Siyonistlerden alçak hareket!

23 sene önce Yahudi bir fanatik tarafından girişilen katliam sonrasında, güvenlik gerekçesiyle önce ibadete kapatıldı, ardından üçte ikisi sinagoga çevrilerek siyonist Yahudilerin kullanımına verilen Halilurrahman Hz. İbrahim Camii'ne siyonistler tarafından yeni bir saldırı gerçekleştirildi

Siyonistlerden alçak hareket!

Alçak siyonistler kutsal mabede bayraklarını astılar!

Müslümanlar için kutsal sayılan Halilurrahman Hz. İbrahim Camii'ne siyonistler İsrail bayrağını astı.

İşgalci siyonist İsrail, El-Halil'deki Halilurrahman Hz. İbrahim Camii'ne İsrail bayrağını astı. Bu gasp girişiminin siyonistlerin 'yüzyılın anlaşması' adını verdiği işgal projesinin sızdırılmasının hemen ardından gerçekleşmesi dikkat çekti.

Siyonistlerin 'Yüzyılın Anlaşması' yayımlandı! Filistin devletini lağvedip yeni bir devlet kuracaklar

Halilurrahman Hz. İbrahim Camii'ni gasp etme çabası

Hz. İbrahim, oğlu Hz. İshak ve torunları Hz. Yakup ve Hz. Yusuf’un eşlerinin kabirlerinin bulunduğu Halilurrahman Camii, ismini verdiği şehirdeki en ağır zulümlere sahne olmuştur.

1997 yılında el-Halil şehri, ardından da Halilurrahman Camii fiilî olarak ikiye bölünmüştür. Şehir ve caminin ikiye bölünme süreci, 25 Şubat 1994 tarihinde ABD vatandaşı radikal Yahudi Barush Goldstien adındaki bir teröristin Halilurrahman Camii’nde gerçekleştirdiği katliam ile başlamıştır.

Terörist Goldstein, 25 Şubat Cuma günü camide ibadet eden Müslümanların üzerine ateş açmış ve 29 kişinin ölümüne, 300 kişinin de yaralanmasına sebep olmuştur. Bu saldırının ardından cami ibadete kapatılmıştır.

Saldırının üzerinden yedi ay geçtikten sonra cami yeniden ibadete açılmış ancak bu süre zarfında caminin içerisine özel güvenlik sistemleri yerleştirilmiş; mihraba gözetleme noktaları konulmuş ve cami elektronik kapılarla bölümlere ayrılmıştır. İbadet etmek isteyen Müslümanlar mihraba girmeden önce birkaç elektronik kapıdan geçmek zorunda bırakılmıştır.

Hepsinden de önemlisi caminin üçte ikilik kısmı sinagoga çevirmiştir. Müslümanlara tahsis edilen üçte birlik kısmında ise sadece 300 kişi ibadet edebilmektedir. Üstelik tıpkı bugün Mescid-i Aksa’da yaşananlara çok benzer bir şekilde otuz yaşın altındaki Müslümanlara da camiye girme konusunda kısıtlama getirilmiştir.

1994 yılındaki cami saldırısı ile başlayan gerginliğin 1997 yılının Ocak ayında taraflar arasında imzalanan el-Halil Anlaşması ile sonlandırılması hedeflenmiştir. El-Halil Anlaşması ile şehir adeta ikiye bölünerek %20’lik kısım İsrail’e %80’lik kısmı ise Filistin yönetimine bırakılmıştır.

Şehir nüfusunun %0,3’ünü teşkil eden Yahudiler, Halilurrahman Camii’ni de içinde barındıran şehrin %20’lik kısmını, hem de şehrin genelinin güvenlik, şehre giriş-çıkış kontrolü ve su kaynakları gibi egemenlik haklarının kontrolünü de ele geçirmiştir.

Arkeolojik Kazı Maskesiyle Yürütülen Yahudileştirme

İsrail yönetimi arkeolojiyi bir meşruiyet aracı olarak kullanarak Filistin topraklarında hak iddiasında bulunma yöntemine sıkça başvurmaktadır.

Kentteki kazı faaliyetlerini Halilurrahman Camii civarında yoğunlaştıran İsrail, eski dönemlere ait kalıntıları ortaya çıkartmak suretiyle İslam eserlerini ortadan kaldırmak ve kente Yahudi damgasını vurmak için yoğun bir çalışma içerisindedir.

İşgal devleti İsrail, 21 Şubat 2010 tarihinde Halilurrahman Camii’ni ve içinde bulunan Hazreti İbrahim, İshak ve Yakup peygamberlerin mezarlarının bulunduğu Atababalar Mağarası ile Beytüllahm kentinin girişindeki Hazreti Yakup’un eşi Rahel’in türbesini ulusal miras listesine aldığını ve bu yapıları restore edeceğini açıklamıştır.

İsrail’in bu kararını protesto eden el-Halil kentindeki Filistinli gençlerle İsrail polisi arasında şiddetli çatışmalar yaşanmıştır. Günler süren çatışmalar sırasında Filistinli gençler İsrail güvenlik güçlerinin saldırılarından Mescid-i Aksa’ya sığınarak kurtulmuştur.

7 Temmuz 2017 tarihinde UNESCO, el-Halil kentini Filistin’deki dünya mirası listesine aldığını açıkladı. UNESCO ayrıca kenti “tehlike altında bulunan yerler” listesine ekledi ki, bu da el-Halil’e Dünya Mirası Fonu’ndan acil yardım ödeneği ayrılması anlamına geliyor.

UNESCO’nun bu kararı aslında İsrail’in el-Halil’in kendi toprakları dahilinde tutularak dünya mirası listesine alınacağı düşüncesi ile yaptığı başvuru sonucu gerçekleştirilen toplantıda alınmıştır. Bu yüzden İsrail, çıkan karara tepki gösterdi. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu UNESCO’nun kararını “gerçek dışı” olarak değerlendirirken kurumu Filistin lehine tarihî gerçekleri saptırmakla suçladı.

Sonuç olarak

Netice olarak İsrail’in el-Halil’de ve Halilurahman Camii’nde attığı tedrici Yahudileştirme adımlarının bugün Kudüs’te yaşananlara bakarak tekrar ettiğini görmek mümkün. Buna göre İsrail işgal yönetimi, gözüne kestirdiği İslami bir eseri, bilinçli biçimde tırmandırılan olaylar ardından güvenlik altına alma bahanesiyle tüm askerî gücüyle kontrol altına alıyor. Belirli bir süre içinde güvenlik kameraları, güvenlik noktaları ve yaş sınırlamaları ardından bölgeye tamamen hâkim olduktan sonra, bölgenin Yahudi tarihindeki önemine atıfla bölgeyi Yahudilerin ortak kullanımına açıyor.

Edward Said 1997 yılında yazdığı bir yazıda el-Halil Anlaşması’nın ardından köşe yazarlarının “Filistin adacıkları”ndan bir Filistin devleti doğacağı yönündeki naif yaklaşımlarını eleştirmişti. Şimdi ise Said’in aktardığından hareketle o adacıkların bir devlet oluşturabilmek şöyle dursun birbirinden giderek uzaklaşan bir sürece girdiğini söylemek mümkün.

Güncelleme Tarihi: 09 Mayıs 2019, 12:34
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner5