AK Parti İstanbul'da neden kaybetti?

Yazar ve düşünür Yusuf Karamanoğlu'nun yorumuna göre AK Parti'ye İstanbul'u kaybettiren meselenin ne olduğu konusundaki makaleyi siz değerli okurlarımızla paylaşıyoruz.

AK Parti İstanbul'da neden kaybetti?

İşte o yazı...

İstanbul seçimlerinin bu şekilde sonuçlanmasının hayra vesile olacağını, bu vesileyle birilerinin şapkalarını önüne alıp, gerçekten samimi, maddi hiçbir çıkar düşünmeksizin, vatanı, milleti için çalışacak milli bir ekiple birlikte tüm bu sorunların Allah’ın izniyle çözüleceğine inanıyorum. Bu memleketin gerçek evlatları henüz ölmedi…

KULİSLERDE EN ÇOK KONUŞULAN MESELE TEŞKİLATTAN ÖNCE GÜVEN SORUNU!

AK Parti’nin İstanbul’da neden kaybettiğini tek kelimeyle özetle deseler verilecek cevap ; ‘’güven sorunu’’ olurdu.

NEDEN GÜVEN SORUNU?

Öncelikle problemin nereden kaynaklandığını, sorunun Binali Yıldırım’da mı yoksa genel olarak Ak Parti’de mi sorun olduğunu, başta Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere AK Parti teşkilatı artık ciddi olarak ele almalı ve bir an önce çözüm için harekete geçmeli.

Bugün Türkiye için en büyük güvenlik tehdidi nedir diye sorsak; defaatle FETÖ cevabını alırız. PKK diye bir sorunumuz neredeyse kalmadı. Neden? Çünkü PKK silahlı bir düşman ve onunla görerek mücadele ediyoruz. Gördüğünüz düşmandan korkmanıza gerek yok. Asıl tehlikeli olan, görünmeyen düşman. Kim bu görünmeyen düşman? Tabii ki FETÖ!

FETÖ/PDY Silahlı terör örgütü dünyanın belki de en omurgasız teşkilatı. Omurgası olmayan bir örgütle mücadele son derece zor bir mücadele. Bu örgüt amip gibi… Asalak bir yapıya sahip. Her yere kolayca sirayet ediyor ve bulunduğu kabın şeklini alıyor…

Millet olarak bu omurgasız, bizden görünen, alnı secdede görüntü verdiklerinden ‘’bunlardan zarar gelmez’’ diye düşündüğü örgütün nasıl bir canavara dönüştüğünü 15 Temmuz’da net bir şekilde gördük. 15 Temmuz sonrasında başta Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere FETÖ ile amansız bir mücadele başladı. Başladı başlamasına da; çok plansız ve programsız bir mücadele başladı. Hatta yanlış yerden başladı. Yukarıdan aşağı yapılması gerekirken, aşağıdan yukarıya yapıldı. Fetöcüye, FETÖ temizliği yaptırıldı. Bu nedenle de birçok mağdur oluşturuldu. Devlet, güvenlik refleksiyle önce örgütün silahlı kanadına, yani ordu ve emniyet içerisinde bulunan hücrelere yöneldi. Bunun yanında siyaset ve bürokrasiye neredeyse hiç dokunulmadı. Bu örgütün insan kaynağı merkezi olan eğitim sistemine ise neredeyse hiç dokunulmadı. Üniversiteler ve üniversitelerden sorumlu olan YÖK’e hiç dokunulmadı! Hala üniversitelerin yüzde 80’i FETÖ hâkimiyetinde. YÖK zalimlerin hamisi olmuş. Yeni atanan rektörlere ilk talimatı; ‘’Eski rektöre, dekanlara bulaşma. Kendi işine gücüne bak’’ oluyor. Niye? Niye kardeşim niye? Aranızda organik bir bağ yoksa, bu talimat niye?!

YÖK ve üniversiteler temizlenmeden eğitim sistemi millileşmez; eğitim sistemi millileşmeden bu ülkede hiçbir olumlu değişiklik olmaz. Olur, ama pansuman niteliğinde olur…

Sayın Cumhurbaşkanımız hep güvendiği yerlerden darbe alıyor. Dedik ya; bu örgüt öyle omurgasız ki her yere sızmış. Hak’tan görünüp, hep sağdan yanaşarak verdiği suflelerle emeline ulaşmış. Hala da üfürmeye devam ediyor…

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere; Kara Kuvvetleri, Hava Kuvvetleri, Deniz Kuvvetleri komutanlarının yanı başına kadar ‘’yaver’’ olarak sızan bir örgütten bahsediyoruz. Silahlı Kuvvetler içerisinde bu kadar sinsice yükselebilen bir örgütün sivil hayatta nerelere sızabileceğini bir düşünün! Omurgasız oldukları için; sol cenahta, sağ cenahta, derneklerde, vakıflarda, hukuk alanında, adalet sisteminde, ekonomik alanlarda kolayca yerleşmişler. Bunların kriptolarını tespit etmeniz neredeyse imkânsız. Tüm bu sayılan alanlara insan kaynağını nereden sağlıyorlar peki? Bunların bataklığı neresi? Bu bataklık kurutulmadan mücadele başarılı olabilir mi? Bataklığın neresi olduğunu tespit etmek için istihbarat elemanı olmanıza gerek yok. FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü’nün bataklığı; eğitim sistemimizdir. Yani YÖK başta olmak üzere üniversitelerdir! Daha sonra lise, ortaokul ve ilkokul gelmektedir. Çünkü lise, ortaokul ve ilkokullarda yapılanmayı sağlayan öğretmenler, üniversite tezgâhından geçmektedirler.

Üniversiteler nerelere eleman yetiştiriyorlar? Aklınıza gelen her yere… Çocuklarımızın öğretmenleri, muhasebenizi tutan mali müşavirler, avukatlar, doktorlar, gazeteciler, televizyoncular, bilgisayarcılar, satış elemanları vb… Bunun yanında bürokratlar, siyasiler ve bunların yan kollarının tamamı üniversite tezgâhından geçmiyor mu?! Peki bu örgüt, kendilerinden olmayan vatan evlatlarını daha ilkokuldan fişleyip her alanda yükselmesine mani olmuyor mu?! Yüksek lisans, doktora yapmalarına engel olmuyor mu?! Kendi elemanlarına çalıntı tezlerle her türlü imkanı sağlayarak her yere yerleştirmiyor mu?!

AK Parti, FETÖ mücadelesinde yeterince başarılı olamadı. Bunun sebebi her neyse, sonuç bu. Cumhurbaşkanına birileri sürekli hedef şaşırttı. Cumhurbaşkanını halkın gözünden düşürmek için çok sinsice planlar yapılıp uygulandı. Cumhurbaşkanı da olsanız birilerine güvenmek durumundasınız. İnsan olmanın doğal sonucu bu. Cumhurbaşkanı FETÖ ile mücadeleyi başlatan isim. Bu yüzden O’nun hakkında bu konuda farklı bir yaklaşımda bulunmak çok büyük haksızlık olur. Kendisi ve ailesi hedef alınan, yok edilmek istenilen Cumhurbaşkanının bu konuda samimiyetinden kimse şüphe edemez. Ama etrafı için aynı şeyi söylemek mümkün değil. Milletvekili adaylarını, belediye başkanı adaylarını belirleyen her kim ve kimlerse; neredeyse geçmişinde FETÖ iltisakı olmayan kimseyi aday göstermedi. Geçmişinde bütün çocuklarını bu örgütün okullarında okutmuş, yayın organlarında röportajlar vermiş, örgüt liderine övgüler düzmüş kimseler çok önemli makamları işgal etmişler ve etmeye devam ediyorlar. FETÖ’ye her türlü maddi desteği vermiş, hatta ortağı yurtdışına FETÖ’den dolayı kaçmış kişiler hala belediye başkanı. Bunların FETÖCÜ olmasına gerek yok. Belki değildirler. Ama geçmişinde bu tür iltisakı olanlardan başka bu görevi yapacak hiç mi vatan evladı kalmadı?! Bunlara devletin kurumlarında görev yaptırılması, görev verilmesi ne kadar doğru?

GÜVEN MESELESİ

Bir taraftan vatandaşa ‘’babanız da olsa bu örgütle bağlantısı varsa bildirin’’ derken; bir tarafta vatandaşın gözünde FETÖCÜ olan kişileri en yakınınızda bulundurursanız, kendinize olan güveni sarsarsınız. Fark edilsin ya da edilmesin; dışarıdan vatandaşın gördüğü görüntü bu.

Bir tarafta bu örgütle ‘’canını ortaya koyarak mücadele edenler bu örgüt mensuplarınca her türlü zulme uğruyorken, hayatları zindana dönüştürülüyorken’’; öbür tarafta adalet mekanizması dahil olmak üzere devletin kurumları ‘’bu zulme dur demiyorsa, seyirci kalıyorsa’’, siz bu mağdurlara güvenden bahsedemezsiniz.

FETÖ mücadelesinde maalesef yetersiz kalınmıştır. Bu da milletin güvenini sarsmıştır. Bir taraftan FETÖ mücadelesi verirken, diğer tarafta geçmişi FETÖ’den ibaret olanların vatandaşın gözü önünde dolaşıyor olması, hatta tehditler savurabiliyor olması; vatandaşın bu konuda güvenini bitirmiştir. Sayıştay Raporları ile tescil edilmiş milyonlarca lira yolsuzluk yapanlara kurumların duyarsız kalması, yolsuzluğun normal hale gelmesi, güveni bitirmiştir. Eskiden Belediye Başkanlarının odalarına astıkları ”Rüşvet Alan da, Veren de Mel’undur” hadisi şerifi tarihte kaldı… Ahlak çöktü; güven kalmadı…

Şu andan itibaren yapılacak olan bellidir. Ya bu memleketin başına kuzgun gibi çöreklenmiş olan FETÖ belası ile vatandaşın gönlünü rahatlatacak şekilde keskin bir şekilde mücadele edilir; ya da 10 sene sonra bir 15 Temmuz daha yaşamamız içten bile değildir.

Cumhurbaşkanının yaveri olan FETÖCÜ hain mahkeme son sözü sorulunca hala; ‘’her şey çok güzel olacak’’ diyebilecek cesarete sahip! Hala bu hainler vatandaşa içeriden tehditler savurabiliyorlar!

Sahi ne oldu idam yasasına! Hala bir idam yasasını çıkaramadık! Hangi ülkede hainlere bu şekilde davranılıyor?! Hainlerin vatan evlatlarına tehditler savurmasına izin veriliyor? Vatana ihanetin cezası her yerde ölümdür! Bunun affı olmaz! Hala bu altyapıyı hazırlayamadık!

Peki ya gençler! Hani; ‘’bu gençlerin oyunu nasıl alırız’’ diye kara kara düşündüğümüz gençler! Bu gençler 17 yıl içinde yetişen gençler! Dışarıdan ithal edilmedi. Biz gençlerimizi Devlete teslim ettik; Devlet de onları deist bir gençlik olarak geri verdi! Sabah 9, akşam 4; günde 7 saat eğitim sisteminde olan bir çocuğa anne-baba ne kadar, ne öğretebilir, nasıl eğitebilir?  Çocuklarımızı kaybettik! Hacı abinin oğlu deist oldu! Hacı Annenin kızı ateist oldu! Bunda ailelerin ne kadar suçu var?!

Bu memleketin ihtiyacı olan ve tüm sorunları çözecek olan; ”MİLLİ BİR EĞİTİM SİSTEMİ” dir. İlkokulundan, üniversitesine, anaokulu öğretmeninden, YÖK Başkanı’na kadar MİLLİLEŞTİRİLMİŞ BİR EĞİTİM SİSTEMİ. 1949’da İsmet İnönü’nün imzaladığı ve halen yürürlükte olan CIA Fullbright anlaşmasından kurtulmuş bir eğitim sistemi…

İstanbul seçimlerinin bu şekilde sonuçlanmasının hayra vesile olacağını, bu vesileyle birilerinin şapkalarını önüne alıp, gerçekten samimi, maddi hiçbir çıkar düşünmeksizin, vatanı, milleti için çalışacak milli bir ekiple birlikte tüm bu sorunların Allah’ın izniyle çözüleceğine inanıyorum. Bu memleketin gerçek evlatları henüz ölmedi…

kaynak:DipDalga.com

YORUM EKLE
YORUMLAR
bunyamimn
bunyamimn - 3 hafta Önce

bu kadar üniversite açtınız eğitim fakultelerinde ders verenler halen dinini bilmeyenler. Bir de ak parti partide iş yaptıran kısaca torpil çok ayyuka çıktı. torpil yaptıkları hep başkaları

SIRADAKİ HABER

banner5