banner5

banner29

Ergen genç kime muhtaç? Çocuklar annesiz büyüyor!

Habervakti.com yazarı Kemalettin İsaoğlu, "Ergen genç kime muhtaç" başlığıyla kaleme aldığı yazısında çocukların 'ailesiz' büyüdüğünü verguladı.

Gündem 31.01.2020, 12:15
Ergen genç kime muhtaç? Çocuklar annesiz büyüyor!

Kemalettin İsaoğlu yazısında, günümüzün acı gerçeğini anlatırken, "Yeni doğmuş ve beş yaşına kadar süreçte çocuğun ihtiyacı duyduğu en önemli şey: Anne sevgisi, anne şefkati, anne merhametidir... Buna kısaca anne diyoruz... Anneye ihtiyacı vardır çocuğun... Ama neylersiniz ki, her şey vardır da annesi yoktur çocuğun. Hem de var olduğu halde yoktur. Akşama kadar başkaları için "iş"te çalışan anne, akşam saatinde anneleşerek kreşten bebeciğini alıp gece sabaha kadar sadece onunla ilgilense bile -ki bu fiziki olarak mümkün değildir- sabahtan akşama kadar yaşadığı annesizliğin verdiği şuur altındaki korku ve endişeyi, üzüntü ve paniği sarmaya yetmeyecektir. Çocuklar metropol dayatması sebebiyle hayatta olmalarına rağmen annesiz büyümektedir..." ifadelerine yer verdi.

İşte İsaoğlu'nun o yazısı:

ERGEN GENÇ KİME MUHTAÇ

Yakın çevresinde örnek alabileceği bir üst jenerasyonun var olması "insan" için çok önemli bir etkendir.

Özellikle ergenlik çağına gelindiğinde aklın beyinden çıkıp duyguların hâkim olduğu dönemlerde genç insana ne kendisinin, ne ailesinin gücü yetmektedir. İçi içine sığmayan bir ruh hali vardır o dönemlerde. Doğruyu eğriyi seçemeyecek şekilde karışık bir duygu yapılanması yaşanır. Hayatta birey olarak yer alması gerektiğine inanan bir sürece girmiştir.

Ama nerede ve nasıl olması gerektiğini kendisi de bilemeyen bir konumdadır.

O yaşta insan buz üzerinde kayan bir otomobil gibidir. Söz konusu otomobilin her bir şeyi tamamdır. Ama şoför otomobiline hâkimiyet kuramaz. Fren yapsa fren tutmaz, direksiyon çevirse direksiyon anlamsızdır. Otomobildeki kontrol mekanizmaları buz üstünde iken otomobile bir fayda sağlamamaktadır.

Ergenlik dönemi denilen dönem de insanın hayatında bireysel olarak kendi kontrol mekanizmalarının bir şey ifade etmediği edemediği bir buzlu süreçtir.

O süreçte nice güzelim araçlar hiç yok yere şarampole yuvarlanmış, ya da duvara toslamış ya da kaza yaparak hasar almış ise ergenlik döneminin buzlu sürecinde de nice genç insan hasar almıştır. O dönemdeki kaygan zeminde yolunu ve istikametini öyle bir değiştirmiştir ki bazen o istikamet hayatının geri kalan sürecini dahi etkileyecektir.

İlk aşklar bu süreçte başlar... Öyle lezzetlidir ki onu o aşk lezzetinden kimse alıkoyamaz.

Oysa gelip geçici bir hevestir o aşk... Tıpkı süt dişleri çıkan çocuğun bir süre sonra hepsinin teker teker döküleceği gibi bu ilk aşk dönemi de hep zaman içinde unutulan bir süreçtir.

İlk aşk sürecinde insanın çevresine bakışında da hiç değişmeyeceğini zannettiği saplantıları olur. Ama yaşı gereği büyük hayranlıklara imza atamaz. Bir siyasî lideri kendine örnek almaz ama mahallenin en kabadayısını pekâlâ kendine hemen örnek alabilir.

Dünya çapında ideolojileri irdeleyecek bilgiye elbette ki sahip değildir ama o ideolojinin ismiyle hareket eden kendi bölgesindeki küçük gruplara büyük hayallerle karışmak ister.

Aslında bu bir bakıma sığınma duygusudur. O yaş, çocukluktan çıkıp birey olmaya başlama yaşıdır. Bu ise sorumluluk gerektirmeye başlayan yaştır.

İşte bu yaşta insan kendine yeni bir ortam ve dayanacağı kendini sahiplenebileceğini düşününce rahatlayacağı veya sorunu olduğunda çözüme kavuşturacağına inandığı bir hami, bir koruyucu arar.

Bu koruyucu o yaşa göre anne veya baba olamaz... Çünkü o yaşın insanı sanal bir süreçte o çekirdek yapıdan dış âleme açılan bir büyümenin içindedir. Artık hayatta o da vardır. Fakat hayatın büyük yaptırımı karşısında korku ve panik içindedir.

Tıpkı annesinin yanında yuvada huzur ve güvende iken bir şekilde ilk uçuşa geçen kuşların kanat çırparken yaşadığı acemilik süreci...

İşte bu süreç buzlu bir zemindir. Kontrolün en zor olduğu bir süreçtir. İlk aşkın, ilk heyecanın, ilk sevginin, ilk öfkenin velhasıl insanda var olan bütün huy ve karakterlerin ilkinin tecrübe edilmeye başlandığı acemilik sürecidir.

Bu süreç kimseden etkilenmeden asla atlatılmaz... Ve insanlar bu süreç sonrası istikametlerini çoğunlukla tesadüflerle belirlemişlerdir.

Bu sürece kim hangi yerde ve nerede yakalandıysa o yakalandığı yer ve ortamın yapısına göre şekillenecektir.

İşte bu süreçte en ideal kontrol ergen gencin en "yakın" bir üst jenerasyondan ailenin de tanıdığı bir ağabey veya abladır. Bu ideal ağabey veya abla, aslında ailenin yani ergen gencin anne babasının kriter testine uzaktan tabi tutulmuştur. Ve bu kriterlere göre ergenlik süreci başarıyla atlatabilmiş ve ailenin kendi kurumsal yapısına uygun arzu ettiği prensiplere sahip ya da totalde kabul edilebilen bir kimse olarak kabul edilmiştir.

İşte ergenliğe gelen çocuğunun bu üst jenerasyondan ağabey ve abla ile arkadaşlık yapmasını bir şekilde kısa devre yaptırarak normal sürecinde arkadaş olmuşlar gibi arkadaşlığı kurarak bu diyalogu sağlayan aile, çocuğunu mükemmel bir şekilde kontrole almış demektir.

Aşağıda vereceğimiz haber, ilginç bir örnektir.

"İzmir Buca'daki meslek lisesinde okuyan B.E. (17), geçen Mart'ta terör örgütü DHKP-C'nin gençlik yapılanmasıyla tanıştı! B.E., örgütün gençlik kolu olan Dev-Genç sempatizanlarının düzenlediği konsere gitti. Liseli B.E, geçen Temmuz'da da babası I. E. ile annesini, "Arkadaşlarımla Marmaris'e tatile gidiyorum" deyip kandırdı...

HABERVAKTİ

Yorumlar (0)
Günün Anketi Tümü
Whatsapp Sözleşmesi'ni kabul ettiniz mi?
Whatsapp Sözleşmesi'ni kabul ettiniz mi?