İsrail’in imzaladığı ateşkes anlaşması kuşkusuz yüreklere bir nebze su serpti. Çünkü kimse savaş istemiyor. Hiçbir çocuk ölmesin, hiçbir anne ağlamasın, hiçbir şehir acının harfine dönüşmesin istiyoruz.
Ama bu “barış” kelimesi, yıkımın külleri üzerine serpilmiş bir makyaj gibi duruyor. Çünkü ateşkesin imzalandığı o topraklarda artık ne toprak kaldı, ne umut…
Savaş sadece binaları değil, insanlığın vicdanını da yıktı.
*Modern Garg Ağaçları: Amerika ve Suskun İttifaklar*
İsrail’in hastaneleri vurduğu, okulları yıktığı, sivilleri hedef aldığı gerçeği artık gizlenemiyor. O kadar çok bomba atıldı ki, o bölgenin Hiroşima’dan farkı kalmadı. Tarım yapılamayacak, yaşam kurulamayacak hâle getirildi.
Bir ülke toprağını değil, insanlığın en temel duygusunu merhameti bombaladı.
Ve evet, ateşkese evet diyorum.
Ama bu “evet” kelimesi, bir teslimiyet değil; bir hesap sorma bilincidir.
Çünkü asıl soru şu:
İsrail’i ateşkese mecbur eden neydi?
*AĞAÇLAR DİLE GELDİ, ÜMMET DİLSİZ KALDI*
Dünya halkları ayağa kalktı.
Artık yalnız Müslümanlar değil, Hristiyanlar, Yahudiler, ateistler, vicdan sahibi herkes “durun artık” diyor.
Almanya’da yapılan anketlerde halkın %66’sı İsrail’in soykırım yaptığını düşünüyor.
Amerika’da meydanlar doluyor, insanlar yönetimlerinin sessizliğine isyan ediyor.
Artık dünya, politik değil vicdani bir isyanın ortasında.
*Bu uyanışın simgesi, Semud filosu oldu.*
Farklı dinlerden, farklı ülkelerden yüzlerce insan tek bir amaç için birleşti: Filistin’e nefes olmak.
Ve o filonun ön saflarında, yaşının küçüklüğüne rağmen yüreği dev bir çocuk vardı İsveçli o “kocayürekli melek”.
Onun ellerinde taşıdığı su şişeleri, aslında insanlığın son kalan damla vicdanıydı.
O küçük eller, bugün dev ordulardan daha büyük bir ahlaki kuvvet taşıyor.
Bu yüzden Semud filosu, sadece bir dayanışma değil, bir uyanış sembolü olarak tarihe geçti.
Ama tam da burada ironiyi görmek gerekiyor:
Batı halkları, farklı inanç mensupları, sokaklara dökülüp “durun artık” derken;
2 milyarlık İslam coğrafyası, 15 milyonluk İsrail karşısında korkunç bir sessizliğe gömülmüş durumda.
Kimi siyasî hesapların, kimi ekonomik dengelerin, kimi diplomatik utançların ardına saklanıyor.
Oysa hadiste geçtiği gibi “taşlar ve ağaçlar dile gelirken”,
bugün susan İslam ülkeleri, taşlardan ve ağaçlardan bile daha sessiz.
Bu, tarih önünde yalnız bir utanç değil, bir bilinç kaybıdır.
Çünkü sessizlik, tarafsızlık değildir sessizlik, zalimin dilidir.
İsrail halkı bile artık “savaşa hayır, barışa evet” diyor.
Ama vicdana geldikleri için değil çünkü dünya artık onları alkışlamıyor.
Zira ilk defa “öz saygılarını” kaybettiler.
Ve işte tam bu noktada, aklıma bir hadis geliyor:
Garg Ağacı Hadisi.
*GARG AĞACI HADİSİ:*
*Efendimiz (s.a.v.) buyurur ki:*
“Kıyamet yaklaşınca taşlar ve ağaçlar dile gelecek, ‘Ey Müslüman, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür’ diyecek.
Sadece Garg Ağacı konuşmayacak, çünkü o Yahudilerin ağacıdır.”
Bugün bu hadis, bir metafor olarak yeniden karşımızda duruyor.
Dünya’nın dört bir yanında taşlar, ağaçlar, sokaklar, meydanlar, vicdanlar konuşuyor…
Ama bir tek “Garg Ağacı” susuyor.
O Garg Ağacı bugün Amerika’dır.
Silah endüstrisinin, çıkar lobilerinin, ekonomik düzenin susturduğu Amerika.
40 milyar dolarlık silah yardımıyla beslenen bir sessizlik.
Savaşın devam etmesi için büyütülen bir ticaret.
Ve bu sessizliği görmezden gelmek, zulmün en sessiz ortağı olmaktır.
Bugün İsveç’te, Almanya’da, Londra’da sokaklar “Filistin özgür olacak” diye inliyorsa,
bu sadece bir politik tepki değildir; bu, insanlığın yeniden dirilişidir.
*SONUÇ OLARAK :*
Artık çağ, “kimin sustuğunu” değil, “kimin konuştuğunu” kaydediyor.
Bugün taşlar ve ağaçlar bile adaletin dilini konuşurken,
2 milyarlık İslam coğrafyasının bu sessizliği,
tarihin en ağır yankısı olarak duyulacaktır.
*Garg Ağacı konuşmuyor olabilir.*
Ama biz konuşuyoruz.
Ve bu kez insanlık susmayacak.
*Neden mi?*
Taşlar Bile Konuştuysa, Sessizlik Artık Suçtur .!