FETÖ, BBC Türkçe ve KKTC operasyonu

14 Şubat 2019 günü BBC Türkçe tarafından yayınlanan bir habere denk geldim..

KKTC’nin usta gazetecilerinden, sosyal medya kullanıcılarına kadar birçok kişi okumuş ve paylaşmış.

Başlığından son kelimesine kadar büyük bir art niyet seziliyor.

“Kuzey Kıbrıs'ta borç batağına düşen öğrencilerin hayalleri kâbusa dönüyor” başlıklı haberde, KKTC üniversitelerinde öğrenim görmekte olan ve sayıları 35.000’i bulmuş uluslararası öğrenciler konu edilmiş.

Haberin giriş cümlesi ise şu: “"Bu adada hayatta kalma mücadelesi veriyorsunuz" diyor 20'li yaşlardaki Nijeryalı öğrenci Lovli.”

KKTC’deki uluslararası öğrencilerin ülke dağılımlarında Nijerya ciddi bir sayıya sahip.

Nijeryalı öğrencilerin bir kısmı Müslüman diğer kısmı ise Hrıstiyan veya gayri müslim.

Müslüman Nijeryalılar ile gayri müslim Nijeryalılar arasında finansal uçurum mevcut.

Müslüman Nijeryalı öğrenciler yoksulluk içerisinde, bir kısmı günde bir öğün yemekle, mezun olup diplomalarını alana kadar ülkelerine gidemeyecek derecede zorluklarla mücadeleler vererek yaşıyorlar.

Uyumlular.

Asayiş ve ahlaki konularda Kıbrıs Türkü’ne sorun yaşatmıyorlar.

Gayri müslim Nijeryalılar’ın büyük çoğunluğu ise Batı kültürüyle yetişmiş,  şaibeli varlıklara sahip, Afro-Amerikan hiphop sanatçılarını andıran tarzda gençler.

KKTC’deki yasal boşlukları fırsat bilip uluslararası banka hesapları üzerinden dolandırıcılık yapıyorlar.

Toz, esrar, hap vb. uyuşturucu maddelerin KKTC’ye girişi, ülke içinde kuryeliği, pazar bulma ve oluşturma gibi büyük suçlara da karışıyorlar.

Çeteleşme, birey ve gruplar arasında çatışmalar. Ülkelerindeki kabile ve suç örgütleri tabanlı çekişmeleri KKTC’de de sürdürme..

Bunlar benim kurguladığım değil, KKTC polisinin kayıtlarına geçmiş adli vakaalardır.

“Lovli, sadece Türkiye'nin tanıdığı Kuzey Kıbrıs'taki 120 bin öğrenciden biri” diye devam ediyor haber metni..

KKTC’deki, KKTC, TC ve diğer ülke vatandaşı öğrencilerin toplam sayısı 120.000.

Bu doğru.

Fakat yazının konusu uluslararası öğrenciler. Yani, Türkiye veya KKTC vatandaşı olmayanlar.

“35 bin öğrenciden biri” yerine “120 bin öğrenciden biri” demesinin sebebi, KKTC’nin, kendi vatandaşları ve Türkiye vatandaşları da dahil hiçbir öğrenci için uygun bir ülke olmadığı, yüksek öğrenim için gelen tüm öğrencilerin “tümüyle bir cenderenin” içinde olduğu algısını oluşturmak.

Sonrasında verilen “Ucuz eğitim ve iş vaadi” ile başlayan cümlenin devamında ise, öğrencilerin KKTC’ye bu vaadlerle getirildiği, çalışıp okuyabilecekleri bir ülke bulacaklarının sözlü teminatının verildiği yazılıyor.

Peki, uluslararası öğrenciler hangi yollarla KKTC ve üniversitelerinden haberdar oluyor?

Küresel güçlerin haksız ambargoları altında dünyadan soyutlanan bir ülkedeki üniversiteyi nereden duyup kayıt oluyorlar?

Kendi insanları bunu sağlıyor.

KKTC’de okuyup mezun olan bazı uluslararası öğrenciler, mezuniyetlerinin ardından okulların bünyesinde “öğrenci acentaları” oluşturuyorlar. Hiçbir resmiyeti olmayan, vergi ödemeyen, okul yönetimi haricinde hesap verdikleri bir yer olmayan kişi veya o kişinin sorumluluğundaki çalışanlardan müteşekkil acentalar.

Sosyal medyada oluşturulan hesaplar üzerinden ülkelerindeki veya komşu ülkelerindeki öğrenci adaylarıyla iletişime geçiyorlar.

Onları, acentalığını yaptıkları okulda öğrenci olmaya ikna ediyorlar.

Bu ikna sürecinde tabiki türlü hileler, yalanlar ve abartılar oluyor. Günün sonunda ise kayıt olan her öğrenci başına üniversiteden 500 ile 1000 Avro arası komisyon alıyorlar.

Öğrenci KKTC’ye geliyor, havaalanında okulun uluslararası ofis çalışanları tarafından karşılanıyor. Tabi bu toplu gelişlerde. Geç kayıt döneminde farklı farklı zamanlarda gelen öğrenciler Ercan’da şaşkın şaşkın etraflarına bakıyorlar. Çünkü tek kişi için okul ne çalışanına ne de benzin masrafına kıyamıyor.

Öğrenci geliyor, okulda iki gün boyunca yurtlarda misafir ediliyor. Burslu ise, üç gün sonra, kendisi için ayrılan koğuşuna yerleştiriliyor. Okul yurtları da, acentanın internet üzerinden kendilerine gönderdikleri kataloglardakine hiç benzemiyor. Tam anlamıyla bir hapishane.

Kayıt işlemleri ise tam bir işkence. Çoğu zaman, burslu olmasına rağmen, hesapta olmayan harçlar ve ödemeler konuluyor önlerine. Burslu olduğunu ifade edip, okulun gönderdiği kabul kağıdını gösterince ise, talep edilen paranın burs kapsamı dışında olduğu söylenip bir kılıf uyduruluyor. Aksi takdirde kaydı yapılmıyor ve öğrenci adada kaçak duruma düşme riskiyle baş başa bırakılıyor.

Peki tüm bunlar olurken, acenta sahibi olan kişi veya çalışanları neredeler?

Onlar, öğrenci okula adım atar atmaz sorumluluğu üstlerinden atıyorlar. Artık muhattaplarının okul yönetimi ve özellikle okulun uluslararası ofisi olduğunu söylüyorlar.

Acenta sahibi bu öğrenciler (ki onlar da master ve doktora yoluyla KKTC’de ikametlerine devam edip, yıllar içerisinde gerçek manada bir servet sahibi oluyorlar. 1 milyon Avro gibi..) de uluslararası ofislerde istihdam edilen uluslararası öğrencilerin kimler olacağını, ofisin hangi prensiplerle çalışacağını, problemler ve şikayetler karşısında kendi menfaatlerini zora sokmayacak şekilde nasıl hareket edileceğini belirliyorlar.

Yani beklediğini bulamayan, gelir gelmez cebindeki tüm parayı okula kaptıran uluslararası öğrenciler, yine kendi insanları tarafından kandırılmış olarak sıkıntılı bir süreçle baş başa kalıyorlar. Okul yönetimi, uluslarararası ofis, acenta ve geride bıraktıkları aileleri arasında savrulup duruyorlar.

Bir diğer konu da, bu acentalar, okul yurtlarında kalmaya hak kazanmamış öğrencilere, kampüs dışında ev kiralamaları noktasında rehberlik edecekleri sözünü veriyorlar.

Kendilerinin bu konuda çalışan ekiplerinin olduğunu ve olduğundan daha düşük bedellerle kiralayabilerek öğrencilere yardımcı olduklarını söylüyorlar. Böyle birşey tabiki sözkonusu değil.

Üstüne üstlük, öğrenci daha ülkesinde iken ondan bir yıllık kira bedelini peşin almasına rağmen herhangi bir kiralama işlemi gerçekleştirmeyen, yalan ve zamana oynama taktikleriyle o paranın üstüne konan birçok kişi olduğunu biliyoruz.

Biliyorlar ki, öğrencilerin ne okul içinde ne de okul dışında, polis, savcılık gibi yardım alabilecekleri, haklarını savunabilecekleri bir mercii yok.

Tüm bunlar olurken, kendi isimlerini ve prestijlerini sarsma tehlikesine rağmen okul yönetimleri bu konularda neden sessiz kalıyorlar?

Çünkü matematik basit.

Binlerce öğrenci kazandıran “acentalar” mı kıymetli?

Yoksa hakları çiğnenen “öğrenciler” mi?

“İsmini vermek istemeyen Zimbabveli bir din adamı..” cümlesi ile devam eden yazıda din adamının (?) “birçok öğrencinin borç veren kişi ve kurumların tuzağına düştüğünü söylüyor.

“Ödeme vakti geldiğinde ise işler çirkinleşebiliyorve polis müdahale edemeyeceğini söylüyor".” şeklindeki demecine yer verilmiş.

İsmini vermekten neden çekiniyor?

Din adamı olduğunu belirten bir kişi, insanların faydasına olacağını düşündüğü bu çıkışının ardında neden durmuyor? Çözüm için neden öne çıkmıyor?

Peki bu din adamı KKTC’de mi ikamet etmektedir? Öyleyse hangi yasal zeminde adada bulunmaktadır? Kurulan ve tüm bölgeleri bir ağ gibi saran kilise evlerin temel gayesi nedir?

Pazar günleri toplanıp eğlence mi dini bir ritüel mi olduğu dahi belli olmayan temaşanın dışında uluslararası öğrencilerin hayatlarını kolaylaştırma yönünde bir fonksiyonları var mıdır? Güney Kıbrıs ve kilise ile bağlantıları nedir? Yahova Şahitleri ve Bahai grubuyla ilişkileri nelerdir?

Geçtiğimiz yıl Nijeryalı gayri müslim bir kızcağız bana ulaştı. Akciğer kanseri olduğunu ve Küba’da tedavinin mümkün olduğunu söyledi.

Yakın Doğu Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Yüksek Lisan öğrencisi olan bu kız, gereken tüm tahlilleri, tetkikleri ve tedavi sürecini belgeleyen bir dosya ile tekrar yanıma geldi.

Ona, Nijeryalı Hrıstiyan grupların fazlasıyla varlıklı olduklarını, neden onlardan bugüne dek yardım almadığını sordum.

Cevap netti: “Onlar sadece dedikodu ederler. Daha da ileriye gidip, yardım karşılığında farklı taleplerde bulunabilirler”.

Biz KKTC içinde çözüm yolları denedik ama olmadı. Din İşleri Dairesi üzerinden Hala Sultan Tekkesi İmamı Şakir Alemdar ile irtibat kurarak, Güney’deki Maronit Kilisesi’nden 5.000 Avro tedavi yardımı alıp kızcağıza teslim ettik.

Haberin devamında, Kuzey Kıbrıs Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Zeki Çeler’in, yabancı öğrencileri sömürmek üzere faaliyet gösteren işletmelere karşı Facebook üzerinden bir kampanya yürüttüğüne yer verilmiş.

Sn. Bakan’ın, yine aynı misyoner gruplar tarafından desteklenen ve liderliğini Afrika kökenli Hrıstiyan öğrencilerin yaptığı bir uluslararası öğrenci topluluğuyla fazlasıyla yakın olduğunu biliyoruz.

Bu topluluk, Lefkoşa’nın en ünlülerinden olan bir barda “karaoke ve vokal” geceleri yapmaktan öte bir faaliyet yürütmemektedirler.

Toplantılarında ve buluşmalarında sürekli Hrıstiyan inancını ve kaynaklarını referans alarak sohbetler gerçekleştirerek, adeta bir mobil kilise gibi çalışmaktadırlar.

Kaldı ki, Lefkoşa’nın her tarafındaki lokantalarda ve kafelerde sigortasız, çalışma izinsiz, uzun saatler çalıştırılarak part-time ücreti verilen, alternatifi olduğu için en ufak bir hatada herhangi bir tazminat ödemeksizin işine son verilen binlerce uluslararası öğrenciye ulaşmanın, onların sorunlarıyla hemhal olmanın ve çözüm aramanın yolu Facebook’ta kampanya yürütmek değildir.

Sn. Bakan denetleme ve yaptırım uygulama gücüne sahiptir.

Dilediği takdirde bunu kolaylıkla yapabilir.

Onu, somut adımlar atmaktan alıkoyan nedir?

Sonuç olarak, BBC Türkçe’nin “mağdur” olarak lanse ettiği kesim, aslında, KKTC’deki yönetim ve sistem zaafiyetlerini iyi okuyarak, belli menfaatler ve hesaplar doğrultusunda sorun çıkaran odakların ta kendileridir.

Kara para aklama, uyuşturucu madde ticareti, dolandırıclık vb. konulardan dolayı Afrikalı gayri müslim öğrencilerin başları önümüzdeki süreçlerde çok ağrıyacak.

Etkili ve kendinden emin bir devlet iradesinin ortaya çıkmasıyla, üniversiteler, kilise evler, misyoner gruplar, öğrenci acentaları da sıkı denetimlere tabi tutularak, eski başı bozukluklarını devam ettiremeyecekler.

İşletme sahipleri de emek sömürüsüne zemin bulamayacaklar.

Yasaların işletilmesi, denetim ve yaptırım yönlerinde kuşkusuz büyük sorunlarımız var. Fakat, KKTC devletiyle, insanı ve sosyal yapısıyla kimsenin “hayatta kalma mücadelesi verme” derecesine geleceği bir yer değildir.

Bu haberin baştan sona başka hesaplar uğruna, art niyetle kaleme alındığı açıktır.

Fethullahçı Terör Örgütü’nün yurtdışındaki en büyük destekçilerinden birisi olan BBC Türkçe’nin, KKTC üzerinden Türkiye’yi hedef almaya çalıştığını anlamak için Sherlock Holmes olmaya gerek yok.

KKTC’de artan uluslararası öğrenci nüfusu, adada geçirdikleri süre zarfında Kıbrıs Meselesi’ni anlamaları ve uluslararası plaformlarda gönüllü Kıbrıs Türk elçileri gibi hareket etmeleri, ambargolara mahkum edilip dünyadan soyutlanan Kıbrıs Türkü’nün Ortadoğu’dan Asya’ya, Afrika’dan Avrupa’ya uzanan bir coğrafyada “KKTC mezunları” networku kurma hedefi pek tabiki birilerini rahatsız etmiştir, etmeye de devam edecektir.

Bu saldırıların, başta üniversite yönetimleri olmak üzere, devlet yöneticilerimiz ve milletimiz tarafından ders niteliğinde ele alınması gerektiğini düşünüyorum.

Düşman nereden saldırıyorsa bilmeliyiz ki orası bizim için güç noktası, onlar için de tehdittir.

YORUM EKLE

banner5