Şii Hilali Stratejisi ve İran'ın Filistin davasındaki konumunu değerlendirdiğimiz yazı serisinin ardından, Türkiye'nin Filistin davasındaki duruşunu ele almak kaçınılmaz hale geldi. Bu yazımızda, Türkiye'nin Filistin davasındaki konumunu ve önemini incelemeye çalışacağız.
Filistin Davasında Nimetlerin Farkında Olmak
Müslümanlar olarak, her nimet karşısında Allah Teâlâ'ya şükretmek ve O'nun bu nimetleri bizlere lütfetmesini idrak etmek, hayatımızın önemli bir parçasıdır. Günlük yaşantımızda, bir araca, uçağa, otobüse ya da başka bir vasıtaya bindiğimizde okuduğumuz "Bu nimeti bizim hizmetimize sunan, bize musahhar kılan Allah Teâlâ'yı bütün eksikliklerden tenzih ederiz, O bize bu imkanı sunmasaydı biz buna asla güç yetiremezdik. Şüphesiz ki biz, Rabbimize döneceğiz." duası, bu şükrün bir ifadesidir. Bu dua, bize sunulan bütün nimetlerin Allah’ın bir lütfu olduğunu ve bu lütfun farkında olarak, O’na şükretmemiz gerektiğini hatırlatır.
Ancak bu dua, sadece maddi nimetler karşısında değil, aynı zamanda iman, kulluk, huzur, istikrar, sağlık, afiyet gibi manevi nimetlerle siyasi ve sosyal nimetleri de kapsayan derin bir anlam taşır. Filistin davasında verilen mücadelede, bu duanın anlamı daha geniş bir boyuta ulaşır. Zira Allahu Teâlâ’nın Filistin ve Kudüs davasında Müslümanlara sunduğu imkanlar, bu davaya destek olan coğrafyalar ve kardeşler, bu duanın kapsamına dahil edilebilecek büyük nimetlerdendir.
Türkiye’nin (devletiyle,halkıyla,coğrafyasıyla) Filistin Davasındaki Özel Konumu
Bir gün Şehid Komutan İsmail Heniye'nin refakatinde gerçekleştirdiğimiz bir ziyaret sırasında, konvoyda bizim için tahsis edilen araca bindiğimizde bu duayı okumuştum. Hamas Komutanlarından bir kardeşimiz duayı işitmiş olacak ki duayı bitirdiğimde bana dönüp; "Kardeşim, biliyor musun ben bu duayı sadece bir vasıtaya bindiğimde değil, aynı zamanda Allah’ın bize, Filistin ve Kudüs davasında musahhar kıldığı coğrafyalar, imkanlar ve kardeşlerimiz için de okuyorum. Biz, bu duayı Türkiye için, Türkiye’deki kardeşlerimiz için ve Türkiye’nin istikrarı ve huzuru için de ediyoruz" dedi.
Bu sözler, Türkiye’nin Filistin davası için ne kadar büyük bir nimet olduğunu hatırlatan bir anlam taşımaktadır. Bugün Suudi Arabistan, Mısır, Ürdün veya Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerde bu dava üzerine konuşmanın zorlukları düşünüldüğünde, Türkiye’nin bu konuda sunduğu destek ve özgürlük büyük bir ikram olarak görülmektedir. Eğer başka bir coğrafyada yaşıyor olsaydık, belki de terörist ithamlarıyla hapislerde olacaktık. Buna mukabil Türkiye, Filistin davasını savunanlar için güvenli bir liman olmuş, bu davanın neferlerine özgürce kendilerini ve davalarını anlatabilecekleri bir ortam sunmuştur.
Şükrün Derin Anlamı: Nimetin Farkında Olmak
Filistin davasında mücadele eden Müslümanlar, Türkiye’nin güven ve istikrarı için dua ederken Türkiye'nin Filistin davasına sunduğu desteğinin devamı için dua etmektedirler. Türkiye’nin, Filistin mücadelesi için bir nimet olduğu ve bu nimetin Allah tarafından musahhar kılındığı bilinci, dua ve şükrün temelini oluşturur. Zira İslam, bize verilen nimetlerin farkında olmayı ve bu nimetlerin sürekliliği için dua etmeyi öğretir.
Bu bağlamda, Türkiye’nin güven ve istikrarı, yalnızca bu ülkenin ve halkının geleceği için değil, aynı zamanda Filistin başta olmak üzere mazlumların davasının selameti için de büyük bir öneme sahiptir. Türkiye’de sunulan imkanlar ve bu dava uğruna çalışan kardeşlerimiz, Filistinli kardeşlerimizin gözünde Allah’ın onlara musahhar kıldığı ve ikram ettiği bir lütfudur.
Dua ve şükür yalnızca maddi bir rahatlık için değil, manevi nimetlerle, sunulan imkanlar ve Allahu Teâlâ'nın davamız için musahhar kıldığı kardeşlerimiz için de geçerlidir. Filistin davasında Türkiye gibi bir desteğe sahip olmak, bu davanın erleri için büyük bir nimettir ve bu nimetin devamlılığı için daima şükretmek ve dua etmek gerekir. Allahu Teâlâ’dan bu nimetin devamını dileyerek, hem Filistin davasına hem de Türkiye’ye olan bu ihsanın kıymetini bilmek, bu davaya gönül veren herkesin görevidir.
Filistin Davasına sahip çıkmak bir onurdur.
Filistin davasına Türkiye'nin desteği, hem İslami hem de insani bir sorumluluk olarak büyük bir önem taşımaktadır. Türkiye’nin bu davaya olan desteği, coğrafi ve tarihi bağlarının yanı sıra, İslami dayanışma ve adalet anlayışı çerçevesinde şekillenmektedir. Şunu da unutmamak gerekir ki; Filistin davasına sahip çıkmak Türkiye için (devletiyle, halkıyla, coğrafyasıyla) Allah’ın bu toprakların insanlarına bir lütfudur ve tartışılmaz bir onur vesilesidir. Türkiye, devletiyle ve halkıyla bu nimetin farkında olup, bu yükümlülüğün gerekliliklerini yerine getirmeye devam etmelidir. Her nimetin, bir şükrü ve sorumluluğu vardır. Şükür ise, sadece sözle değil, aynı zamanda fiili olarak yapılan dualar ve somut desteklerle gerçekleşir.
Halimiz ve Sorumluluklarımız
Kadim ulemamız, "İlm-i Hâl" kavramını kullanmış ve İslami hayatı bu kavram üzerine bina etmişlerdir. Hâlin ilmi, kişinin kendisini, imkânlarını, gücünü bilmesi ve buna göre konum alması anlamına gelir. Sorumluluklar da bu hâlin ilmine göre belirlenir. Bu çerçevede Türkiye'yi, imkânlarını, avantajlarını ve dezavantajlarını doğru şekilde tanımlamazsak, Filistin davasındaki konumunu da doğru belirleyemeyiz.
Türkiye, küresel ölçekte orta büyüklükte ve gelişmekte olan bir ülke konumundadır. Son yıllarda özellikle savunma sanayiinde yapılan hamleler çok kıymetli olmakla birlikte, Türkiye henüz küresel güçlerle doğrudan savaşa girebilecek bir konumda değildir. Ayrıca, Türkiye'nin NATO gibi uluslararası ittifaklara üyeliği göz önüne alındığında, doğrudan ABD ve müttefiklerine karşı bir savaş başlatması da, bir savaşı yürütmesi de mümkün görünmemektedir.
Bu tespitler, Türkiye'mizi, yaptıklarını ve gücünü küçümsemek anlamına gelmemeli. Aksine, amacım Türkiye'nin imkânlarını, avantajlarını ve dezavantajlarını göz önüne alarak doğru bir "hâl" tanımı yapmak ve bu hâlin sorumluluklarına dikkat çekmektir.
Türkiye'yi, imkanlarını, avantajlarını ve dezavantajlarını doğru bir zeminde tanımladığımızda, mevcut konjonktürde askeri olarak Filistin sürecine müdahale etmesinin mümkün olmadığını görürüz. Türkiye'den İsrail'e yönelik askeri bir müdahale beklemek, vakayı ve hâlin ilmini doğru okuyamamaktır.
Bu bağlamda Filistin davasında Türkiye'nin (devletiyle ve halkıyla) üzerine düşen sorumluluklar ve bu sorumlulukları yerine getirme noktasında yapılması gerekenler şu şekilde sıralanabilir:
1. Uluslararası Diplomatik Destek Sunma:
Türkiye, uzun yıllardır Filistin davasının en güçlü savunucularından biri olarak uluslararası arenada önemli bir rol oynamaktadır. Birleşmiş Milletler, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve diğer platformlarda Filistin’in haklarının savunulması ve İsrail’in işgal politikalarına karşı duruş sergilemesi, Türkiye’nin diplomatik alanda güçlü bir sorumluluğudur. Bu desteğin sürekli kılınması, Türkiye’nin Filistin halkı adına küresel bir ses olmasını sağlar. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, birçok uluslararası platformda, muhataplarıyla gerçekleştirdikleri ikili görüşmelerde bu sorumluluğun farkındalığı ile hareket ederek, Filistin davasına çok ciddi anlamda diplomatik ve siyasi destek sunmaktadırlar.
Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, Hamas’ı işgal altındaki vatanını kurtarmak için mücadele eden bir direniş hareketi olarak nitelendirmesi ve Hamas'ı Türkiye’nin Kurtuluş Savaşı'ndaki Kuvay-ı Milliye hareketine benzetmesi, siyonistlerin ve batı medyasının yürüttüğü manipülatif medya savaşına güçlü bir diplomatik karşılık olmuştur. Bu açıklama, özellikle Hamas'ı DEAŞ ile eşitleme ve 7 Ekim’i, 11 Eylül saldırılarıyla kıyaslama çabalarına karşı oluşturulmaya çalışılan algıyı çökerten stratejik bir hamle niteliği taşımaktadır.
2. İnsani Yardım ve Altyapı Destekleri Sağlama:
Türkiye, özellikle Gazze ve Batı Şeria’daki insani krizlere karşı önemli yardımlar sağlamaktadır. Türkiye’nin Sivil Toplum Kuruluşları, TİKA ve AFAD gibi kurumlar aracılığıyla gerçekleştirdiği yardımlar, Filistin halkının temel ihtiyaçlarını karşılamada kritik rol oynamaktadır. Sağlık hizmetlerinden eğitim altyapısına kadar pek çok alanda Türkiye’nin sağladığı katkılar, Filistin halkının yaşam koşullarını iyileştirmektedir. Bu yardımların devamı, Türkiye’nin Filistin’e olan sorumluluklarının başında gelmektedir.
3. Filistin Halkıyla Dayanışma ve Kamuoyu Desteği Sunma:
Filistin davası, sadece devletlerin değil, halkların da ortak meselesi olmalıdır. Türkiye’de Filistin’e yönelik halk desteği, yıllardır güçlü bir şekilde varlığını sürdürmektedir. Bu konuda son yıllarda bazı zafiyetler ve acziyetler yaşansa da sivil toplum kuruluşlarının, alimlerimizin ve cemaatlerimizin, medya, davet ve eğitim çalışmaları aracılığıyla Filistin davasına yönelik farkındalık oluşturmak için çaba sarfetmeleri, Türkiye’nin en önemli sorumluluklarından birisidir. Bu davanın sadece politik bir mesele değil, aynı zamanda bir insan hakları, adalet ve özgürlük mücadelesi olduğunun halk nezdinde sürekli vurgulanması gerekmektedir.
4. Ekonomik İşbirliklerini geliştirerek Filistin’in Güçlenmesini Sağlama:
Filistin’in ekonomik olarak güçlenmesi, İsrail işgaline karşı direnişin devam edebilmesi için elzemdir. Türkiye, Filistin ile ekonomik ilişkilerini geliştirmeye yönelik adımlar atmalı ve Filistin’in ticari olarak kendi ayakları üzerinde durmasına katkı sağlamalıdır.
5. İslam Dünyasında Birlik Sağlama:
Türkiye, Filistin davasının sadece kendi meselesi olmadığını, tüm İslam dünyasının ortak davası olduğunu her fırsatta dile getirmektedir. Bu bağlamda, Türkiye’nin İslam dünyasında liderlik rolünü üstlenmesi ve İslam ülkeleri arasında Filistin davası konusunda birliği sağlama yönünde çaba göstermesi gerekmektedir. İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) gibi platformlarda daha aktif ve sonuç odaklı politikalar geliştirilmeli, Filistin davasının ortak bir paydada buluşması sağlanmalıdır.
6. Askeri ve Güvenlik İşbirliği Alanında Destek Sağlama:
Türkiye, diplomatik ve insani yardımlar konusunda başarılı olsa da, Filistin’in güvenlik ve savunma ihtiyaçları konusunda yeterli düzeyde adım atamamaktadır. İsrail’in askeri saldırılarına karşı Filistin halkının kendini savunma gücünün zayıf kalması, Türkiye’nin bu konuda daha fazla destek sunmasını gerekli kılmaktadır. Filistinli direniş gruplarına uygun şekillerde daha fazla güvenlik desteği sağlanması, Türkiye’nin eksik kaldığı önemli bir alan olarak öne çıkmaktadır. Bu noktada Türkiye halkına ve Filistin davasının erlerine düşen en önemli sorumluluk, iktidarıyla muhalefetiyle siyasileri bu konuda olumlu ve etkili adımlar atmaya yönlendirici / cesaretlendirici bir duruş sergilemeleridir. Bu sadece eleştirmekle ve söylemlerle ulaşılabilecek bir hedef değildir. Bu hedef, Türkiye’ye karşı ortaya çıkabilecek yaptırımlara göğüs gerecek, her ne olursa olsun Filistin davasını sahiplenmeye ve desteklemeye devam edecek toplumsal bir birliktelik zemini oluşturmakla gerçekleşebilir.
7. Medya ve Kamuoyu Stratejileri: Konularında Destek Sunma:
Filistin davası, bir taraftan siyonizmin kontrolünde olan medya tarafından uygulanan sansür ve çarpıtma; diğer taraftan da Filistin diasporasının Batı toplumlarıyla seküler kesimlere ulaşma noktasında yetersiz kalması gibi sebeplerden, dünya kamuoyuna güçlü bir şekilde aktarılmadığı görülmektedir. Bu eksiklik, Filistin meselesinin Müslüman toplumlar dışında, özellikle Batı toplumlarında ve seküler hayat tarzının etkin olduğu kesimlerde anlaşılmaması ve sahiplenilmemesi gibi bir sonuç doğurmuştur. Filistin meselesinin özellikle Batı medyasında doğru şekilde anlatılması için daha aktif medya kampanyaları yürütülmeli ve Filistinli seslerin global platformlarda duyurulması sağlanmalıdır. Bu doğrultuda, Türkiye’nin medya ve akademik çevreleriyle işbirliği yaparak Filistin davasının Türkiye ve dünya kamuoyunda sahiplenilmesi ve desteklenmesi için medya ve farkındalık seferberliği ilan edilmelidir.
8. İsrail'le İlişkilerin Kesilmesi:
Türkiye, bir yandan Filistin’e destek verirken diğer yandan uzun süre (maalesef) İsrail ile ticari ilişkilerini devam ettirmiştir. Bu durum, Türkiye’nin Filistin davasında güçlü bir duruş sergilediği imajını zaman zaman zedeleyebilmektedir. İsrail ile sürdürülen ticaretin, Filistin halkının aleyhine kullanıldığı durumların önlenmesi için Türkiye’nin bu ilişkilerini gözden geçirmesi ve Filistin’e zarar vermeyecek şekilde yeniden düzenlemesi gerekmektedir. Her ne kadar Türkiye bu konuda adımlar atmış olsa da özellikle Bakü-Ceyhan-Tiflis Boru hattı üzerinden İsrail’e ulaştırılan Azeri petrolü, işgalci İsrail’in en önemli enerji kaynağı konumundadır. Filistin davasının en önemli hamisi ve destekçisi olan Türkiye’ye yakışan ve Türkiye’den beklenen; bu konuda da adım atarak işgalcilerin enerji tedariğini ortadan kaldırmasıdır.
Diğer taraftan, İsrail ile ticaret konusunun samimi bir şekilde ele alınarak değerlendirilmesi, iç siyasetin ve partiler arası muhalefetin malzemesi ve argümanı haline getirilmemesi önem arzetmektedir. Bu konuda, iktidarıyla, muhalefetiyle siyasilere düşen en önemli sorumluluk Filistin davasına fayda sağlayacak ortak bir zeminde bu konulara çözüm aranmasıdır. Türkiye’deki Filistin davasının erlerine düşen görev ise, yapıcı muhalefet ve cesaretlendirici teşvikle gerek iktidarın gerekse de muhalefetin bu konularda ortak bir zeminde buluşması için gayret etmektir. Bu noktada sürekli eleştirmek, sadece eleştirmek doğru olmadığı gibi, olumlu eleştirilere ve yapıcı muhalefete kulak vermemek de doğru değildir.
Ne olursa olsun İsrail'in işgalci bir terör örgütü olduğunu unutmamalıyız. Başta Türkiye olmak üzere, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) üyesi tüm ülkelerin Filistin davasına sahip çıkmak adına işgalcilerle olan siyasi, ticari, askeri ve diplomatik ilişkileri kesmesi, atılması gereken ilk adımdır. Bu noktada siyasilerden beklenen onurlu duruş, olumlu ve yapıcı eleştirilere kulak vererek, kendilerinden beklenen adımları kararlılıkla atmalarıdır.
Başta âlimlerimiz olmak üzere, cemaatlerimize ve sivil toplum kuruluşlarımıza düşen en önemli görev ise, mitinglerle, yürüyüşlerle, sempozyum ve konferanslarla, halkı harekete geçirmek ve karar mercileriyle siyasileri, işgalcilerle her türlü ilişkinin kesilmesi yönünde cesaretlendirerek, teşvik etmek ve yönlendirmektir. Bu sorumluluğu yerine getirecek, uluslararası arenada karşılaşılacak yaptırımlara karşı dik duracak ve ne olursa olsun Filistin davasına sahip çıkacak nesiller yetiştirmek ve toplumu bu konuda bilinçlendirmek de yine alimlerimizin, cemaatlerimizin ve sivil toplum kuruluşlarımızın sorumluluk alanına girmektedir.
Sonuç olarak, Türkiye halkıyla ve devletiyle Filistin davasına sahip çıkan bir konumdadır. Yapılanları takdir etmekle birlikte, eksikliklerini fark ettiğimiz alanları ıslah etmek ve daha iyisini yapmak için gayret göstermek, hepimizin en önemli görevidir. Kudüs’ümüz, Mescid-i Aksa’mız ve Filistin’imiz özgür olana kadar yapılanları yeterli görmek, yapılanlarla yetinmek bu davaya yapılabilecek en büyük ihanettir. Siyonist işgal devam ettiği sürece bu işgale karşı mücadele etme sorumluluğumuz da devam etmektedir. Filistin direnişinin başarıya ulaşması için, Türkiye’nin hem halkıyla hem de devletiyle bu direnişin yanında yer alması ve desteğini sürdürmesi, bölge halkına karşı tarihi, İslami ve insani bir sorumluluktur.
Ancak bu şekilde, Filistin davasına ve direnişine layıkıyla sahip çıkabiliriz.