Gavur olmanın dayanılmaz hazzı

Abone Ol

Anadolu’da "gâvurluk yapma" diye söylenen; bile bile yanlış yapmayı, hep kötü niyetli olmayı, kendi milletine ve değerlerine yabancılaşarak insanlara düşmanlık etmekten başka bir amacı olmayanlara tokat gibi nakşedilen bir söz vardır. Bu, sadece dini bir aidiyeti değil, bir zihniyet çöküşünü, bir ihanet sarmalını ve köksüzlüğü ifade eden kadim bir tabirdir. Bizim yakın tarihimizin, özellikle son bir asırlık serencamımızın "gâvurluklarının" özeti olan bir deyimdir bu. Kendi evladına sırtını dönen, ama sapığına bile sahip çıkan, hep hedef saptıran, hakikati balçıkla sıvamaya çalışan bir güruhun o dayanılmaz, vicdansız hafifliği...

Bu hafiflik, öyle bir hafifliktir ki; içinde vatan sevgisinin ağırlığı, ümmet bilincinin vakarı, ecdadın mirasının sorumluluğu yoktur. Bu yüzden rüzgâr nereden eserse oraya savrulurlar. Kendi topraklarında birer parya gibi yaşayan ama ruhunu Batı’nın kokuşmuş dehlizlerine satmış olan ya da zaten batılı olanların takındığı o maske, bugün karşımıza "çağdaşlık", "ilericilik" ya da "evrensel değerler" ambalajıyla çıkıyor. Oysa kazıdığınızda altından çıkan tek şey, bu milletin fıtratına duyulan o kadim düşmanlıktır. Gâvurluk yapmak, hiçbir mukaddesat yükü taşımamanın verdiği o fütursuzca sorumsuzluktur. Kendi tarihine sövmeyi marifet, kendi kültürünü aşağılamayı entelektüellik sanan bu zihniyet, aslında ruhsuz bir köleliğin kendisidir.

Yakın tarihimize bir bakın; bu memleketin en zeki evlatlarını, en dürüst tüccarlarını, en vakur âlimlerini "mürteci" ya da "yobaz" yaftasıyla darağaçlarına gönderenlerin o hafifliğini hatırlayın. İstiklal Mahkemeleri’nde, hukukun h’sinin bile uğramadığı salonlarda, sadece "şapka takmadı" ya da "kendi inancını yaşamaya çalıştı" diye insanları katleden o zihniyet, bugün de farklı mecralarda aynı gâvurluğu sürdürmektedir. Kendi sapığına, kendi hırsızına, kendi müptezeline "bizdendir" diye kol kanat gerenler; bu milletin bin yıllık değerlerini savunanlara karşı en ağır hakaretleri kusmaktan iç mi hiç geri durmuyorlar. Bu, öyle bir çifte standarttır ki, vicdanı olanın uykularını kaçırır; ama gâvurluk zırhına bürünenler için bu sadece bir "strateji" meselesidir.

Hedef saptırmak, bunların en mahir olduğu sanattır. Bir mesele mi var? Hemen mecrayı değiştirirler. Eğitim sistemimizin iflasını mı konuşacağız? Hemen "laiklik elden gidiyor" yaygarasıyla fıtratımıza yapılan saldırıyı gizlerler. Aile yapımızın temeline dinamit koyan o sapkın projeleri mi tartışacağız? Hemen "özgürlükler kısıtlanıyor" kılıfıyla ahlaksızlığın reklamını yaparlar. Kendi içlerindeki çürümeyi, tacizi ve ihaneti halının altına süpürüp; karşı tarafta gördükleri en ufak bir hatayı, sanki bütün bir inanç sisteminin kusuruymuş gibi dünyaya pazarlarlar. İşte bu, gâvurluğun o dayanılmaz hafifliğidir; hiçbir ahlaki sınır tanımayan, hiçbir vicdani yük taşımayan o fütursuzca saldırganlık... Kendi insanına karşı kurulan her pusuda bir parmağı olan, ama dışarıdan gelen her türlü tehdide karşı "barış güvercini" kesilen bu tayfa, aslında bu toprakların özüne yerleştirilmiş birer dinamit lokumu gibidir.

Tarihsel bir örnekle bu zihniyeti daha iyi anlayalım. Nuri Demirağ’ı hatırlayın. Bu adam bu millet için uçak yaptı, "Gök Okulu" kurdu. Ne yaptılar? O uçakları toprağa gömdüler, fabrikasını kapattılar, siparişlerini iptal ettiler. Neden? Çünkü o uçaklar Batı’ya bağımlılığı bitirecekti. Kendi yerli ve milli sanayisini kurmaya çalışan bir adamı, bizzat devlet eliyle batıranların o günkü gerekçeleriyle bugünkülerin gerekçeleri arasında zerre fark yoktur. O gün "güvenlik" ya da "standartlar" diyerek uçakları gömen zihniyet, bugün de milli teknolojimizin, İHA’larımızın, SİHA’larımızın karşısına dikilip "bunlar oyuncak" diyecek kadar çirkinleşmiştir. S400 için neleri niçin söylediklerine bakın. Batının iti olmamak onlar için en büyük suçtur. Onlar için Batı’dan gelen her şey kutsaldır, kendi topraklarından çıkan her şey ise küçümsenmeye mahkûmdur. Bu, bir aşağılık kompleksinin değil, düpedüz bir operasyon aparatlığının neticesidir. Kendi uçak fabrikasını kuran adamı "dolandırıcı" ilan edip, dışarıdan hurda uçak alanların hafifliği, bugün bu milletin tarihine sürülmüş kara bir ihanettir.

Bu bir "kültürel intihar" projesidir. İnsanı "fıtratından" koparıp, onu sadece biyolojik bir nesneye indirgeyen seküler eğitim müfredatı, işte bu gâvurluk zihniyetinin laboratuvarıdır. Bu laboratuvarlarda yetişen, kendi tarihinden utanan, kendi âlimine düşman, kendi ezanından rahatsız olan nesiller; bugün toplumsal çöküşümüzün de mimarlarıdır. Sokaklarda şiddeti, ticarette sahtekârlığı, ailede sadakatsizliği körükleyen o "modern yaşam" dayatması, işte bu dayanılmaz hafifliğin zehirli meyveleridir. Bir toplumu yok etmek istiyorsanız ordusunu yenmenize gerek yoktur; onun eğitimini ve ailesini elinden almanız kâfidir. İşte bu "hafifler", yıllardır bu kalelerin surlarında gedik açmak için taş taşımaktadırlar. Urfa’da, Maraş’ta okullara düşen ateş, sadece binaları değil, bu eğitim sisteminin yetiştirdiği ruhsuz nesillerin eliyle geleceğimizi yakmaktadır.

Üstat Necip Fazıl’ın dediği gibi: "Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!" Bu memleketin asıl sahipleri, değerlerini savundukça bu "hafifler" tarafından hep dışlanmış, hep ötelenmiştir. Oysa ağır olan, vakur olan hakikattir. Gâvurluk ne kadar hafifse, hakikat o kadar ağır ve sarsılmazdır. Onlar hedef saptıradursunlar, onlar kendi sapkınlıklarını "özgürlük" diye pazarlasınlar; biz "Doğru Düşünmenin Anatomisi"ni yapmaya, fıtratı savunmaya ve bu toprakların ruhuna ihanet edenlerin maskelerini düşürmeye devam edeceğiz. Bu hafiflik, bir nevi vicdan uyuşmasıdır. Kendi ülkesinin aleyhine lobilerde çalışanlar, kendi askerine "işgalci" diyenler, kendi polisine kurşun sıkanlara "gerilla" diye güzelleme yapanlar; işte bu başlığın tam karşılığıdırlar. Onların omuzlarında vatanın yükü yoktur, onların kalbinde bayrağın sızısı yoktur. Bu yüzden hafifçe, uçarcasına ihanet ederler.

Gelelim bugüne... Bugün de aynı zihniyet, farklı maskelerle sahnededir. Sosyal medya mecralarında yalanı gerçek gibi pazarlayanlar, toplumsal kutuplaşmayı körükleyerek kardeş kavgası çıkarmaya çalışanlar, ekonomik zorlukları bahane edip milleti devlete düşman etmeye yeltenenler... Hepsi aynı köksüzlüğün, aynı hafifliğin temsilcileridir. Kendi sapığına sahip çıkan, ama bir din görevlisinin en ufak hatasında bütün bir camiayı ateşe atan o "seçici öfke", gâvurluğun en modern formudur. Bu topraklarda asırlardır ilmik ilmik dokunan merhamet, hayâ ve emanet bilincini "gericilik" olarak görenler, aslında kendi karanlıklarında boğulmaktadırlar.

Kendi insanına düşmanlık etmeyi "aydınlık" sananların o dayanılmaz hafifliği, bir gün mutlaka hakikatin o ağır ve vakur duruşu karşısında ezilmeye mahkûmdur. Çünkü güneş balçıkla sıvanmaz, bu milletin bin yıllık mayası üç-beş köksüzün yaygarasıyla bozulmaz. Bizim görevimiz, bu hafiflik rüzgârına karşı, iman ve irfan kalesi gibi dimdik durmak ve gelecek nesillere "gâvurluk yapmayan", fıtratına sadık bir dünya bırakmaktır. Ağır olan her zaman kazanacaktır; çünkü yerin derinliklerine kök salanlar fırtınada savrulmaz, sadece hafif olanlar tarihin çöplüğüne uçup giderler.

Biz milletimizin maneviyatının kökünü sulamaya, o manayı yaşatmaya, her bir kelimemizle o ağır hakikati haykırmaya devam edeceğiz. Gâvurluğun hafifliğine karşı, mümin olmanın, yerli olmanın, milli olmanın o asil ağırlığını kuşanacağız. Yolumuz uzun, yükümüz ağır; ama menzilimiz aydınlıktır. Vesselam...

Bu dayanılmaz gâvurluğun en riyakâr yüzü ise, sözde "kadın hakları" ve "özgürlük" naraları atan, her fırsatta maneviyatı temsil eden her olaya, milletin karakterine fayda verecek her adıma karşı ayağa kalkan o feminist güruhun tavrında gizlidir. Sokaklarda "bedenimiz bizimdir" diye bağıran, en ufak bir meselede "kadın beyanı esastır" diyerek ortalığı ayağa kaldıran bu güruh; mesele inancından dolayı saldırıya uğrayan, başörtüsü sebebiyle tahkir edilen bir öğretmenimiz olduğunda birdenbire derin bir sessizliğe gömülür. Kendi ideolojik mahallelerinden olmayan kadının ne hakkı vardır onlar için, ne de haysiyeti...

Kahramanmaraş’ta olduğu gibi başörtülü bir kadın öğretmen katledildiğinde veya sadece inancının gereğini yerine getirdiği için bir saldırıya, bir ayrımcılığa maruz kaldığında; o her olayda barikat kuran, pankart açan güruh adeta dilsiz şeytana dönüşür. Çünkü onların derdi "kadın" değildir; onların derdi, bu milletin ruh köküne bağlı olan her şeyi kurutmaktır. Hedef saptırmaktaki maharetleri burada da devreye girer: Başörtülü kadına yapılan zulmü görmezden gelirken, kendi sapkın ajandalarına hizmet etmeyen her kadını "çağ dışı" ilan ederek asıl gâvurluğu bizzat kendi hemcinslerine karşı yaparlar. İşte bu, gâvur olmanın verdiği o dayanılmaz, o iğrenç hafifliğin en somut vesikasıdır: Kendi ideolojine köle olmayanı insan dahi saymamak, ama kendi sapığına "özgürlük" adına sahip çıkmak...

Bizim gâvurumuzun dünyada örneği yoktur.

GÂVURLUK YAPMAYIN LAN…

{ "vars": { "account": "PASTE_ANALYTICS_ACCOUNT_ID" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }