Dipten gelen dalga: 'Kıbrıslıları sevmeyen Türkiyeliler'

KKTC ile Türkiye arasındaki uydurma söylemlere açıklık getiren Çağatay Huzeyfe Özdem çarpıcı bir yazı kaleme aldı.

Dipten gelen dalga: 'Kıbrıslıları sevmeyen Türkiyeliler'
İşte Çağatay Huzeyfe Özdem'in o yazısı:

Başlık otursun diye “Kıbrıslılar” ve “Türkiyeliler” olarak yazdım.
Anlaşılması için..

Zihnim ve ruhum bu ayrıma direndi, direnmeye de devam ediyorum hamdolsun.
Tüm can sıkıcı tecrübelere rağmen.. Doğduğum, tüm kalbimle aidiyet hissettiğim memleketimi, toprağımı, şehirlerimi, hatıralarımı ve insanlarımı seviyorum.
Sadede gelecek olursak..
Bazı dostların canı sıkılacak ama: “KIBRISLI” diye bir ırk, toplum veya millet yoktur.
Eğer Kıbrıs üzerine okuma yapıyorsanız veya adayı ziyarete gelecekseniz, “Yerli Türk Nüfusu” dendiğinde anlamanız gerekenin; Sarı Selim’in 1571’de Kıbrıs’ı fethiyle birlikte, Anadolu’dan adaya yerleştirdiği Müslümanların olduğunu biliniz..
Kıbrıslı Türk değil: “KIBRIS TÜRKÜ”
“Azerbaycanlı” değil “Azeri Türkü”, gibi..
“Kıbrıslı”, tamamen siyasi bir kavramdır.
Adadaki Müslüman Türk nüfusun, bu potada eritilip azınlık haline getirilmesi ve adanın tümüyle Batı’nın egemenliğine verilmesini amaçlayan, sinsi, yapay ve tarihsel hiçbir dayanağı olmayan uydurmadan başkası değildir “Kıbrıslılık”.
Tümüyle Enosis zihniyetinin ürettiği bir kelimedir “Kıbrıslı”.
Öyle ki, merhum R. Raif Denktaş’ın “Kıbrıslı diye bir millet yoktur. Tek Kıbrıslı, Karpaz’daki yabani eşeklerdir” demesi bundandır.

Peki, “Türkiyeliler” veya “Anadolu Göçmenleri” kimlerdir?

Türkiyeliler, 1974’de Türkiye’nin askeri müdahalesiyle Kuzey ve Güney diye ayrılan Kıbrıs’ın kuzeyine, beşyüz sene evvel olduğu gibi, yine Anadolu’dan adaya aktarılan nüfustur. Ayrıca, harekata katılan “gazilerden” bir kısmının adaya yerleşmesi de buna dahildir.. Bu göçmenler, Türkiye’nin kuzeyinden güneyine, doğusundan batısına birçok farklı bölgeden ve ilden getirilen, yönlendirilen insanlardır. Tabi, Türkiye’den nüfus akışı bugünlere kadar devam etti, ediyor. KKTC’deki hayat şartlarının zorlaşmasına bağlı olarak Türkiye’ye dönüş yapan ciddi bir kitle olsa da “yeni Türkiyeliler” 80’lerde, 90’larda da geldiler; gelmeye devam ediyorlar.

Kıbrıs Türkü ile kültürel, coğrafya ile de doku uyumunun göz ardı edilerek, “oldu bitti ile nüfus taşındığı eleştirisini” haklı buluyorum. Yerli Türklerin sakin fıtratı ve kavga sevmez tabiatının, muhtemel kötü sonuçların önüne geçtiğine de inanıyorum. Allah’a hamdolsun.. Türkiye’deki bazı kesimlerin, Suriyeli mültecilere karşın sarfettikleri sözleri ve sergiledikleri tavırları görünce, tüm olumsuz hatıralarımı silecek hale geliyorum.
Bu “gemi” tüm huzursuzluklara, beceriksiz kaptan ve mürettebatlara, dalgalara ve fırtınalara rağmen 44 yıldır yol almaya devam ediyor.
Bir alt başlıkla tabi: “Kıbrıslılar Türkiyelileri sevmez”. Burada Kıbrıslı’dan kasıt Kıbrıs Türkü’dür.

Böyle bir şey yok demeyeceğim. Bu doğrudur da diyemem.
Diyebileceğim tek şey 44 yıldır bu geminin öyle veya böyle yol alabildiğidir. Farklılıkların, kavgalara ve ayrışmalara sebebiyet vermeyeceği şekilde bu yolculuğa devam edilmesidir duam. Kıbrıs Türkü, “yerlisi” ve “göçmeni” ile çok badireler atlattı, çok fırtınalardan bu gemiyi Allah’ın yardımı ile kurtardı. Yolculuğun sürmesi ve bu geminin yenilenerek, daha da güçlenerek seferine devam etmesi gerekiyor.

Fakat, bir dip dalgası geliyor ki, bertaraf edilmesi için acilen önlemlerin alınması gerekmektedir.

Bu dip dalgasının adı: “Kıbrıslıları sevmeyen Türkiyeliler”dir.
Bilinsin ki, bu iki dedikodunun ortaya çıkmasında, yayılmasında ve neredeyse kültür haline gelmesinde “Sinsi İngiliz”in parmağı var. Birileri bana yine paranoyak diyecekler ama şüphesiz bu böyledir. Sadece şunu düşünün: Kuzey Kıbrıs’ta trafiğin soldan akmasını, İngiltere’den ikinci el arabaların getirilip neredeyse sıfır diye satışa sunulmasını, hukuk sisteminin İngilliz sistemi olmasını, elektrik prizlerinin İngiliz modeli olmasını, ev kiralarının, satışlarının Sterlin üzerinden olmasını.. daha sayayım mı? Tüm bunların neden böyle olduğunu sorgulayan kimse varmı? Ya da sorgulayanların sesi duyuluyor mu? Araştırma konusu oluyor mu? Manşetlere veya televizyon programlarına taşınıyor mu? HAYIR! Ama Türkiye’nin tüm kadim bağlarına rağmen adadaki varlığı sorgulanır durur.
Çünkü, silahla aldığımızı masada kaybetmekte üstümüze yoktur da ondan.. Neyse..
“Kıbrıslılar bizi sevmiyormuş” mottosu üzerinden, işin “bizde Kıbrıslıları sevmiyoruz o zaman” sonucuna bağlanması ciddi bir durumdur. Dip dalga dememdeki sebep, bunun henüz tedirginlik oluşturacak düzeyde olmamasıyla birlikte; “Kıbrıslılar Türkiyelileri sevmez” dedikodusunun bunu halen gölgelemesidir.

Bu dip dalganın, dedikodunun, Türkiye’ye ihraç edilmesinde dört aracımız var:
Birincisi Türkiye’den adaya gelen üniversite öğrencileri.
İkincisi, vatani görevini yapmak üzere adada bulunan askerler.
Üçüncüsü, yerli turistler.
Dördüncüsü ise medya.
Öğrenci, bayrak yarışındaki gibi adaya gelir gelmez üst devredeki öğrencilerden Kıbrıs’a dair izlenimlerini alıp serüvenine başlıyor adada. Ardından ev sahibine kızıyor. Marketteki asık suratlı kasiyere kızıyor. Okuldaki huysuz ablalara kızıyor. Ona kızıyor, buna kızıyor ve tüm kulaktan dolma etiketlerle birlikte sonuç: “Ben de Kıbrıslıları sevmemeliyim”. KKTC’deki hayat şartları ile birlikte bu dedikodunun tesiri neticelerini göstermeye başladı, geçen hafta açıklanan üniversite tercihlerine bakınca.. Bu konuda görev yine STK’lara düşüyor. Özellikle, Anadolu merkezli cemaat ve derneklerin, yurtlarında, merkezlerinde yapabileceği en büyük hizmet belki de budur: “Kardeşlere, kardeşliklerini hatırlatmak.. Düşmanların tuzaklarını boşa çıkarmak..”

Asker.. Gariplerim.. Daha 20 yaşında. Gurbete mi kafa yorsun, şafak mı saysın. Anasını özler, sevdiğini özler. Kafada bin dert, bin sorun. Çarşı izinlerinde salınmış yılkı atları gibiler Lefkoşa sokaklarında. Ne gidip kafa dinleyebilecekleri düzgün bir ortam bulabilirler. Ne de anlayışlı eşraf.. Surlariçi’nde bin dedikodu: “Kıbrıslılar Türk askerini sevmez”. Kaldırımda yürürken ters atılan bir bakışın üstüne: “evet bizi sevmiyorlar”.
Sonuç: “Biz de Kıbrıslıları sevmeyelim”. Vatani görev için geldiği toprağa ve içindekilere düşman olarak dönen genç Anadolu delikanlıları. Ne anlatacak döndüğünde? İleride, çocuğuna, hanımına ne anlatacak?
Yerli turist meselesine hiç girmeyeceğim çünkü mevcut sistemdeki tur rehberlerinin zihniyetleri ve yaklaşımları ortada. Alternatif çözümler getirilmesi şart. “Milli” rehberler, büyük ihtiyaç..
Medya’yı değiştirmek, “bölünün” değil de, “kardeş olun” diyecek seslerin yükselmesi, kalemlerin yazması bizim elimizde.
Olacak inşallah.
Bu gemi, seferine devam edecek.

Yeter ki, görünen ve henüz görünmeyen tehlikelerin farkında olalım.
Fakat herşeyden önce, Allah aşkına! LÜTFEN:
Türkiye bürokrasisi ve sivil toplumu, bu dipdalganın farkına varsın. Türkiye içerisinde de gerekli adımları atsın. Şimdi bunun çalışması başlatılmazsa, yirmi yıl sonra, parayla üstesinden gelemeyeceğiniz bir sorunla yüzleşeceksiniz.
Ulusal ve küresel boyuttaki çıkarlarınızı da artık daha da yakından ilgilendiren milli davamızın en önemli dayanağı olan “Anadolu insanının adaya olan bağlılığında” depremler yaşayacağız.
Hemen, şimdi birşeyler yapmalısınız.
Güncelleme Tarihi: 11 Eylül 2018, 15:46
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER