CHP'den ihraç edilen Yılmaz Ateş, Kılıçdaroğlu'na böyle seslendi!

CHP eski Genel Başkan Yardımcısı ve 22. dönem Tunceli Milletvekili Yılmaz Ateş, partisinin FETÖ'yle ilişkisini eleştirerek; "Maalesef benim partim teslim oldu ama MHP ve Fenerbahçe, FETÖ terör örgütüne teslim olmadı. Eğer dik durabilseydik 15 Temmuz darbe girişimi de olmayacaktı" ifadelerini kullanmış ve bu sebeple partisinden apar topar ihraç edilmişti. Ateş'in disiplin süreci ve savunması ortaya çıktı.

CHP'den ihraç edilen Yılmaz Ateş, Kılıçdaroğlu'na böyle seslendi!

CHP eski Genel Başkan Yardımcısı ve 22. dönem Tunceli Milletvekili Yılmaz Ateş, geçtiğimiz hafta partisini FETÖ'yle ilişkisini eleştirdiği için adeta CHP'liler tarafından topa tutuldu. Ateş, katıldığı bir canlı yayın programında "Benim partim FETÖ'ye teslim oldu" demişti. Bu sözlerden sonra partisinden ihraç edilen Yılmaz Ateş'in disiplin süreci ve savunması ortaya çıktı.

İşte CHP'li Yılmaz Ateş'in savunması

"Katıldığım bir Televizyon Programındaki sözlerim Ankara İl Yönetim ve Disiplin Kurulları tarafından "Partimize ağır ve gerçek dışı itamlar." şeklinde değerlendirilip,14.11.2019 tarihinde kesin ihracıma karar verildiği bugün tebliğ edildi. Davet üzerine 13.11.2019 tarihinde yaptığım savunma sonrası Disiplin Kurulu'nda yapılan oylama 4'e 4 olarak sonuçlanmış, ertesi güne bırakılan toplantıda yapılan ikinci oylama bir muhalefet oyuna karşı 7 oyla ihracımla sonuçlanmıştır.

"Böyle bir şey söz konusu değildir"

Önümüzdeki günlerde Yüksek Disiplin Kurulu'na başvuracağım. Dün yapılan Parti Meclisi toplantımızda konu gündeme getirilince "Sayın Genel Başkanı aradığım, kendisi ile görüşüp savunmamı gönderdiğim." dile getirilmiş, böyle bir şey söz konusu olmamıştır.

Yanlış anlaşılmalara, saptırmalara fırsat vermemek için süreci ve yaptığım savunmayı kamuyu ile paylaşıyorum:

"Söz konusu program 22.10.2019 saat 21:00'de başlamış, 23.10.2019 Saat 00:45'de bitmiştir. Sayın Başak Şengül'ün yönettiği programa altı stüdyo konuğu katılmış, Genel Başkan Yardımcımız Sayın Aykut Erdoğdu da telefonla görüşlerini açıklamıştır. Yaklaşık 3 saat 45 dakika süren programda yaptığım konuşmadaki hangi sözlerimin "Partimize ağır ve gerçek dışı itamlar'' taşıdığını, İl Yönetim Kurulu'nun hangi tarih ve sayılı kararı ile hakkımda inceleme başlatıldığını öğrenebilmiş değilim.

"Disiplinlik bir durum yok" denildi

22 Ekimde başlayan program, 23 Ekim gecesi bitmiştir. Aynı gün saat 16:48'de bir partilimiz, isimsiz ve imzasız aşağıdaki dilekçeyi bana göndermiş, 24.10.2019 'da da arayarak bilgilendirdi. Dilekçe şöyledir:

Tarihsiz, imzasız dilekçeyi Whatsapp üzerinden 24.10.2019 saat 17:56'da İl Başkanımız Sayın Rıfkı Güvener'e gönderdim. İki dakika sonra cep telefonundan arayarak bu dilekçenin il tarafından mı hazırlandığını sordum; ''Hayır'' dedi ve Disipline konu olacak bir durumun da olmadığını belirtti.

"Parti tarihinde görülmemiş bir süreç"

Bunun üzerine 12 Dakika sonra Hukuk'tan ve Örgütten sorumlu Genel Başkan Yardımcılarımıza WhatsApp üzerinden ayrı ayrı, imzasız, isimsiz dilekçeyi gönderip altına şu notu düştüm:

Partimizin tarihinde belki görülmemiş bu hızlı süreci özellikle dikkatinize sunmak istedim. Sanıyorum, bugün huzurunuzda bulunmam isimsiz, imzasız dilekçede belirtilen çarpıtılmış sözlerimden ötürüdür. Programın konusu "Barış Harekatı ve Suriye'deki Gelişmeler''di. 3 saat 45 dakikalık programın" Terör Örgütlerinin Bölgemize, Ülkemize ve Demokrasiye Verdikleri Zarar''ın tartışıldığı bölüm 42 dakika sürdü.

Bu bölümde yaptığım konuşmanın özeti şöyledir:

"Terör Örgütü'nün 2010 yılında partimize kurduğu kaset komplosuna yönetim olarak dik duramadık. MHP dik durdu, Fenerbahçe dik durdu, kendilerini tebrik ediyorum. Bu konuda söz söylenemeyecek tek örgüt, CHP örgütüdür. Ama Genel Başkan Yardımcısı olarak içinde yer aldığım yönetim, mücadeleyi göze alamadı, terör örgütüne teslim oldu.

"Öz eleştiriden öteye bir anlam taşımıyor"

Bu sözlerimin içinde bulunduğum yönetime eleştiri – özeleştiriden öteye bir anlam taşımadığı açıktır. Kaldı ki bu eleştirinin daha ağır olanlarını başta Sayın Genel Başkan olmak üzere, değişik kademelerdeki yöneticilerimiz ve Belediye Başkanlarımız tarafından televizyon ve kamuya açık toplantılarda yapılmıştır. Çok sayıdaki örnekleri sıralamak mümkündür; benzer örneklerin hafızalarınızda olduğunu da sanıyorum. Dilerim Tüzük ve Yönetmelikler, partide iktidarda olanlara farklı, sade üyelere farklı uygulanmıyordur.

Mustafa Kemal önderliğinde Ulusal Kurtuluş Savaşı'nı kazanarak, Demokratik, Laik, Sosyal Hukuk Devleti Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran önder bir partidir, Cumhuriyet Halk Partisi.

"Tarihe kazımıştır"

Mustafa Kemal Atatürk, döneminde hazırlanan iki Anayasa'ya ''Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir'' ilkesini yerleştirerek, Anayasalarımızın değişmez maddesi olarak tarihe kazımıştır.

"Eşit ve özgür vatandaş" olmanın en önemli göstergesi, ''eleştiri - özeleştiri '' mekanizmasının, sivil toplum kuruluşlarında, siyasi partilerde ve siyasal iktidara yönelik işlemesi, işletilebilmesidir. Bu ilke; demokrasinin gelişmesinde, demokratik yönetim ve demokratik toplumun yaratılmasında, yaşatılmasında en etkili role sahiptir.

1900'lü yıllarda, bugün bize demokrasi dersi vermeye kalkan Avrupa Ülkeleri; İtalya, Portekiz, Almanya, Fransa, İspanya Faşizme kayarken, Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğindeki Türkiye çok partili siyasal sisteme, demokrasiye geçmeye çalışıyordu. Tek parti yönetiminde bağımsız adayların seçilmesi, ayrı gurup kurmaları sağlanmıştır. Bugünkü anlamda katılımcı bir demokrasiyi kurmaya çalışmıştır.

Mustafa Kemal'in sözlerini hatırlattı

1. Genel Başkanımız Mustafa Kemal Atatürk 1931 yılında yapılan 3. Olağan kurultayımızda;

" Partide bir yanlışı, bir eksikliği gördüğünüz zaman, kayıtsız şartsız eleştireceksiniz. Yapılan herhangi bir yanlışa müsamaha göstermek son derece yanlıştır. Mahsuru faydasından büyük olur. '' diyerek eleştirinin önemini vurgulamıştır. Mustafa Kemal Atatürk'ün bu değerlendirmesinin altında sanırım Ulusal Kurtuluş Savaşı sırasında gündüz cephede gösterdiği direnç, gece Türkiye Büyük Meclisi'nde muhalefet eden milletvekillerinin eleştirilerine tahammülü ve bu tahammülün getirdiği başarı yatmaktadır. Cumhuriyet Halk Partisi'nin demokratik temelleri, Ulusal Kurtuluş Savaşı'nı Türkiye Büyük Millet Meclisiyle beraber yürütürken atılmıştır..

Kemal Kılıçdaroğlu'na çağrı

Modern Türkiye'nin kurucusu CHP'nin Genel Başkanları hayatları boyunca bu ilkelerin önderliğini yapmışlardır. 3. Genel Başkanımız Sayın Bülent Ecevit, parti yönetiminin ağır baskılarına karşılık partililere şöyle seslenmiştir:

"Özgür bir partinin özgür bireyleri mi, yoksa kapıkulu mu olacağız?" Ve Cumhuriyet Halk Partililer özgür bir partinin özgür bireyleri olmayı tercih etmiştir. Bugünkü Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhuriyetin 96. yılında şu değerlendirmeyi yapmıştır:

"Cumhuriyetimizin 100. yılına giderken, doğmalardan ve ön kabullerden arınmış, özeleştiriden korkmayan ve hatta toplumsal mutabakata dayalı yeni bir tarih okumasına imkan tanıyan bir dönemi başlatmalıyız. Biz hazırız!"

SHP'den başlayarak CHP'de devam eden 30 yıllık siyasi hayatımın 20 yılı yöneticilikle geçti. Mahalle delegelinden başlayarak Ankara İl Sekreterliği, İl Başkanlığı, Parti Meclisi Üyeliği, üç dönem milletvekilliği, TBMM Başkanvekilliği, Ankara Büyükşehir Belediye Başkan Adaylığı, Genel Başkan Yardımcılığı görevlerinde bulundum.

Siyasi hayatımdan önce gazetecilik ve STK yöneticiliği dönemlerimde de, 12 Eylül askeri rejimi de dahil, özgürlükleri kısan, demokratik kanalları daraltan uygulamalara karşı hep mücadele ettim. Bu mücadeleyi siyasi hayatımda da sürdürdüm. Aydınlar dilekçesini imzaladığım için Kenan Evren'in Sıkıyönetim Askeri Savcılarına yargılattığı 1.251 kişiden biriyim. Evren'in bu iddiasını demokrasi mücadelesinin "Onur Belgesi" olarak gördüm. Askeri Savcılar, askeri rejim liderine boyun eğmedi.

"Hayatım boyunca mücadele ettim"

Hayatım boyunca Türkiye'nin kuruluş, kurtuluş felsefesine, Atatürk Devrimlerine, Demokratik Laik Cumhuriyet İlkelerine, halkın iradesine saygılı yaşadım. Bu değerlerimizi tehdit eden uygulamalara karşı çıktım. Terör örgütlerine karşı; ülkemin birliğinden, bütünlüğünden, insan hak ve özgürlüklerinden, demokrasiden yana oldum. Bedelini ödemeyi göze alarak yöneticiliğini yaptığım örgütlere ve partime sızmalarına seyirci kalmadım, mücadele etmeyi tercih ettim.

"15 Temmuz darbe girişiminden sonra..."

Bizim "F Tipi Örgütlenme" dediğimiz, 15 Temmuz Darbe Girişimi'nden sonra "Fetö Terör Örgütü Paralel Devlet Yapılanması" adı verilen hain örgütün Devleti nasıl ele geçirmekte olduğunu 15.02.207 tarihinde CHP Gurubu olarak TBMM Başkanlığı'na verdiğimiz Meclis Soruşturması Önergesi'nde yer almaktadır. Bu önerge tarihi bir belgedir.

Cumhuriyet Halk Partisi ve partililerin hassasiyetlerinin derin tarihsel kaynakları vardır. CHP ve kuruluşunda önderlik ettiği Demokratik, Laik, Sosyal Hukuk Devleti Türkiye Cumhuriyeti; iç ve dış düşman güçlere rağmen 96 yıldır yaşıyorsa-ki sonsuza kadar yaşayacaktır- bilinmelidir ki, bu hassasiyetlerin toplumun büyük kesimleri tarafında benimsenmesindeki katkımızın önemli bir payı vardır. Aman bu duyarlılığımızı yitirmeyelim.

"Parti içi demokrasi tanımlamalarına aykırıdır"

Hakkımda başlatılan inceleme, demokrasiye, Cumhuriyet Halk Partisi geleneklerine, ilkelerine, genel başkanlarımızın parti içi demokrasi tanımlamalarına aykırıdır.

Bu inceleme, 1900'lü yılların başında Avrupa Diktatörlerinin demokrasi anlayışını hatırlatıyor. Ve bu inceleme, ''Fetö Terör Örgütü iyi ki komplo kurdu. İyi ki 15 Temmuz Darbe Girişimine kalkıştı." Anlayışını çağrıştırıyor. Partimizin bu zan altına sokulmayacağına inanıyorum. Takdir, Anayasal Sistemimizin, '' Güçler Ayrılığı '' ilkesini temsil eden Disiplin Kurulu'muzundur."

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner5