Had safhaya ulaşan eşcinsellik akımı! İnsan ifsad olmuşsa...

Doğan bebeklere vurulan aşılarla başlıyor herşey, ardından NETFLİX ve sosyal platformlardaki eşcinsel içerikli diziler, Kore sinema ekolüyle gençlerin cinsel kimlikleri dönüştürülüyor. Tehlike büyük!

Had safhaya ulaşan eşcinsellik akımı! İnsan ifsad olmuşsa...

sağlıklı yaşam konusunda birçok yazı kaleme almış yazar Yağmur Mirzayeva, eşcinsellik hakkında "Had safhaya ulaşan eşcinsellik akımı… Asıl vuruş doğumla başlıyor!" başlıklı yazı yayınladı. "Artık aklımızı zorlayacak ve hakikaten “Tepki vermezsek” eski kavimler gibi helâkımızı bekleyeceğimiz günlerin eşiğindeyiz." diyen Mirzayeva önemli noktalara değindi.

İşte o yazı:

Had safhaya ulaşan eşcinsellik akımı… Asıl vuruş doğumla başlıyor!

Artık aklımızı zorlayacak ve hakikaten “Tepki vermezsek” eski kavimler gibi helâkımızı bekleyeceğimiz günlerin eşiğindeyiz. 

Önceleri “Sağlıklı yaşam” için yazıyordum ama bugün “Nasıl insan kalabiliriz?” sorusunun cevabını arar oldum.

Neslimizi ve ümmetimizi tehtid eden “eş cinsellik” belası günümüzde kirli eller tarafından öyle normalleştirildi ki artık önünü alamaz bir hale geldik toplum olarak.

İnanın, gelen özel mesajların bir bölümünü paylaşmaya kalksam, dudaklarınızı uçuklatmaya yeter.

"Evlendikten sonra kocasının eşcinsel olduğunu... Erkek kardeşinin erkek sevgilisi olduğunu... Hafız olacak kadar dinde ilerleyen kızlarımızın hemcinslerine ilgi duyduklarını…” şu an buraya “yazabildiklerim..” yazamadıklarımı ise artık siz tasavvur edin.

Her defasında şunu sordum kendime; 
“-Ne oluyor ismi ‘Muhammed… Aişe…’ olan evlatlarımıza? Bu çocuklar gökten zembille inmiyor ki, bizim kucaklarımızda büyüyorlar.”

Bunun analizini yapmaya çalışırken bir nokta dikkatimi çekti. Şu an sosyal medyada büyük bir algı operasyonu var. Ne kadar cinsiyetsiz insan varsa, popüler olmuş durumda.

Ve hepsinin bir tek ortak noktası var “Görkemli hayat ve zenginlik!”

Nerede bir eşcinsel tip görsek, hepsi havuzlu villalarda oturuyor, son model giyiniyor, şoförlerle geziyor. 

Tam da gençlere özendirilen o hayatın sefasını sürüyorlar.

Peki nasıl oluyor bu!..

Nereden geliyor bu suyun kaynağı?

Elbette, tankla-topla giremedikleri ülkelerin ahlakını çökertip, biyolojik olarak savaş açan eller, her türlü imkanı sağlıyor.

Bunu finanse edenler lağımı, “çiçek bahçesi” gibi göstererek süslemektedirler.

Bu insanlar, birer proje olarak sunuluyor ve büyük paralarla destekleniyorlar.

Hem de öyle ki medya, bu kişileri “İnce, naif, yardımsever, mazlum, masum..” insanlar gibi paketleyip bizlere sunuyor.

İşte şeytanın en büyük aldatması ise burada başlıyor.

“Netflix” ve benzer platformların batağına saplanan ve popüler dizilere bir sezonu neredeyse 3 günde izleyecek kadar bağımlı olan gençlere sunulan o yabancı dizilerin yüzde 90'ında eşcinsel karakterler işleniyor.

Nereden çıktığı belli olmayan “Kore akımı”nda da eşcinsel ilişkiler had safhada değil mi?

Evet televizyon ve sosyal medyada büyük bir algı operasyonu var; lakin bunlar sadece son vuruşlar emin olun.

Asıl vuruş doğumla başlıyor!

Biz ilk söylediğimizde “Yobazlar, cahiller, bağnazlar uyduruyorlar…” diyorlardı lakin “WHO” (Dünya Sağlık Örgütü) verilerini sunduğumuz ve prospektüslere ulaştığımız anda bir takım sözde sağlıkçılar da artık kabul etmek zorunda (!) kaldılar bu gerçekleri ki; doğumla başlayıp, ilk iki sene aşılanan çocuklara zerk edilen kimyasalların içerisinde ve özellikle “Rotavirüs aşısı”, domuz derisinden ve insan derisinden yapılır-mış!

“İnsan derisi” yani “Kürtaj fetusları”ndan alınan genler varmış… mış… mış!..

Evet evet!..

Hangi anne bilgilendirildi acaba!

Allah bizi affetsin!.. Artık; “Domuzu geçtik, bari insan ‘DNA’sı koymayın aşıların içine!..” diye yalvarır hale geldik!

“Fetus”lardan alınan “DNA”lar, aşı yoluyla bebeklere enjekte ediliyor; peki sonuç!..

-GEN ÇAKIŞMASI!

Kız bebekten alınan gen, erkek bebeğe yüklendiğinde bu genler çakışır ve oğlunuz 7 yaşında bebeklerle oynamaya başlar, 18’inde “Ben hemcinslerimden hoşlanıyorum” der!

Kızınız; erkeksi hareketler sergiler, “Ben kız gibi hissetmiyorum!..” diye bir gün isyan eder!

Kaç tane cinsiyet değiştirme davası var hiç adliyelere gidiyor musunuz? 

Bu işin şakası yok artık!

İnkâr da etmeye kalkmasın kimse!

Görmüyor mu gözlerimiz yeni neslin halini!

90’ların neslini kısır, 2000’lerin neslini eşcinsel ettiler!

Çünkü ağababaları, Rockefeller ailesi böyle buyurdu!

Ve büyük resmi gör-me-me-miz için de herşeyi küçük parçalara böldüler.

Anlamadık, anlayamadık!

Hakkı söyleyenler ya taşlandı, ya öldürüldü!

Çünkü hakikaten bu meseleler “Sağlıklı beslen!.. Grip olma!.. Kilo alma!..” dertlerinden çoook ötede artık. 

Bugün parkinson ilaçlarından tutun bir çok ilacın prospektüsünde yan etki olarak “Kişilik değişimi…” diye yazar.

Kim oturup düşünüyor bu ibare üzerinde Allah aşkına?

Nedir bu “Kişilik değişimi?”

“Bu ilacı kullandıktan sonra, eşcinsel olabilirsin, zinakâr olabilirsin, kumarbaz olabilirsin kişiliğin değişir artık ‘sen, sen olmaktan’ çıkarsın” deniliyor. 

Berbat bir nesil planlamasıyla karşı karşıyayız!

Dört bir yanımız ateş altında değil mi!..

Kaldı mı Türkiye’den başka işgal edilmemiş, yakılıp yıkılmamış bir ülke daha!

Bu ülkenin üzerine bomba atamadılar ama alttan öyle balyoz darbeleri indirdiler ki genç nesilin temellerini yıktılar.

Bir nesil nasıl ifsad olur gördük mü?

Bir ülke nasıl bitirilir öğrendik mi?

Özel konuşmalarımda şunu söylüyorum yakınlarıma;

“-15 sene sonra Türkiye'de asker kalmayacak, o güne kadar ölürsem demişti dersiniz..” 

Erkeklerin bir çoğu “LGBT” denilen akıma kapıldı. 

Sağ kalanlar genç yaşta tiroid, insülin, kalp hastalıkları ile mücadelede.. 

Ve en önemlisi; şu an doğan 58 çocuktan 1'i ise otizm oluyor. Bunu ben değil, istatistikler söylüyor.

Günden güne ise bu oran düşmekte.

Eğer anneler uyanmazsa 10 sene sonra 5 çocuktan 1'i otizm olacak.

Tam da istenildiği gibi!..

Bunların yüzde 70'i ise erkek!

Kalır mı sanıyoruz bu ülkede er oğlu er!

Bırakırlar mı bizim yakamızı!

Ortadoğu coğrafyasını yak yık!..

Afrika'yı sömür!..

Yemen'i susuzluktan kır!..

Arakan'ı katlet ama Türkiye’dekilere “şifa” dağıt..

En ağır darbe bize inmekte.. 

Rabbim gözlerimizi açsın!

Dimdik durun ve korkmayın.

Son sözümüz olacak onlara;

-BİZDE SİZE YEDİRECEK EVLAT YOK!..

.

Yağmur Mirzayeva, dikGAZETE.com

Güncelleme Tarihi: 10 Haziran 2019, 11:14
YORUM EKLE
YORUMLAR
Ertuğrul Tulpar
Ertuğrul Tulpar - 6 ay Önce

Ünlü psikolog tehlikeyi işaret etti! LGBT değil, eşcinsel...
Yazarımız Psikolog Hüseyin Kaçın, eşcinsel ifadesi yerine LGBT ifadesinin kulanılmasını yanlış bulduğunu ifade ederek büyük tehlikeyi işaret etti. Kaçın, toplumsal cinsiyet eşitliği kapsamında toplumun dinamikleriyle oynanmaya çalışıldığını da belirtti.

Yazar kadrosunu her geçen gün güçlendiren sitemiz Habervakti.com Psikolog Hüseyin Kaçın'ı kadrosuna dahil ederek daha da güçlendi!

Yeni yazılarıyla bundan sonra Habervakti.com'de yer alacak olan Psikolog Hüseyin Kaçın, ilk yazısında ''eşcinselliğin normalleştirilmesine yönelik yürütülen planlı çalışmaları'' çarpıcı bir şekilde ele alarak toplumsal düzeyde ikon haline getirilmeye çalışılan Gay ve lezbiyen bireylerin popüleritesinin her geçen gün sistematik bir şekilde yükseltilmesinin tehlikelerinin yanısıra bu bireylere LGBT denmesinin bile bir planın parçası olduğunu iddia etti!

İşte Kaçın'ın o yazısı:

Son dönemde medya dünyasında sürekli olarak eşcinselliğin normalleştirilmesine yönelik çabalar gören gözlere aşikardır. Eşcinsel derneklerinin yoğun çabaları ile eşcinselliğin genetik olduğuna yönelik sözde bilimsel açıklamalar sık sık dile getirilmektedir. İnsan biyolojik, psikolojik ve sosyolojik süreçler yaşayan bir varlık olmasına rağmen eşcinsel örgütlerin sözde bilimsel metinlerinde eşcinsellik söz konusu olduğunda insan " biyolojik ve sosyolojik " bir varlık olarak tasarlanmaktadır.

Biyolojisi insanı eşcinsel yapmışsa, psikolojik süreçler yani anne babaların çocuk yetiştirme tutumları hiç dikkate alınmadan eşcinsel bireyin, sosyal hakları gündeme getirilerek yeni bir toplumsal kimlik yaratma çabaları sarfedilmektedir. Çocuklarının eşcinsel olduğunu öğrenen aileler sarsıcı bir gerçekle karşılaştıklarında yıkılmaktadırlar. Elleri kolları bağlanmış olarak büyük bir ızdırap içinde kendilerini çaresiz hissetmektedirler. Eşcinsel Terapi konusunda yeterli kuruluş ve yayın olmadığı için ilk adres olarak gidilecek kurum; genelde Eşcinsel dernekleri olmaktadır. Bu derneklerin kapısını çalan aileler bir acı gerçekle karşı karşıyadırlar. Buradaki sözde yetkili ve yetkin kişiler eşcinselliğin tedavisinin olmadığını ve bunun doğal bir yönelim olduğunu ifade etmektedirler. Moral yitimi yaşayan ailelere bu durumu kabullenmeleri önerilmektedir. Ülkemizde eşcinselliğin iyileştirilmesine yönelik kurumsal çalışmalar yapılmadığı için eşcinsellik git gide yaygınlaşmaktadır. Bir rakam vermek gerekirse bu sayı nüfusuzumuzun en az yüzde beş ile yüzde onu arasında bir sayı olarak düşünülmelidir. Türkiye'nin yüzleşmek zorunda olduğu ama bir o kadar da geç kalınmış bir sorundur eşcinsellik....

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve İstanbul Sözleşmesi başlıkları altında son günlerde yaygın olarak konuşulan bu konunun özeti kadın-erkek eşitliği gibi görünse de cinsel yönelim yani aç parantez aslında eşcinsel bireylerin okul yada sosyal yaşamda haklarının savunulmasına yönelik çalışmalardır.

Bu kapsamda ülkemizin medeniyet ve kültür değerlerini yıkmaya yönelik bu tehlikeli gelişmeye karşı duruş sergileyen yazarlar ve çizerlerin dikkat etmesi gereken en önemli konu üslup yada kavram sorunudur. Eşcinseller demek yeterli iken LGBT derseniz zaten EŞCİNSEL İDEOLOJİ ile mücadeleyi baştan kaybetmiş olursunuz. Dindar, muhafazakar yada İslamcı "adına ne derseniz deyiniz" camia karşısında stratejileriyle, kavramları ve söylemleriyle EŞCİNSEL İDEOLOJİ ve ÖRGÜTLER gün geçtikçe daha da güç kazanmaktadırlar. Yeni Şafak, Akit ve Milli Gazete yazarlarının, muhabirlerinin bu eşcinsellik sorunu karşısında ortak bir dil kullanmak zorunluluğu bulunmaktadır. Haberlerde ve köşe yazılarında LBGT dediğiniz takdirde baştan kaybettiğiniz bir mücadelenin içerisindesinizdir. Eşcinsellerin sosyologları, psikologları hatta ilahiyatçıları bu konularda örgütlenmek açısından azim ve kararlılıkla çalışmaktadırlar. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve İstanbul Sözleşmesi yeni nesillerin arzulandığı şekilde dindar değil tersine biseksüel (eşcinsel) ve deist bir nesil olması sonucunu doğuracaktır.

Eşcinsellik yeni yüzyılın yeni bir dini örgütlenmesidir. Tarih boyunca kan uyuşmazlığı yaşayan semavi dinlerin Yahudilerin, Hristiyanların ve Müslümanların eşcinsellik çatısı altında birleştirildiğine tanık olacaksınız. Eşcinsellik bir misyonerlik çalışması olarak dini örgütlenmesini zamanla yarışarak sürdürmeketdir. İnternette küçük bir araştırma yaparsanoz eşcinsel kiliseleri ve rahipleri, eşcinsel camileri ve imamları varlıklarını birer ikişer ilan etmektedirler.

Bizden söylemesi haberiniz yoksa bilginiz olsun en azından... Bilirsiniz ki bu çağın sorunlarını çözmek adına bilgi büyük bir güçtür. Eşcinselliğe dair bilginiz yoksa bilmediğiniz bir konuda tartışırken dininizi de davanızı da herşeyinizi kaybedebilirsiniz.

"Müslüman Türk Aile" yapısı sarsılmaktadır ama umulur ki yıkılmayacaktır. Batı Medeniyeti'nin bu amansız saldırısı, Medeniyet ve Kültür değerlerimizi yok etmeye yöneliktir. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği sağlandığında eşcinsel evlilikleri ve eşcinsellerin evlat edinmesi tartışmaları vakit kaybetmeden başlayacaktır. Medeniyetimizin kültür değerlerinin yıkılmaması isteniyorsa eşcinsellik konusunda öncelikle koruyucu tedbirler konuşulmalıdır. https://www.habervakti.com/profil/28/psikolog-huseyin-kacin

SIRADAKİ HABER

banner5