Kapatın şu fitne yuvasını, AB ofisi de neymiş?

Çağatay Huzeyfe Özdem kaleme aldığı ''Kapatın şu fitne yuvasını, AB ofisi de neymiş?'' başlıklı yazısında çarpıcı ifadelerde bulundu.

Kapatın şu fitne yuvasını, AB ofisi de neymiş?
İşte Özdem'in söz konusu yazısı:

Sıkıntılı zamanların içerisindeyiz.

Kıbrıs ve bölge, hiç olmadığı kadar değerli.
Kırktan fazla ülke “söz söylemek” üzere yüzünü Akdeniz’e dönüyor.

Para konuşuyor. Siyaset konuşuyor. Gazeteciler, akademisyenler, liderler, kanaat önderleri..
Soğuk savaş konforuna alışmış dünyamız, keyfinin kaçacağı sinyallerini aldıkça sinirler geriliyor, sesler yükseliyor, yeni kartlar açılıyor.

Bir yerlerde canlar veriliyor, canlar alınıyor. Görünen ve görünmeyen boyutlarda savaşlar yaşanıyor..

Cepheler kuruldu, kuruluyor.
Cepheler yıkıldı, yıkılıyor.
Dengeler çok hızlı değişebiliyor, dostlar düşman-düşmanlar dost oluyor.
Büyük devletler birbirlerini tartıyor.
Kendi sınırlarından uzaklarda, Orta Dünya’da bilek güreşleri tutuyorlar.
Uyuyan devler uyanıyor, yüz yıldır zulmünün ulaşmadığı yer bırakmayan devler uyumaya hazırlanıyor.

Süper güçler yerini bölgesel güçlere bırakıyor.

Paranın adı ve değeri değişiyor. Lüksün tanımıyla birlikte ihtiyaçların boyutu değişiyor.
Bir asır önce üzerine ölü toprağı atılmış toplumlar bir araya gelirken, galaksileri dahi sömürgeleri haline getirmeyi planlayanlar parçalanmanın eşiğinde vakitlerini bekliyorlar. Çaresizce..

Avrupa Birliği denilen “Katolikler Kulübü” çatırdıyor.

Şeytanın boynuzu, İngiltere çekildi. Mültecileri, ekonomiyi ve üstesinden gelinebilecek meseleleri bahane edip koptu, hiçbir zaman tam anlamıyla dahil olmadığı birliklerinden.
Almanya, hamisi ABD’ye kafa tutarak kazan kaldırdı. Bedelini nasıl ödeyeceğini, ülke yönetimini ve istihbarat teşkilatı BND’nin kontrolünü elinde tutan CIA’nın, Hansların başına ne çoraplar öreceğini göreceğiz. 1500 ton altınını ABD’den geri çekmesi de rahatlatmaya yetmedi.
Yunan.. İngiliz’in sadık köpeği. AB’nin şımarık ve azgın çocuğu. Açlıktan ölmesinler diye tüm birlik seferber olsa da, Yunansitan’ın artık “kronik” yoksullaşma ve işsizlik problemleri var. Batacak, çaresiz..

“Paris her zaman iyi fikirdir” diyenlerin sayıları da günden güne azalıyor. Yüzyıldır işgal edip sömürdükleri mazlum ülkelerin, iş gücü ve devşirme olarak ülkelerine aldıkları nesilleri şimdi başlarına bela oldu. Irkçılık ve ayrışma had safhaya ulaşarak toplumsal huzur dinamitlendi. Ortadoğu’yu ateşe verirken kullandıkları terör örgütlerinin yaktığı ateş dönüp yüzlerine vurdu.

İtalya, Portekiz, İspanya..

Sömürerek ve katlederek yükselttikleri “kapitalizmin mabedleri” geriliyor, batıyor, iflas ediyor.

İşsizlik, huzursuzluk, geleceğe dair umud ve birlikte yaşama bilinci yok oluyor.
Amerikan Rüyası gibi Avrupa Birliği ekolü de tarihin sayfalarına karışıyor..
Hal böyle iken, kurtuluşlarının reçetesi olarak Akdeniz’de bir savaşla birlikte, savaşın maliyetini çıkaracak rezervlere gözünü dikmiş, sonunu çaresizce bekleyen “katolik katillerin” nüfuzunu kırmak gerekir.

Para ve siyasi güç ile insan devşirip, toplumu dönüştürme, özünden koparıp, içini boşaltıp sömürge haline getirme yönünde varlık gösteren AB Koordinasyon Merkezleri’nin Lefkoşa’nın kuzeyindeki ofisi kapatılmalıdır.

AB ofisinin, İplik Pazarı’ndaki ofisine kilit vurulmalı, bugüne kadarki operasyonları ifşa edilmeli, destek verdikleri STK’larla olan gizli ajandaları kamuoyu ile paylaşılmalı, bünyelerinde çalıştırdıkları ve zaman zaman ev sahipliği yaptıkları “uluslararası ajanlar ve ajanların faaliyetleri” toplumla paylaşılmalıdır.

Ara bölgede faaliyet gösteren AB ülkeleri enstitülerinin, KKTC’yi tanımadıkları için kuzeyde dernekler üzerinden faaliyetler yürüttüklerini; KTÖS’ün Fransız Kültür Derneği ile olan partnerliğini biliyoruz. Tüm bu enstitülerle birlikte, taşeronluklarını yapan derneklerin, AB ofisi ile olan münasebetleri, hibe programları ve gizli ödeneklerle “temsilcilere” aktarılan milyonlarca euroların akibeti Kıbrıs Türkü ile paylaşılmalıdır.

TC Gençlik ve Spor Bakanlığı Koordinasyon Ofisi’nin Lefkoşa merkezinin açılması için çalışma başlatılan günlerde, belli grupların nasıl sokağa döküldüğünü hatırlıyoruz. Sosyal medya ve sokak eylemleriyle, çirkin ve hakaretvari söylemler üzerinden Türkiye’ye karşı kışkırtılan gençleri hatırlıyoruz. Ardından, o gençlerden hangilerinin nasıl şekilde ödüllendirildiklerini devletimiz bizle paylaşmalıdır. Neyin karşılığında hangi mükafatların verildiğini bilmemiz gerekmektedir.

Belli bakanlıklardaki birtakım bürokratların, özellikle AB bursları veya ilgili yönlendirmelerle Avrupa’da tahsil görmüş kamu görevlililerinin, ofis üzerinden kariyerlerine ve makamlarına ne gibi müdahelelerde bulunulduğu da açığa çıkarılmalıdır. Farklı aile, isim ve soylardan gelen şahıslardan, adeta kendine bir hanedan soyu türeten AB’nin foyası meydana çıkarılmalıdır.

AB ve ülkeleri, freni patlamış bir kamyon gibi yokuş aşağı, acı sonlarına sürüklenirken peşlerinden gitmemeliyiz.

Yaşamakta olduğu “dönemsel, geçici” sıkıntılarını aşacak güçte.. ve dünya ile mazlum milletler için Allah’ın izni ile yegane umut ışığı olan Türkiye’mizin, Anavatan’ımızın gölgesi altında olmaktan başka “varoluş” yolumuz yok-tur!

Velhasıl: “Taşları çözün, köpekleri bağlayın!” - KAPATIN ŞU FİTNE YUVASINI..
Güncelleme Tarihi: 09 Eylül 2018, 17:23
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER