banner16

Ah o berceste yıllar!..

Eğitimci-yazar Mehmet Emin Sofuoğlu, 90'lı yıllardaki dava samimiyetinin günümüzde yitirildiği yönünde açıklamaların bulunduğu bir yazı kaleme aldı.

Ah o berceste yıllar!..

İşte Sofuoğlu'nun söz konusu yazısı:

Gençliğimizin en deli yıllarında yaşadığımız hatıralarımızın gözümüzde canlandığı ıssız gecelerde, boğazımıza sepsert bir yumrunun oturarak, gözyaşlarımızın ılık ılık yanaklarımızdan süzülürken daldığımız bir yalnızlık tefekkürü...

‘90 lı yıllar..
İnancı gereği tesettüre bürünen genç kızların terörist gibi sunularak okullarda okuma haklarının ellerinden alındığı, uğruna nice acılar çekilen “başörtüsü”nün, soylu bir mücadeleyi sembolize ettiği ve bu uğurda masum istikballerin söndürülüp acımasızca yok edildiği yıllar..
Bir vakit namazını kaçırınca tam kırk gün acı çeken, gözünü ve gönlünü harama çevirmeyen, okuyan ve inandığını yaşamaya çabalayan tertemiz gençlerin, devlet kadrolarına alınmadığı, memur-amir yapılmak şöyle dursun, fabrikalarda bile çalıştırılmak istenmediği yıllar..
Sakallarımızın ve saçlarımızın simsiyah, ama kalbimizdeki dava aşkımızın bembeyaz olduğu yıllar..
Filistin'in, Keşmir'in, Cezayir'in ızdırabını taa göğsümüzün ortasında, kanayan bir yaranın acısı gibi sürekli hissettiğimiz yıllar..
Ne kadar İslam düşmanı varsa, hepsinin, konferanslarda, mitinglerde, televizyonlarda ve gazetelerde, mukaddesatımıza hakaret etmek için sıraya girdiği yıllar..
Mü'minlere, mazlumlara yapılan zulümleri sona erdirmek, bozguna uğratılmış yeryüzüne Hakkı, adaleti ve merhameti hakim kılmak için uykularımızı haram ettiğimiz yıllar..

Kutlu mefkuremizin sorumluluğu altında ezilen omuzlarımıza inat, katmerli bir heyecan ve samimi bir coşkuyla mübarek devrimler planladığımız yıllar..

Namazlarımızı cemaatle kılmak için hassasiyet gösterdiğimiz, inandığımız gibi yaşamaya gayret ettiğimiz, haftalık sohbetlere, zikirlere Allah'ın rızasından başka hiç bir amacımız olmadan ihlasla gittiğimiz yıllar..

Bir göz odası ve bir de iki metrekare mutfağı bulunan vakıflarda, iplikleri dökülmüş halıların üzerinde diz çökerek yaptığımız diriliş sohbetlerinden sonra, mis gibi kokan çaylar içtiğimiz yıllar..
Cebimizdeki bir kaç kuruşu birleştirerek alkol satmayan bakkaldan aldığımız 30 luk bir koli yumurta ile tavada yaptığımız bol soğanlı melemeni, sıcak ekmek ile beş dakikada hüplettiğimiz yıllar..
Buz gibi sularla abdest alarak her akşam başka bir camiye, toplu halde okuduğumuz “Bir avuçtuk biz, göklere sığmayan, bir avuçtuk biz cennete susayan…” ezgisine, Ömer Karaoğlu’ndan, Eşref Ziya Terzi’den, Taner Yüncüoğlu’ndan marşlar ekleyerek  teravihlere gittiğimiz yılllar..
Kaçak göçek kurban derisi topladığımız, stadyumları doldurarak; "Biz, biz, biz, Fatihlerin nesliyiz!" diye sağ yumruklarımız havada, göklere doğru var gücümüzle haykırdığımız yıllar..
Saunalı lüks evlerimizin, ithal lüks arabalarımızın olmadığı, baby shower partilerinin aklımızın kıyısından bile geçmediği, doğum günleri kutlama asortikliğini kendimize yakıştıramadığımız yıllar..
Lüks mekanlarda kocaman organizasyonlar düzenleyerek önüne protokol sehpaları koyacağımız ne vekil, ne başkan ne de müdür dostlarımızın olmadığı yıllar..

Güncelleme Tarihi: 31 Ocak 2019, 14:43
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner5