'EYT konusunda Kılıçdaroğlu gibi düşünüyorum, ama SSK Genel Müdürü olan Kemal Bey gibi'

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın emeklilikte yaşa takılanlara ilişkin açıklamalarını değerlendiren Sabah gazetesi yazarı Melih Altınok, "Ben bu konuda CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu gibi düşünüyorum ama SSK Genel Müdürü olan Kemal Bey gibi... Zira, 1998 yılında emeklilik yaşı için '60 yaş şart, 80 bile kurtarmaz' diyordu kendisi" ifadesini kullandı.

'EYT konusunda Kılıçdaroğlu gibi düşünüyorum, ama SSK Genel Müdürü olan Kemal Bey gibi'

Sabah yazarı Altınok, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın emeklilikte yaşa takılanlara yönelik açıklamalarını bugünkü köşesinde değerlendirdi.

Altınok, "Muhalefet yüzbinlerce seçmenin talebi olan EYT konusunu ajitatif bir düzlemde hükümeti sıkıştırmak için kullansa da Cumhurbaşkanın popülizme teslim olmaması takdire şayan" dedi.

"İnsanlar, sosyal devletin güçlü olduğu Avrupa ülkelerinde bile Türkiye'deki kadar erken yaşta emekli olamıyorlar" diyen Altınok'un "EYT konusunda Kemal Bey gibi düşünüyorum..." başlıklı yazısı şöyle:

"Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın, son yıllarda ve özellikle seçim süreçlerinde gündeme oturtulan EYT (emeklilikte yaşa takılanlar) konusundaki net açıklaması tartışılıyor:

'Bizim başımıza erken emekliliği dolayanlar bunun bedelini ödeyecek ve ödedi. Niçin erken emeklilik? Ne zaman emekli olması gerekiyorsa o zaman emekli olsun ve parasını en güzel şekliyle alsın. Erken emekli olup ikinci iş arayacak ve işsizliğin yükselmesine neden olacak. Bu hesap kötü bir hesaptır. Biz bunu politik hesaplarla yapmayacağız. Arkadaşlarıma söylüyorum, beni bu yola teşvik etmeyin. Seçimi kaybetsek de olmayacak!'

'Avrupa ülkelerinde bile Türkiye'deki kadar erken yaşta emekli olamıyorlar'

Muhalefet yüzbinlerce seçmenin talebi olan EYT konusunu ajitatif bir düzlemde hükümeti sıkıştırmak için kullansa da Cumhurbaşkanın popülizme teslim olmaması takdire şayan.

Zira Türkiye'de inşa edilen sosyal güvenlik ve emeklilik sistemi, hükümetlerin günü kurtarma telaşları yüzünden adeta bir canavara dönüştü. Örneğin Avrupa'da dört işçi bir emekliyi sübvanse ederken, bizde bu oran yaklaşık ikiye bir.

İnsanlar, sosyal devletin güçlü olduğu Avrupa ülkelerinde bile Türkiye'deki kadar erken yaşta emekli olamıyorlar. Kadınlar ve erkekler için emeklilik yaşı Danimarka'da 65, Norveç'te 62, İsveç'te 61. Türkiye'de ise kadınlar 58, erkekler 60 yaşında emekli olabiliyor.

Kuşkusuz bu sonucu doğuran, 12 Eylül sonrası işbaşına gelen siyasilerin 'erken emeklilik' tuzağına düşmeleri oldu. Turgut Özal yolu açtı... Süleyman Demirel ve İsmet İnönü'nün bedelini bugün hala ödediğimiz popülizmleri sonucunda da bu ülkede insanlar 35-36 yaşında emekli oldular!

1999 yılında, dönemin Çalışma Bakanı Yaşar Okuyan tepkileri göze alarak ülkenin ve gelecek nesillerin omzuna yüklenen erken emeklilik konusunda cesur bir adım attı.

Ve bugün, aradan geçen 20 yıldan sonra EYT'lilerin AK Parti'den değiştirilmesini istedikleri yasayı çıkardı. Bugün bakınca ne doğru bir iş yapmış diyor insan.

'20 yıl öncesi için ne öngörü, ne cesaret ama!'

Biliyorum, bu satırları okuyan EYT'li vatandaşlar, 'Her şeye para var bir bize mi yok' diye söyleniyorlar... Ancak bugün ekonomiye ve sosyal güvenliğe dair tartıştığımız sorunların temelinde zaten, devletin yıllar içinde 'aşırı sosyalleşmesi' var.

Dolayısıyla çözümü de daha fazla devlet desteğinde, sosyal yardımda ve imtiyazda aramak faydasız. Dahası bu geçici çözümler sonuçta sorunu daha da büyütüyorlar.

Kısacası ben bu konuda CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu gibi düşünüyorum... Ama SSK Genel Müdürü olan Kemal Bey gibi... Zira, 1998 yılında gazetelere verdiği röportajda emeklilik yaşı için '60 yaş şart, 80 bile kurtarmaz' diyordu kendisi.

20 yıl öncesi için ne öngörü, ne cesaret ama! Takdir ediyorum. Acaba Kemal Bey o günlerde 2019 yılı gelince kendisinin erken emekliliği destekleyeceğini de öngörmüş müdür dersiniz?"

YORUM EKLE
YORUMLAR
Murat S
Murat S - 3 hafta Önce

“Erdoğan EYT için söylediğinin tam tersini yaparsa şaşırmam”
Ekonomist Uğur Civelek, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın EYT’nin taleplerini karşılama konusunda söylediği “Seçim kaybetsek de yokum” sözünü değerlendirirken, “Taktik bir söylem. Birkaç ay sonra tam tersini yaptığını görürsem şaşırmam” dedi.


Dünya gazetesi ekonomi yazarı Uğur Civelek, Ulusal Kanal’da yayınlanan “Halkın Ekonomisi” programında, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Emeklilikte Yaşa Takılanların (EYT) taleplerini karşılama konusunda söylediği “Seçim kaybetsek de yokum” sözünü de değerlendirdi.

Civelek, 2020 bütçesinin, çalışanları da, iş dünyasını da dış dünyayı da memnun etmediğini, bu sebeple de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dış dünyaya mesaj vermek istediğini ancak bu mesajın, ayakları yere basmayan bir mesaj olduğunu ileri sürdü.

Uğur Civelek, şunları söyledi:

“Taktik bir söylem. Birkaç ay sonra tam tersini yaptığını görürsem şaşırmam. Neden? Bir yıl geçti üzerinden; 2018 başkanlık seçimi öncesinde de 2 ikramiye konusu… Daha önceden konuşulmuş olsa, kesinlikle karşı olduğunu söylerdi. Ne oldu? 2020’de bol bol seçim konuşacağız. O söylediğinin tam aksi şeyler, 2020 içinde gündeme gelebilir. Öyle şeyler yaşanabilir, köprünün altından öyle sular akabilir ki, her şey değişebilir.

Şu anki sıkıntıyı anlatayım: Erdoğan, birilerine mesaj vermeye çalışıyor; ama bu mesajın adresi şaşıyor. Şimdi EYT’nin durumu… EYT, sayısal olarak artıyor mu, azalıyor mu? Bunlar, zaman içinde azalacak bir grup olsa, “Tamam, siyaseten önemsizleşecektir” dersiniz, bu tavrınızı korursunuz; ama sayısal olarak artacak bir grupsa, bu tavrınızı koruyamazsınız.

1,5 yıldır biz, EYT’yi konuşuyoruz. Bu 1,5 yıl zarfında, yaş haddinden emekli olamayanların bir kısmı emekli olmuş olabilir; çünkü bunlar, prim ödeme süresini doldurdu, yaş haddi nedeniyle emekli olamıyordu. Bu 1,5 yıl içinde belki %5’i, %10’u emekli olmuş olabilir. Rakam küçüldü mü? Hayır. Çok daha fazlası katıldı buna. Yenileri katılıyor, sayı büyüyor. Bu yüzden siyaseten, bugün söylenenin tam zıddı konuşulabilir. Birincisi bu…

Bu EYT konusu, iç siyasette iktidar olanı yıpratıcı bir konu. Demek ki Erdoğan, bu sözü iç siyaset açısından söylemiyor. Bu mesaj, bütçe çalışmalarına destek vermek için söylenmiş. O bütçe çalışmaları ki, ücretlilerin hedefinde, iş dünyasının hedefinde, dış dünya da artık gelişen ekonomilere eskisi gibi güvenemiyor. Onun için Erdoğan’ın dışarıya verdiği mesaj, ayakları yere basmayan bir mesaj.

Şimdi bakıyorum, yeni vergiler tasarlıyorlar. Alamazlar; kayıt dışılık patlar. Türkiye’de bütçe açığını aşağıya çekmek istiyorsanız, harcamaları kısmanız lâzım. Bu, Erdoğan’ın siyasî intiharı demek. Harcamaları kısması gerekirken, “Yeni harcamaya hayır” diyor; EYT konusu bu… Yaptıklarını abartıyor. Hayır, daha harcama kısması lâzım; ama harcamaları bu şekilde kısarsa, bütçe açığını küçültecek. Dar açıdan bakıyor. Hayır. Kamu harcamasını kıstığı an, Türkiye bunalıma gire. Nasıl? E özel sektör yatırım yapmıyor, içeride zorunlu ihtiyaç dışında tüketim zayıflıyor. E kamu da yatırımları kısar, yatırım falan yapmazsa, bu ekonomi yüzde üçer beşer oranında küçülür, sistem çöküşe geçer. Yani kamunun harcama kısması, çöküşü hızlandıracak bir durum. E ensemizde bu varken bütçe açığını küçültme şansımız var mı? Hayır, yok. Nasıl ki yaptırımları ötelemek için bir hafta, bir ay bir şey yapıyorsun, bauda da yabancıların Türkiye’den kaçışını ötelemek için bir şey yapıyorsun. Onların duymak istediği şeyi söylüyorsun; ama burada bir sorun çözmüyorsun. Sorunu ağırlaştırıyorsun. Patlayacak hale getiriyorsun. 2020 bütçesinde ne iş dünyasını, ne çalışanları, ne muhalefeti, hiç kimseyi memnun edemeyecek bir bütçe çıkacak. Kara delik olacak. Bütçe açığı, yeni rekorlara koşacak. Son 15 yılın rekorlarına… İçerideki uzlaşmazlıklar açığa çıkacak. Meclis aritmetiğindeki değişikliği önlemek olanaksızlaşacak. Türkiye, 2020’de hep siyaset konuşacak; çünkü insanlar, haksızlıklarını gidermek için siyaset yapmak zorunda kalacaklar. Herkes de birtakım o haksızlıklardan mağdur olacak ve siyasîlerin de gücü, bunların dozunu azaltmaya yetmeyecek.

Vergi oranlarında yükselişler var. Gelir dağılımı bozulmuş. İnsanlar, “Üstümüzdeki vergi yükünü azaltın” diye çığlık atıyor, Tam tersine, “Onu azaltamayız, yüksek gelirlilerden daha çok almak zorundayız” deniliyor. Zamlar geliyor. Yani sorunlarımızı ağırlaştırdık, saldık çayıra; o sorunlar, bizim geleceğimizi yok ediyor.”

SIRADAKİ HABER

banner5