'Yerli üretim için yerli bilime dönmeliyiz'

Bilim ve eğitim ilişkisiyle ilgili açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Osman Çakmak, yerli ve milli olmanın tek kurtuluş reçetesi olduğunu belirtti.

'Yerli üretim için yerli bilime dönmeliyiz'
İşte Prof. Dr. Osman Çakmak'ın o yazısı:

Kendi referans sistemlerimizi kurmadıkca bilimi kendimize mal etmemiz mümkün olabilir mi?

Bilim evrenseldir ama hedefleri milli olmak zorundadır. Bilim sizin kültürünüzün, dininizin, ekonominizin, sanatınızın emrinde olmak zorunda.

Gençlere “ithal” bilimi okutarak “milli” ve “yerli” düşünmesini, memlekete faydalı olmasını bekleyemezsiniz.

Aklı başında ülkeler şöyle yapıyor. Örneğin Ruslar’a bakalım. En basit bir örneğini vereyim. Newton Kanunu’nu bile Newton kanunu ve prensibi diye okutmuyor. Newton-Chelowski Kanunu diye ad vererek “milli” ve “yerli” hale getirmişler. Kendi ülkesinden bir ismi yanına koymuşlar. Böyle yapmakla kendi insanına şunu demek istiyor: Bizim kültürümüzde de böyle buluşçu insanlar var.

Hâlbuki Batı bilimi Müslümanlar’dan alırken o insanların ismini söylemedi. Müslümanların isimlerini eserlerine yazmadı. Kopernik’in buluşları aslında İbn-i Şatir’den aşırmadır. Kopernik’in yanında İbni Şatir’in de ismi olmalıydı.

Hiçbir zaman kitabında İbn-i Şatır demiyor. Leonardo Da Vinci’nin buluşlarında El-Cezeri’den çokça faydalandığına dair belgeler var. Mühendislik dehası El-Cezeri’den 250 yıl sonra gelen Da Vinci’nin aynı şeyleri çizmesi tesadüf olabilir mi?

Sibernetik ve otomatik sistemlerin başlangıcı konusunda; Fransızlar Descartes ve Pascal’ı; Almanlar Leibniz’i, İngilizler de R. Bacon’ı öne sürseler de, ilk ortaya koyan ilim dünyasına ilk sunan araştırmacı Cezerî’dir. Aynı zamanda ilk sistem mühendisi, ilk sibernetikçi ve elektronikçi ve bilgisayarın babasıdır Cezeri. Bilgisayarın babası yanlış olarak İngiliz matematikçi Charles Babbage imiş gibi lanse edilir.

Günümüz fizik ve mekanikçileri, “Isı etkisiyle haberleşerek denge kurma” sisteminin, ilk olarak J. Watt’ın 1780’de regülatörü keşfiyle başladığını söylerler. Fakat bunun da yine Cezerî’ye dayandığı, onun meşhur eseri Kitabü’l-Hiyel’in 171. sayfasındaki şekilde açıkça görülür.

Böyle daha yüzlercesi var. Bu saydıklarım ancak okyanusta damla olabilir. Newton’un yanına bizim tarihimizden bir isim verebilirdik. Örneğin Nasiruddin el-Tusi ve İbni Sina gibi. Mikrobu ilk bulan Fatih Sultan Mehmet’in hocası Akşemsettin’dir. Bizim ders kitaplarımız mikrobun mucidi olarak Pasteur’u okutur.

Yakın tarihimizin büyük Türk Bilimi insanlarına da sahip çıkamıyoruz. Örneğin daha yakın bir zamanda vefat eden Fuat Sezgin… Dünya biliminin Müslüman bilim adamlarınca inşa edildiğini dünyaya ispat etti. Ama bizim Batıya endeksli anlayışımız yüzünden Sezgin’in buluşlarını kendimize mal edemedik.

Fuat Sezgin’in ortaya koyduğu şekilde okullarımızda tarih dersi; bilim tarihi okutabilseydik, gençlerimizdeki kendine güvenle gelecek değişimi hayal bile edemiyorum.

Üretim ve icat ve yeni ürün geliştirmenin önünde bin bir engel varken; acentecilik alabildiğine kolaylaştırılmasını nasıl okumak lazım?

Yasal ve bürokratik engellemeleri kim destekliyor?

Bu soruları, özellikle bilim dünyasının başındakilere; başta YÖK yetkilileri olmak üzere Üniversitelerimizin saygın rektörleri, dekanları, enstitü müdürlerine yöneltmek istiyorum. Bu konularda araştırma yapılıyorsa, bunları neden basınla ve ilgililerle paylaşmayız.

Üniversitelerimiz yerliye dönüş için neden öncü proje ve çözümlere imza atamıyor?

Daha doğrusu üniversitelerimizin kalkınmada öncü ve motor haline gelmesi ve beyin fonksiyonu ifa edememesindeki engeller neler?

Yerli otomobil konusuna gelelim. Bunca istek ve destek varken bir türlü gerekli adımlar atılamadı. Bilim dünyası üniversiteler gerekli desteği verdi mi?

Türkiye kendi ilaçlarını da üretmiyor farkındaysanız. Kanserden tansiyona şekerden kalp ve böbrek ilaçlarına kadar tamamının etkin maddeleri yurt dışından getiriliyor.

Temizlik maddesi Bor ürünü Etimatik. Bu ürüne neden layık olduğu desteği veremiyoruz?

Bunun gibi onlarca ayrı sektörü sayabiliriz.

Yapabileceklerimiz, imkânımız, insan kaynağımız, potansiyelimiz ve paramız var.

Yağ, un, şeker hazır…

Ne yok? Kim engelliyor?

Evet vatandaşlarımızın bu ve benzeri soruları cevapsız kalıyor genelde.

Çabaların sonuçsuz kalmasında anahtar noktaya dikkatleri çekmeye çalışacağım.

Kendi kültürünüzle yetiştiğinizde büyük düşünebiliyorsunuz. O takdirde mucit insanlar, büyük sanatçılar çıkabiliyorsunuz. Kendi milli üniversitenizi kurabiliyorsunuz; Dünya çapında üniversiteleriniz oluyor.

Çünkü medeniyet kendi tekniğini üretir.

Kendi metafiziğimize ait teknik üretimine geçeceğiz. Teknik kendi kültürümüzden doğacak. Bilimde ve eğitimde kendi referans sistemlerimizle ayağa kalkacağız. Kendi modellerimizi ortaya koyacağız. Her bilimsel ifade eğitime dair her metot kendi kültürümüzün çocuğu halini alacak.

Hâlbuki eğitim düzeninde arz eden manzara şu: Seküler bilim ve eğitim anlayışı insanları; ruhani tüm bağlarından kopartıp, tamamen dünyaperest yapmış bulunuyor. Allah inancı yerine seküler bilimin tanrıları (tabiat, tesadüf ve sebebler) yer alınca, gençlerimizin imanı ve inancı (ve dolayısı ile ahlakı) elinden alınmaktadır.

İlimden irfana giden yol kapanınca mekanik bilgiye odaklı sınavcı eğitim anlayışı ile insanımız bir yandan fikir yürütemez (düşünemez- sorgulayamaz) hale getirilirken, bir yandan da seküler bilimin mana ve kökten uzak hali, dünyevileşmenin temeli, manadan ve özden uzaklaşmanın kaynağı olmaktadır.

İddialı olduğunuz alanlarda bile söz sahibi olamıyorsunuz. Örneğin İnşaat alanında bu kadar ileri olmamıza rağmen, bize hitap eden bir konut projesi olmadı. TOKİ inşaatlarına bakalım. Avrupa’dan tornistan projeleri kesip kopyalayıp yapıştırarak projelendirildi. Baksanıza, en basitinden çocuklar ya da 60 yaş ve üzeri nasıl abdest alacak? Düşünülmüş değil. 80-90 cm lavabolara ayaklar nasıl kaldırılacak? İbadet yapmayı engellemek için tasarlanmış yapı görüntüsü veriyor. En basit bir ayrıntıda bu böyleyse, mutfak ve diğer ayrıntıları siz düşünün. Çünkü CE ve TSE markalı malzemeler bizim insanımıza göre değil. Avrupa insanına göre tasarlanıyor. Alafranga tipi tuvaletlerin yaygınlaşmasını nasıl izah etmeli?

Kendi bilim ve eğitim anlayışını geliştirmezseniz, körü körüne Batı taklitçiliği sizi buraya getirir.

Sorun şu: yerli ve milli olamadığınızdan (engellerden dolayı) taklit ve kopya “karikatür taklit”leri ortaya çıkıyor. Kimliğinizi bulmamışsanız, aşağılık kompleksi sizin büyük düşünmenize engel oluyor.
Bu eziklik içinde BATI kolayca kendi sistemini dayatıyor size.

Kimliğinizi bulmadan kalkınmak hayal. Taklitlerden kurtulamazsınız. Önce “kendiniz” olacaksınız. Kendi kimliğinizi bulacaksınız.

Aksi halde krizler yakanızı bırakmaz. Ekonomi kırılgan yapıdan kurtulamaz.

Nereden başlayacaksınız?

El-Kindi, Einstein’dan 1100 yıl önce 800 yılında, izafiyet teorisi ile uğraşır. Behram Kurşunoğlu Einstein ile çalışmış. Onun eksikliklerini tamamlamış bir bilim adamı. Einstein’in teorilerinin yanına El-Kindi’nin ve Kurşunoğlu’nun ismini ilave edebilirdik.

Oktay Sinanoğlu, moleküler biyolojide, fizik ve matematik alanında büyük buluşların sahibi. Yıldız Teknik Üniversitesi Kimya Bölümünde çalışırken Bölümde kendisine neler yapıldığını Türk Aynştaynı kitabında anlatır. Bölümde kendisine her türlü taciz yapılmış. Daha başka ayrıntılarını meşhur Beyin Cerrahı Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın’dan dinlemiştim. Sinanoğlu aynı zamanda Batının, özellikle ABD’nin iç yüzünü ve niyetini deşifre eden adam. Sinanoğlu’nun fikirlerinin değerini son günlerde daha iyi anlamaya başladık.

Sinanoğlu çapında büyük bilim adamları neden bizim üniversitelerde yer bulamamaktadır? YÖK düzeni çalışanı engellemek için kurulmuştur çünkü. YÖK sisteminin sömürü sistemi olduğunu en güzel anlatanlardan birisi de şüphesiz Sinanoğlu’dur. Darbe anayasası ürünü olan YÖK düzeninden kurtulup, kendi milli üniversitemizi kurmadıkça, YÖK’ün topluma hizmeti değil; yabancı dilde yayın esas alan kriteri ile üniversitelerimizin Batı’ya taşeronluğu devam edecektir.
Güncelleme Tarihi: 20 Eylül 2018, 11:57
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER