Tufan Hoca'nın arabası

Kıbrıs gündemi hakkında yaptığı yorumlarla dikkat çeken Çağatay Huzeyfe Özdem, KKTC Başbakanı Tufan Erhürman'dan bahsettiği bir yazı kaleme aldı.

Tufan Hoca'nın arabası
İşte Özdem'in söz konusu yazısı:

Geçtiğimiz hafta, geç bir vakitte..

Başbakanlık binası önünden geçerken, kapıdan bir araç çıktı ve o önde ben arkada ışıklara doğru seyrettik.

Trafik ışıklarında durunca farkettim ki, arabayı kullanan Tufan Hoca. Yani Başbakan Tufan Erhürman.

Arabası ise, piyasa değeri otuz bin liranın altında bir Japon markası.

O an düşündüm, kapıdan çıkan bir sağ parti lideri olsaydı, bu önümdeki araç hangi Alman markası olurdu? Ya da kaç koruma aracı ona eşlik ederdi?

Kıbrıs Türk Solu, kendi içerisinde, gayri millilik de dahil birçok problemi barındırsa da, yıllardır muhalefette olmalarının verdiği bazı artıları henüz kaybetmediler.
LTB Başkanı Harmancı’nın makam aracı yerine zabıta aracıyla gezmesi, Lefkoşa’yı yaşanılabilir bir şehir yapmasa da, bir vatandaş olarak benim hoşuma gitmiyor değil.
Sosyalist düşüncedeki siyasilerin, tarih ve din ile verdikleri gereksiz kavgayı bir kenara bırakarak, evrenselliği reddetmeyen millilik çerçevesinde bir anlayışına geçmeleri durumunda; topluma üst perdeden bakmama ve fırsat eşitliğine inanmaları, onları hem daha inanılır hem de daha güçlü kılacaktır.

Tabii ki bu mümkün değildir. Hele ki Kıbrıs Türk solu için hiç mümkün değildir.
Çünkü, fikir ve politikaları temelde Türkiye karşıtlığı, son dönemde pratikte ise İslam karşıtlığı üzerinden yürümektedir.

Her ne kadar strestli günler geçirse de, Tufan hoca, lüks sayılmayacak arabasında mutlu görünüyordu.

Mesele tümüyle bu işte: Mutlu olmak.
Sahip olduklarınla mutlu olmak. Daha fazlasına sahip olma azminden sıyrılmadan, kanaatkar olmak.
Kriter ise, elindekilerle, ailene ve çevrene ne kadar faydalı olabildiğindir.
İçerisinde bulunduğumuz mutsuzluğun, huzursuzluğun, ümitsizliğin, karamsarlığın temel sebebi bu.
Kanaat sahibi değiliz.

Dövizdeki artış, hayat pahalılığı, sonu gelmeyen zamlar, ülkedeki ve coğrafyadaki belirsizlik.. Hepsinin temelinde, “az ile yetinememe” veya “az ile yetinmeye mecbur olacak bir gelecek kaygısı”.

Ellerimiz çok alıştı Mercedes direksiyonlarına. Ayaklarımız bin liralık ayakkabılara. Boş vakitlerimizi lüks otellerde ve gösterişli seyahatlerde geçirmeye alıştık. Yenisi çıkar çıkmaz telefonumuzu değiştirmeye, her haftasonu meyhanelere yüzlerce lira bırakmaya alıştık.
Evlenmeden hazır edilen dairelerimize, ehliyet alır almaz altımıza çekilen arabalara alıştık. Evlerde tütmeyen ocaklara, hergün dışarda geçiştirilen öğünlerimize alıştık.
İş beğenmeyip devlet kapısını zorlarken, cebimize harçlık konmasına alıştık. Tembelliğimizi ambargolara, hırsımızı da Federe olamayan Kıbrıs’a yamamaya alıştık.
Bir Denktaş vardı, iyiyi de kötüyü de O’na yüklediğimiz ve rahatladığımız. O gitti. O’nun da yokluğuna alıştık çabucak ama yük sırtımıza kaldı, yüke alışamadık.

Sabah televizyonlarda, radyolarda “insanımıza yazık” diyenlerin, aynı zamanda gayri menkul zengini olduğu ve de aynı zamanda hükümetin vatandaşı koruma amaçlı sabitlediği kira kurlarını dikkate almayarak kiracısına “ya öde ya da çık” dediği günlere uyandık.
Mutsuz uyandık.

Çünkü mutluluğumuzun yegane kaynağı “para” eksiliyor. Lüks eksiliyor. Ganimet ve avanta eksiliyor. Çalışmadan, emek vermeden, düşünmeden, hesap etmeden hayatta kalımayacağı gerçeğiyle yüzleşiyoruz.

Maskeler düşüyor ve herkes can havli ile gerçek yüzünü gösteriyor.
21. YY’a geç kalınmış bir girişle, büyük bir patırtı ve travma ile giriyoruz.
20. yüzyılda babalarının, bankalara yatırdıkları paralarının %200 faizini alarak sefa sürdüğü çocukları olarak bizler, şimdi o paraları “vahşi kapitalizm ve faizci düzene” misliyle geri ödüyoruz.

İnsanların kadeleri olduğu gibi, toplumların da kaderleri vardır.
Buradan da iki pencere açılıyor önümüze.
Birincisi: "Hak tecelli eyleyince her işi asan eder, bir lahzada halk eder, esbabını ihsan eder"
Yani, Allah isterse her işi bir anda sebepleriyle yaratır. Ne olduğunu anlamadan kendini kaderinle boğuşurken bulursun. Fakat bilirsin ve hatırlarsın, geçmişi, bugüne kadarki evrimini..

İkincisi ise İbn Haldun’un bir yorumudur: “Milletlerin kaderini bazen coğrafya tayin eder”
Şu an ve önümüzdeki belki çeyrek asır boyunca dünyanın en önemli ve kırılgan noktasının ortasındayız.

Birtakım güçlerin mutluluğu, bizim mutsuzluğumuza bağlı.
Mutluluğumuzun, mutluluğuna bağlı olduğu tek güç ise Türkiye.
Tavırlarımız ve tercihlerimiz, bizle birlikte bizden sonrakilerin de mutluluğunu belirleyecek.
Velhasıl, mutlu olmak istiyorsak kanaat etmeyi bileceğiz.
İnsanı, hayatta kalmaktan daha fazla mutlu eden çok fazla şey yok.
Gerekirse Tufan Hoca’nın arabasına bineceğiz bir süre.
Güncelleme Tarihi: 23 Eylül 2018, 11:35
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner5