FETÖ'nün MİT kumpasında Erdoğan ve MİT mağdur değil mi?

Oda TV yazarı Müyesser Yılmaz, 7 Şubat MİT kumpası hakkında kaleme aldığı yazısında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ve MİT'in müşteki olmadığını vurgulayarak, davanın tek müştekisinin FETÖ'cüler tarafından deşifre edilen MİT'e çalışan gazeteci Mustafa Özer'in olduğunu belirtti.

FETÖ'nün MİT kumpasında Erdoğan ve MİT mağdur değil mi?

FETÖ'nün AK Parti iktidarına karşı açtığı savaşın ilk hamlesi olan 7 Şubat MİT krizi davası, toplumsal hafızadaki tazeliğini korumaya devam ediyor. 7 Şubat MİT kumpası davası 6 Kasım'da Yargıtay 9. Ağır Ceza'da görülmeye başlanacak. 

7 Şubat MİT kumpası davası hakkında açıklamalarda bulunan Yıldız köşesinde şöyle dile getirdi:

Türkiye'yi sarsan olaydan sadece 4 ay sonra Fetullah Gülen'e, “Artık bu hasret bitsin” çağrısı yapılmış, 17 Aralık'tan sonra Fehmi Koru ile Alaeddin Kaya “Arabuluculuk” için Pensilvanya'ya gönderilmiş olsa dahi 7 Şubat 2012'de MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve yardımcılarının gözaltına alınıp, onlar üzerinden de Erdoğan'a ulaşma amaçlı operasyonun, “FETÖ”nün, iktidara karşı ilk büyük operasyonu olduğu, “FETÖ” tehlikesinin o zaman anlaşıldığı anlatıldı.

Ayrıca tüm “FETÖ” ve darbe iddianamelerinde, 17-25 Aralık, MİT TIR'ları olayı, nihayetinde 15 Temmuz darbe girişiminin ilk zincirini “7 Şubat MİT krizinin” oluşturduğu vurgulandı.

İşte böylesine önemli bu olayın davası Çarşamba günü Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nde görülmeye başlanacak.

Davanın sanıkları dönemin savcıları Bilal Bayraktar ve Sadrettin Sarıkaya. Bayraktar firari. Sarıkaya ise “FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne üye olma, siyasi ve askeri casusluk, gizli kalması gereken bilgileri açıklama ve bu suça teşebbüs etme, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyet Hükümeti'ni ortadan kaldırma veya görevlerini yapmasını kısmen ya da tamamen yapmasını engellemeye teşebbüs etme, suç uydurma, özel hayatın gizliliğini ihlal, hukuka aykırı olarak elde edilen verilerin kaydedilmesi, suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme, görevi kötüye kullanmak, resmi belgede sahtecilik suçlarından” Silivri'de tutuklu. 

TÜRKİYE'Yİ SARSAN OPERASYONUN MAĞDURU KİM

Bayraktar ve Sarıkaya hakkındaki iddianame Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından geçtiğimiz Ocak ayında tamamlandı. 21 sayfalık iddianamenin 19 sayfasında “FETÖ” yapılanması anlatıldıktan sonra son 2 sayfasında, şu tespitlere yer verildi:

“Müşteki Mustafa Özer'in, 1991 yılında Sabah Gazetesinde muhabir olarak çalışmaya başladığı, 1997 yılından itibaren de yabancı basın kuruluşları ve haber ajansları adına çalıştığı, 2005 yılında MİT'ten gelen teklif üzerine irtibat görevlisi olarak çalışmaya başladığı, aynı zamanda yabancı haber ajanslarındaki işine de devam ettiği, o dönem itibariyle AFP (Fransız Haber Ajansı)'de şef ve foto muhabiri olarak çalıştığı, 2005 yılında Hükümetin PKK/KCK Silahlı Terör Örgütünün bitirilmesi amacıyla çözüm sürecini başlattığı, MİT'in de bu sürecin sağlıklı yürümesi ve bilgi akışını sağlamak üzere sürece dahil olduğu, müştekinin de bu süreçte irtibat görevlisi olarak MİT ile birlikte çeşitli faaliyetlere katıldığı, iki arkadaşıyla birlikte haber ajansı kurduğu ve ajans adı altında PKK yöneticileriyle irtibata geçerek, almış olduğu bilgileri analiz edilmek üzere MİT'e gönderdiği, Fetullahçı Silahlı Terör Örgütünün, çözüm sürecine karşı olması sebebiyle süreci engellemeye çalıştığı, bu doğrultuda Cumhuriyet Savcısı olarak görev yapan şüpheliler Bilal Bayraktar ve Sadrettin Sarıkaya'nın, ana dosya üzerinden PKK/KCK soruşturması yürüttükleri, yapılan soruşturma kapsamında birden fazla şüpheli ile beraber ayrıca MİT Başkanı Hakan Fidan, Eski Müsteşar Emre Taner, Müsteşar Yardımcısı Fatma Afet Güneş, Hüseyin Emre Kuzuoğlu, Yaşar Hakan Yıldırım ve Mustafa Özer hakkında PKK/KCK silahlı terör örgütüne bilerek yardım etme ve soruşturmanın gizliliğini ihlal suçlarından soruşturma başlattıkları, 13 Eylül 2011 tarihinde kamuoyunda 'Oslo görüşmeleri' olarak bilinen ses kayıtlarının basına sızdırıldığı, 20 Aralık 2011 tarihinde müşteki Mustafa Özer'in soruşturma kapsamında MİT adına çalıştığı bilindiği halde evinde arama yapılarak gözaltına alındığı, şüpheli Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından 23 Aralık 2011 tarihinde ifadesi alınan müştekinin aynı gün salıverildiği ve yurt dışına çıkış yasağı konulduğu, soruşturma evresinde müşteki Mustafa Özer'in telefonunun dinlemeye alındığı, daha sonra soruşturma dosyasında gizlilik kararı bulunduğu halde müştekinin savcılıktaki beyanının basına sızdırıldığı, hatta Taraf Gazatesi web sitesinde müştekinin isim ve soy ismiyle birlikte fotoğrafının yayınlandığı, bu şekilde müştekinin MİT adına çalıştığı deşifre edilerek PKK/KCK Silahlı Terör Örgütüne hedef gösterildiği, can güvenliğinin tehlike altına girdiği... Şüpheliler Sadrettin Sarıkaya ile Bilal Bayraktar'ın söz konusu soruşturma ile kamuoyunda MİT'in, PKK ile organize hareket eden teşkilât algısı oluşturdukları, mensubu oldukları Fetullahçı Silahlı Terör Örgütünün bu süreçte 7 Şubat 2012 tarihinde MİT soruşturmasıyla yargıyı kullanarak, bir yandan kendilerinden olmayan MİT yönetimini bertaraf etmek, MİT'i ele geçirmek, bir yandan da aynı soruşturmayla Hükümetin, Güneydoğu sorununu çözmek amacıyla başlattığı barış sürecini durdurmak için harekete geçtiği... MİT yöneticilerinin, Hükümetin ve Başbakanın terör örgütüne yardımla suçlanmak istendiği, bu soruşturmanın Hükümeti yıpratıp göz dağı vermek için yapıldığı, örgütün bu denemesinin istihbarat görevlileri hakkında soruşturmaların izne bağlanması sistemine geçilerek önlendiği... Kamuoyunda 'çözüm süreci' olarak bilinen süreci sabote etmek ve meşru Hükümeti zor duruma düşürmeye yönelik olarak gerçekleştirildiği anlaşılan ve süreç içerisinde görev alan kamu görevlileriyle birlikte, müştekinin de dahil edildiği... Şüpheliler Bilal Bayraktar ve Sadrettin Sarıkaya'nın üyesi oldukları FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün amaç ve gayesi doğrultusunda planlı ve sistematik bir şekilde yürüttükleri söz konusu soruşturma ile yargı yetkisini kötüye kullanarak meşru Hükümeti devirmeye çalıştıkları, MİT'i kamuoyu nezdinde yıpratmayı amaçladıkları...”

Bu tespitlerin ardından da “Silahlı terör örgütüne üye olma, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs, devletin güvenliğine ilişkin gizli kalması gereken bilgileri casusluk maksadıyla açıklama, gizliliğin ihlali, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, görevi kötüye kullanma, terörle mücadelede görev almış kişileri hedef gösterme” suçlamalarıyla, eski savcıların 2'şer kez ağırlaştırılmış müebbet ve 30'ar yıla kadar hapisle cezalandırılması istendi.

SORULMADI MI ŞİKAYETÇİ Mİ OLMADILAR 

Soruşturma Mustafa Özer'in suç duyurusu üzerine yapılmış ve suç tarihi de Özer'in gözaltına alındığı 20 Aralık 2011 tarihi olarak belirtilmiş olsa da görüldüğü üzere, iddianamenin ve suçlamaların ana çatısını 7 Şubat'taki MİT operasyonu oluşturuyor.

Burada dikkat çekici noktaya gelirsek; Davanın tek müştekisi var; Gazeteci ve MİT'in irtibat görevlisi Mustafa Özer.

Türkiye'yi sarsan ve de AKP-FETÖ ilişkisinde dönüm noktası niteliğinde olan bir operasyonla ilgili davadan söz ediyoruz. 

Fakat operasyonun hedefindeki asıl isimler, yani dönemin Başbakanı Erdoğan, MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve yardımcıları bu davada yok!.. 

Acaba beyanlarına başvurma gereği mi duyulmadı, yoksa onlar mı davaya taraf olmak istemedi?

Yargılama aşamasında müdahillik talebinde bulunurlar mı bilinmez, ama bu durum son derece önemli bir davada çok önemli bir eksiklik değil mi?!.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner5