AK Parti döneminde dış politikada yumuşak gücün kullanımına yönelik reformlar

Türkiye'nin son yıllarda dış politikadaki güç kullanımını değerlendiren Mehmet Ali Akkuş, kaleme aldığı yazısında çarpıcı ifadelerde bulundu.

AK Parti döneminde dış politikada yumuşak gücün kullanımına yönelik reformlar
İşte Mehmet Ali Akkuş'un söz konusu yazısı:

ABD’li siyaset bilimci Joseph Samuel Nye’e göre güç kavramı üç farklı kategoride sınıflandırılmaktadır. Bunlar “Askeri Güç, Ekonomik Güç ve Yumuşak Güç (soft power)” tür. (Nye, 2004) Bu tipolojiler içerisinde Türkiye’nin 16 yıllık AK Parti yönetimi süresince en etkin kullandığı güç tipolojisi yumuşak güçtür.

Nye’e göre yumuşak gücün 4 temel aracı vardır: Değerler, kültür, politikalar ve kurumlar. Yumuşak gücün hükümet politikalarına yansıması ise kamu diplomasisi ile iki taraflı ve çok taraflı diplomasi şeklinde olmaktadır. Nye’nin tipolojileri doğrultusunda ele aldığımızda Türkiye kültürel mirasını, tarihi ve insani değerlerini etkin birer araç olarak kullanmış ve küresel siyaset arenasında muteber bir noktaya yükselmiştir. Türkiye’nin bu denli muteber bir konuma yükselişinin ardındaki en önemli noktalar şüphesiz ki AK Parti döneminde gerçekleştirilen reformlar ve bu reformların istikrarlı bir şekilde sürdürülmesidir.

Türkiye Cumhuriyeti son 16 yılda her alanda ciddi anlamda reformlara şahitlik etmiştir. Bu alanların başında hiç şüphesiz sağlık, milli savunma, ulaşım ve dış politika gelmektedir. AK Parti öncesi dönemde, bilhassa koalisyon dönemlerinde, bakanlıkların ve devlet kuruluşlarının birbiriyle çatıştığı bir devlet mekanizmasının varlığı görülmektedir. Ancak AK Parti hükümetleri süresince devlet tek boyutlu bir yapı olmaktan çıkarılmış, gerçekleştirilen yapısal reformlarla birlikte, çok boyutlu, koordine olmuş ve hedeflerine bütün gücüyle odaklanmış bir yapı haline getirilmiştir. AK Parti ve Recep Tayyip Erdoğan öncülüğünde gerçekleştirilen bu reformların her biri millî menfaatler doğrultusunda ve tarihimizden aldığımız sorumluluğun bilinciyle gerçekleştirilmiştir.

Yukarıda bahsettiğimiz dört en önemli alanın en bütüncül şekilde tezahür ettiği nokta Türkiye Cumhuriyeti’nin AK Parti dönemlerinde dış politikada yumuşak gücün (soft power) kullanımına yönelik gerçekleştirdiği reformlar ve yaptığı icraatlardır. Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) ve Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı’nın (YTB) kurulması, Türkiye Maarif Vakfı’nın çalışmaları, Türk Kızılayı’nın ve AFAD’ın yurtdışında gerçekleştirdiği faaliyetler, Türk Hava Yolları’nın artan uçuş noktası sayıları ve insani yardım çalışmaları Türk dış politikasında bir devrim niteliği taşımaktadır. Türkiye bu atılımlarla dünyanın dört bir yanında nerede bir mazlum varsa, nerede bir afet, felaket veya yardıma muhtaç bir insan varsa orada beklenen ve aranan bir ülke haline gelmiştir. Kırgızistan’dan Tanzanya’ya, Tunus’tan Madagaskar’a, Moro’dan Myanmar’a, Balkanlardan Kafkaslara, Orta Asya’dan Orta Doğu’ya ve hatta Güney Amerika’ya dahi yayılan bu büyük çaplı atılım Türkiye’nin hinterlandını genişletmiş ve gönül coğrafyalarıyla arasındaki bağlarını güçlendirmiştir.

Yeniliğe açık olma, çok boyutlu düşünerek strateji geliştirme ve bu stratejileri uygulamaya geçirirken koordinasyon halinde olma noktasında AK Parti’nin izlediği politikalar son derece mühimdir. Bu reform politikalarının sonucunda AK Parti daima zinde kalmayı ve ileriye yürümeyi başarabilmiş, milli iradenin desteğini kazanmış ve güçlü bir ülke modeline geçiş sürecinde hızla yol almıştır. Bölgesinde ve dünyada söz sahibi bir ülke konumuna yükselmiştir. Türkiye’nin bu gelişen ve büyüyen yapısı dünyada küresel bir güç olma iddiasındaki ülkelerle rakip hale gelmesini de beraberinde getirmiştir. Bu noktada Afrika’da ve Orta Asya’da dış politikada izlenilen yumuşak gücü (soft power) kullanma girişimleri her ne kadar insani ve kültürel mirası koruma odaklı olsa da Türkiye Cumhuriyeti’nin mezkûr bölgelerde etkisini de görmezden gelinemeyecek düzeyde artırmıştır.

Dünyada Fransa, İngiltere ve Çin başta olmak üzere Afrika kıtasını uzun yıllardan beri sömüren ve günümüzde ise “yatırımcı” sıfatıyla oralara giderek tahakkümlerini artıran belli başlı ülkelerin kurdukları baskı ve sömürü düzeni, Afrika ülkelerinin birçoğunun Türkiye Cumhuriyeti’nin Afrika’da yaptığı yatırımlara ve yardımlara son derece samimi yaklaşmalarına vesile olmuştur. Türkiye’nin karşılık beklemeden, devletlerine, milli iradelerine saygı duyarak, eşit bir muhatap olarak görüp değer vererek yaptığı diplomatik temaslar ve insani yardımlar bölgede Türkiye’nin adının merhamet, adalet ve mazlumların sığınağı olarak anılmasını sağlamıştır. Afrika’nın dört bir yanında yapılan modern ve son teknolojiyle donatılmış hastaneler, okullar, yollar ve ülkemizdeki bazı iş makinalarının hibe edilmesi gibi birçok yardım ve destekle birlikte Afrika milletleri Türkiye’ye gönül bağı ile bağlanmışlardır. Somali 8. Cumhurbaşkanı Hassan Sheikh Mohamud Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde yaptığı bir konuşmada “Çoğu insani yardım kuruluşu Somali’yi tehlikeli bölge olarak görüp gelmiyordu. Ancak sizin Cumhurbaşkanınız, Türkiye Cumhurbaşkanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan ailesiyle, bakanlarıyla, iş adamlarıyla birlikte uçağıyla binip geldi ve bize destek oldu. Hatta kendileri geldiğinde doğru düzgün bir havalimanımız dahi yoktu. Yardımcılarından birini çağırdı ve hemen buraya bir havalimanı yapalım, yolunu da biz yapalım diye talimat verdi.” diyerek konunun ne derece mühim olduğunu ifade etmiştir.

Dış politikada Türkiye’nin yumuşak gücünün (soft power) artması sert gücünün (hard power) artmasını da beraberinde getirmiştir. Özellikle Afrika kıtasında Türkiye’nin karşılıksız ve çıkar gözetmeden insani yardım amaçlı yürüttüğü faaliyetler uzun vadede birer yatırıma dönüşmüş ve o bölgenin Türk Savunma Sanayii sektörü için bir pazar haline gelmesini sağlamıştır. Ülke bazında bakıldığında Türkiye Cumhuriyeti’nin yurt dışında üs bulundurduğu ülkelerden birisi de Somali Cumhuriyeti’dir. Jeostratejik konum olarak Somali’nin konumu Afrika’nın en kritik noktasında yer almaktadır. Bab-ül Mendep Boğazının Aden körfezi tarafındaki girişinde bulunan Somali, Afrika’nın Boynuzu olarak da bilinmektedir. Yalnızca Savunma Sanayii sektörü açısından değil sert güç (hard power) açısından da Afrika’daki varlığımız stratejik önem arz etmektedir. Dikkat edildiğinde görülecektir ki son yıllarda küresel siyaset arenasında parlayan bir güç halini alan Çin Halk Cumhuriyeti de Afrika’da ciddi atılımlar yapmıştır. Afrika’nın Doğu ve Güney Doğu bölgelerinde demiryolu projeleri yapmaya başlamış ve Bab-ül Mendep boğazında yer alan Cibuti’de bir askeri üs açmıştır. Somali ve Cibuti Aden körfezine sınırı olan iki Afrika devletidir. Dünyadaki birçok güç Afrika’da uzun yıllar askeri güçleriyle ya da ekonomik güçleriyle barınmaya çalışmış, ancak tam anlamıyla başarılı olamamışlardır. Türkiye ise yumuşak güç vasıtasıyla Afrika ülkeleriyle hem askeri hem ekonomik ilişkilerinde oldukça ciddi ilerlemeler kaydetmektedir. Kazan-kazan politikasıyla yalnızca kazanan değil aynı zamanda kazandıran da bir ülke olarak Afrika’da varlığını güçlendirmektedir.

  1. yüzyılın başından itibaren yeni odak noktasının Afrika kıtası olduğuna ve de gücün Atlantik’ten Asya-Pasifik bölgesine doğru kaydığına dair binlerce yazılar, konferanslar, tartışmalar, kitaplar vs. ortaya konulmuştur. Filhakika bugün Çin, elinde ABD’den daha fazla dolar rezervi bulunduran bir ülke konumundadır. Aynı zamanda dünya nüfusunun neredeyse 1/5’ine sahip olan ve dünyadaki üretimin %13,8’ini tek başına üstlenen devasa bir kitleden oluşmaktadır. Dünyanın en büyük 2. ekonomisi olan Çin’in son yıllarda Afrika’dan daha büyük yatırımlarını yaptığı bir diğer bölge ise Orta Asya bölgesidir. Kuşak ve Yol Projesi kapsamında bölge ülkelerine milyarlarca dolar yatırım yapan Çin Halk Cumhuriyeti’nin bölge ülkeleri ve Rusya dışında Türkiye’yi de hesaba katması gerekmektedir.


AK Parti döneminde Orta Asya’daki Türkî Cumhuriyetlerle yakın ilişkiler kurulmuş ve bölgedeki tarihi miraslarımıza yönelik bakım, onarım ve restorasyon çalışmaları yapılmıştır. Bilhassa TİKA’nın bölgede yaptığı çalışmalar soydaşlarımızın takdirine mazhar olmuş ve bölgede Türkiye’ye karşı eskisinden daha büyük bir ilgi duyulmaya başlanmıştır. Bölgede TİKA aracılığıyla inşa edilen okullar, kültür merkezleri, sağlık merkezleri ve tüm diğer yardımlar ve destekler bölge halkına umut olmuş ve de Türkiye’nin etkisi ciddi anlamda artmıştır. Çin’in Kuşak ve Yol Projesi Güzergahında olan bu bölgede soydaşlarımızın da bulunması ve bizim bölge ülkelerine yönelik ülke olarak ortaya koyduğumuz dış politikamızın yumuşak güce ve güçlü ilişkilere dayalı olması AK Parti döneminde gerçekleştirilen bu yapısal reformlar sayesinde gerçekleştirilmiştir.

Türkiye tüm bu adımları atarken ciddi zorluklarla karşılaşmış, iç ve dış engellerle meşgul edilmeye çalışılmıştır. Bu engellerin en büyüğü, dışarıdan güdümlü, içimize sızan ihanet çetesi FETÖ’nün Türkiye’nin yumuşak gücünü istismar ederek eğitim ve kültürel faaliyetler kılıfı altında Afrika ve Orta Asya ülkelerinde uzun yıllar boyunca suç örgütü kurmuş olmasıdır. Türkiye bu ülkelerde FETÖ’nün meydana getirdiği tahribatı da onarmaya çalışmaktadır. Bu bağlamda başta Türk Kızılayı olmak üzere insani yardım kuruluşlarının ve yine başta Türkiye Maarif Vakfı olmak üzere eğitim kurumlarının da bu çalışmalardaki etkisi son derece büyük olmuştur. Türkiye eğitimden ticarete, savunma sanayiinden insani yardıma, askeri üslerden tarıma birçok alanda kapsamlı çalışmalar yürütmüş ve tüm bu çalışmaları da AK Parti döneminde istikrarlı bir biçimde sürdürülen reformlar neticesinde başarılı hale getirmiştir.

Kısaca bakıldığında Türkiye Cumhuriyeti’nin devlet yapılanmasında yapılan yapısal reformlarla birlikte Türkiye’nin dış politikasında da yumuşak gücün (soft power) önemi artmış ve Joseph Nye’nin bu tipolojisine ait ortaya koyduğu araçların yani değerlerin, kültürün, politikaların ve kurumların daha aktif şekilde kullanılması sağlanmıştır. Tüm bu yapısal reformlar sayesinde de Türkiye küresel siyaset arenasında sözü muteber olan bir ülke haline gelmiştir. AK Parti ve Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde ortaya konan bu başarı tablosu birçok uluslararası krizde onlarca ülkenin Türkiye’nin yanında yer aldığı bir tabloya dönüşmüştür.

 

Mehmet Ali Akkuş

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi

Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi

Yüksek Lisans Öğrencisi
Güncelleme Tarihi: 21 Eylül 2018, 17:23
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner5