gerekmektedir. Dolayısıyla o devir bir bütün olarak ele alınmadığı sürece yeni bir kahraman ortaya çıkamaz. Çıkartamazsınız.

Konuyu günümüze uyarlarsak, günümüzde tarihle ilgili kahramanlarımızı sayar ve onlarla övünebiliriz. Lakin bizim kendi asrımızda bu şekilde kendisine hayranlık duyduğumuz kimsemiz yok gibidir. Tarihte isim yapmış her mimarın, bir şairin bir hattatın, bir ebru sanatçısının benzerini bugün kimse ortaya çıkaramamaktadır.

Yakın zamanımızda da sanatkâr ve hatta siyasetçilerin özendiği ve kendisine rehber aldığı isimler vardır. Bu insanlar hayran oldukları isimleri söylerken... Onlardan gururla bahsederken "ben onun hayranıydım, onun gibi olmak için çalışmıştım" demişlerdir.

Ama günümüze geldikçe "insan"ın dünyadaki bireysel gücü ve dünyaya hâkimiyeti yok olmaya başladığı için "örnek insan", hayran olunacak sanatçı, lider, siyasetçi tiplemesi de gittikçe yok olmaktadır.

Günümüzde benim ustam filan âlimdi diyebilecek ne bir ilim adamına rastlıyorsunuz, ne de ilme talip olan birine...Sanat ve edebiyatta bir Necip Fazıl, bir Attila İlhan, bir Tarık Buğra, bir Yaşar Kemal, bir Nazım Hikmet ve benzeri isimlere rastlayamıyorsunuz.

Mimaride bir Mimar Sinan zaten olmadığı gibi marka olmuş bir mimar da bulamıyorsunuz. 20 TL'liklerin üzerine konularak millete haklı olarak reklâmı yapılan Mimar Kemalettin Beyin ismi dahi hâlâ toplumun hafızasında yer etmemiştir.

Yukarıda adı geçen isimlerin görüşlerine fikirlerine katılırsınız veya katılmazsınız ama onların toplumun gönlünde birer kahramanlaştığını kabul etmeme şansınız yoktur.

Oysa bugün Nobel ödülü de verilmiş olsa bir Orhan Pamuk'a aynı derecede itibarı kimse yapmıyor. Onu kimse kendisine örnek almıyor. Çünkü onun o başarısını eseriyle kazandığı duygusu beyinlerde karşılığını bulmuyor.

Futbol'da bir Metin Oktay efsanesi, bir Lefter klasiği, dünya çapında ise bir Pele, bir Maradona, bir Zidan örneği gün geçtikçe yok oluyor... Çünkü o insanların başarısı da bireysel başarı olarak ortaya çıkarken, günümüzde futbolun sektör olarak, spor yapma kavramından da öte futbol kulüplerinin birer ticari kurum şekline dönüşmesi sebebiyle futbol oynayan futbolcu da bu sektörün içinde alınıp satılan bir emtia haline dönüşmüştür. Bir nsandan söz edilmez bir sol bekten, bir forvetten, bir kaleciden söz edilir... O'nun için bir maçta yere göğe sığdırılamayan Messi diğer maçta sahanın en rüküş futbolcusu ilan edilebilmektedir.

Sinemamızda şöhret bulmuş isimlerimizin sayısı bir elin parmakları kadardır. Bir Türkan Şoray, Bir Fatma Girik, bir Cüneyt Arkın, bir Kadir İnanır veya Şener Şen gibi isimler şöhrette herkesin kabul ettiği marka isimdir. Bugün ise bunlar gibi markalaşma imkânı hiçbir sinema sanatçısı, hiçbir dizi oyuncusu için mümkün değildir.

Bugün için şöhret kavramı da insanın bireysel kapasitesiyle alâkalı olmaktan çıkmıştır. Şöhret ampule verilen elektrik gibi olmuştur. Hangi ampule cereyan verilirse o avize göz kamaştırmakta, cereyan kesildikten sonra kimsenin lambayla ilgisi kalmamaktadır.

Ekranlarda yok şöyle yok böyle isimler konularak birbirinden absürt programlar milletin gözüne gözüne dayatılmaktadır. Bu vur patlasın çal oynasın türü programlar insandaki düşünselliği hiç edilmektedir. Tamamen vakit öldürmek ve hayatı ciddiye alanlara göre tamamen mugalâta (boş söz) olarak değerlendirilen bu sunumlar sadece belirli kimselerin para kazanması için yaptığı ticari programlardır. Bu program yapımcıları bu bir avuç egoist ruh, bu ticari faaliyet uğruna bir ülkenin gençliğinin geleceğini mahvettikleri için zerrece vicdan azabı duymayacak kadar vicdandan nasibini almamış mahlûklardır.

"Nasıl dans ediyor ama?"

"Nasıl taklit yapıyor ama?"

"İndin mi çıktın mı?"

"Kim bu kadar para kazanmak ister?"

"Bu ses kimin sesi?"

Güzellik kraliçesi türü programlar insanın ufkuna "örnek insan tipi" sunmaktan çok, kısa yoldan şöhret olmaduygusunu aşılamaktadır.

Sokaklarda on beş yirmi sene önce "bul karayı al parayı" türü sokak dolandırıcılarını polis gördüğünde yakalar karakola götürürdü. Bugün bu "bul paracılar" ekranlarda milyonlarca insana hem de evlerinde dolandırıcılık sunmaktadır.

Ekranlar hayatın içindeki insan tipini de, aile tipini de, ahlâk tipini de asla yansıtmamaktadır.

Ekranı kapatıp kendi hayatınıza döndüğünüzde çok farklı bir atmosferde olduğunuzu görürsünüz. Oysa ekranı açtığınızda da kendinizden bir parçayı ekranda görebildiğiniz zaman, ya da ekranı izlerken düğmeye basıp kapattığınızda açıldığınız âlem kapattığınız âlemden farklı olmadığı zamanda ekranın bul kara al para olmadığına kanaat getirebilirsiniz.

Ama bugün ekranlarda bu topluma, bu toplum yansıtmamaktadır. Nerede sorunlu aileler varsa, nerede vahşet varsa, nerede evden kaçan, nerede orasını burasını açan varsa ekranlardan evinize sanat adına, çöpçatanlık adına, eğlence adına dayatılmaktadır.

Netice olarak ekranlarda insanlara örnek alınacak bir tip sunulmamakta, örnek alınacak tipler de ekranlarda yer bulamamaktadır. Peki böylesi bir durumda sosyal devletin konuya yaklaşımı nasıl olmalıdır? 

Türkiye'nin ister şansına, ister bahtına deyin... İster sevin, ister sevmeyin... İster kabul edin, ister etmeyin... Yakın siyasî hayatında örnek alınabilecek Menderes, Özal gibi liderlerinden sonra Recep Tayyip Erdoğan da kendisiyle gurur duyulan, kendisi örnek alınan, "helal olsun be" dedirtecek girişimlere imza atan bir liderdir.

Bu değerlendirmeyi siyasî perspektiften bakarak değil Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı vasfıyla yapmak istiyoruz. Yani dünyadan ülke yönetimlerine bakıldığında Rusya için Putin nasıl parmakla gösteriliyorsa, Türkiye'de de Cumhurbaşkanı Erdoğan, Putin benzeri değerlendirilmektedir.

"One Minute" çıkışı Türkiye'de lehte aleyhte her kesimi galeyana getirmiştir. PKK’ya ve FETÖ’ye karşı verdiği mücadele, BM çatısı altında “Dünya Beşten Büyüktür” diye haykırması, ABD’ye ve AB’ye meydan okuması, dindar bir neslin yetişmesine vesile olması, başörtü yasağını kaldırması ve pek çok ilkleri yaşatması tarihi olaylardır.

Gelecekte bu tarih daha iyi anlaşılacaktır.

Kemalettin İSAOĞLU

YORUM EKLE

banner5